Çalışma önemli bir bağlantıya işaret ediyor ancak bu bakteriyel değişimlerin gebelik sorunlarına doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor.

Danimarka’da Kopenhag Üniversitesi ve Kopenhag Üniversite Hastanelerindeki araştırmacıların öncülüğünde yürütülen ileriye dönük çok kohortlu çalışmada, infertilite tedavisi gören veya tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan çiftlerin vajinal, bağırsak ve semen mikrobiyomları incelendi. İnsanlar üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları, European Society of Human Reproduction and Embryology 2026 bilimsel toplantısında sunuldu ve Human Reproduction dergisinin ESHRE 2026 ek sayısında yayımlandı. Bulgular özellikle erkek partnerin semenindeki mikrobiyal yapının gebeliğin oluşması, gebelik kaybı ve canlı doğum gibi sonuçlarla ilişkili olabileceğini ortaya koydu. [1].

Araştırmada kadın ve erkek birlikte değerlendirildi

Mikrobiyom, insan vücudunun farklı bölgelerinde yaşayan bakteri ve diğer mikroorganizmaların oluşturduğu topluluğa verilen isim. Bu topluluğun olağan yapısının bozulması ise “disbiyozis”, yani mikrobiyal dengesizlik olarak adlandırılıyor.

Araştırmacılar üreme sağlığını yalnızca kadının vajinal mikrobiyomu üzerinden incelemek yerine, çiftin farklı vücut bölgelerindeki mikrobiyal yapıları birlikte değerlendirdi.

Çalışmanın tüp bebek tedavisi gören Mi-IVF kohortunda 249 kadın ve 96 erkek yer aldı. Tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan Mi-RPL kohortunda ise 112 olgu değerlendirildi; bu grupta 104 kadın ve 96 erkek bulunuyordu. Katılımcılardan vajinal, bağırsak ve semen örnekleri alındı ve mikroorganizmalara ait genetik materyali ayrıntılı biçimde inceleyen metagenomik dizileme yöntemi kullanıldı. [1].

Semendeki belirli bakteriyel örüntü dikkat çekti

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri erkeklerin semen örneklerinde ortaya çıktı.

Bilim insanları bazı semen örneklerinde, vajinal mikrobiyal dengesizlikte görülen yapıya benzeyen bir bakteri topluluğu belirledi. Araştırmada bu durum “seminal V-dysbiosis” olarak adlandırıldı.

Bu mikrobiyal örüntü tüp bebek grubundaki 96 erkeğin 23’ünde, yani yaklaşık yüzde 24’ünde görüldü. Tekrarlayan gebelik kaybı grubunda ise 96 erkeğin 39’unda, yaklaşık yüzde 41 oranında saptandı. [1].

Araştırmacılar iki kohortu birlikte değerlendirdiklerinde, bu semen mikrobiyomu örüntüsünün gebelik kaybıyla bağımsız olarak ilişkili olduğunu belirledi. Gebelik kaybına ilişkin odds oranı 2,56 olarak hesaplandı.

Bu sayı dikkatli yorumlanmalı. Odds oranının 2,56 olması, gebelik kaybı riskinin doğrudan yüzde 156 arttığı ya da her erkeğin 2,56 kat fazla risk taşıdığı anlamına gelmiyor. Bulgular, incelenen gruplarda söz konusu mikrobiyal örüntünün bulunduğu çiftlerde gebelik kaybının istatistiksel olarak daha güçlü biçimde görüldüğünü ifade ediyor. [1].

Gebeliğin oluşmasıyla da bağlantı bulundu

Semen mikrobiyomundaki farklılık yalnızca gebelik kaybıyla ilişkili değildi.

Tüp bebek grubunda söz konusu semen disbiyozisinin bulunduğu çiftlerde embriyo transferi başına gebelik elde edilme olasılığı daha düşük bulundu. Araştırmada bu ilişki için odds oranı 0,41 olarak hesaplandı. Bulgular yaş, vücut kitle indeksi ve infertilite tanısı gibi sonucu etkileyebilecek bazı faktörler hesaba katıldıktan sonra da anlamlılığını korudu. [1].

Araştırmacılar ayrıca seminal disbiyozisin daha düşük canlı doğum oranlarıyla ilişkili olduğunu bildirdi. Ancak çalışma, belirli bir bakterinin tek başına gebeliğin oluşmasını engellediğini veya gebelik kaybına yol açtığını göstermiyor.

Bulgular daha çok semen içindeki bakteri topluluğunun genel yapısının üreme sonuçlarıyla bağlantılı olabileceğine işaret ediyor.

Kadının bağırsak mikrobiyomu da önemli bir sinyal verdi

Araştırmada yalnızca erkeklerin semen mikrobiyomu değil, kadınların bağırsak mikrobiyomu da incelendi.

Bağırsaktaki mikrobiyal dengesizliğin artması hem tüp bebek tedavisi gören kadınlarda hem de tekrarlayan gebelik kaybı grubunda gebeliğin oluşma olasılığının azalmasıyla ilişkili bulundu. Buna karşılık bağırsak mikrobiyomundaki dengesizlik ile gebelik kaybı arasında anlamlı bir ilişki gösterilemedi. [1].

Orta yaşta üç risk faktörünü kontrol etmek demansı 13 yıl geciktirebilir
Orta yaşta üç risk faktörünü kontrol etmek demansı 13 yıl geciktirebilir
İçeriği Görüntüle

Bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların bağışıklık sistemi, metabolizma ve hormonlarla yakın ilişkisi bulunuyor. Ancak mevcut çalışma, bağırsak mikrobiyomunun gebelik üzerine hangi biyolojik mekanizma aracılığıyla etki edebileceğini kanıtlayacak şekilde tasarlanmadı.

Vajinal mikrobiyomda tutarlı ilişki saptanmadı

Çalışmanın dikkat çeken bir başka sonucu ise vajinal mikrobiyomla ilgiliydi.

Araştırmacılar, vajinal mikrobiyomun yapısıyla incelenen üreme sonuçları arasında iki kohort boyunca tutarlı bir ilişki belirlemedi. [1].

Bu bulgu, vajinal mikrobiyomun üreme sağlığında önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Daha çok infertilite ve gebelik kaybını açıklamaya çalışırken yalnızca kadın üreme sistemindeki mikroorganizmalara odaklanmanın yetersiz kalabileceğine işaret ediyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu daha geniş tablo, üreme sağlığının kadın ve erkeğin biyolojik özelliklerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirdiğini destekliyor.

İnfertilite değerlendirmesinde erkek mikrobiyomu yeni bir alan olabilir

Erkek infertilitesinin değerlendirilmesinde günümüzde sperm sayısı, hareketliliği ve şekli gibi klasik semen ölçümleri önemli yer tutuyor.

Yeni bulgular, gelecekte semen mikrobiyomunun da bazı çiftlerde ek biyolojik bilgi sağlayıp sağlayamayacağının araştırılması gerektiğini düşündürüyor.

Ancak araştırma henüz semen mikrobiyomu testlerinin rutin infertilite değerlendirmesine eklenmesi gerektiğini göstermiyor. Bu tür bir testin gerçekten gebelik sonuçlarını öngörüp öngöremediğinin daha büyük ve bağımsız çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.

Antibiyotik veya probiyotik tedavisi için kanıt yok

Çalışmanın günlük yaşam açısından en önemli noktalarından biri, araştırmanın bir tedavi deneyi olmaması.

Bu nedenle semen veya bağırsak mikrobiyomunu değiştirmek amacıyla antibiyotik, probiyotik, özel beslenme programı ya da başka bir müdahalenin gebelik ve canlı doğum şansını artırdığı sonucu çıkarılamaz.

Araştırmanın bulduğu şey bir “ilişki”. Bunun bir “neden” olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Örneğin yaşam tarzı, beslenme, kullanılan ilaçlar, vücut ağırlığı, çevresel etkenler veya henüz belirlenmemiş başka biyolojik özellikler hem mikrobiyomu hem de üreme sonuçlarını etkiliyor olabilir.

Nedensellik henüz kanıtlanmadı

Araştırmanın en önemli sınırlılığı gözlemsel yapısı. Bu tür çalışmalar iki durumun birlikte görülüp görülmediğini gösterebilir ancak birinin diğerine doğrudan neden olduğunu tek başına kanıtlayamaz.

Araştırmacılar ayrıca bazı alt gruplardaki örneklem sayısının sınırlı olduğunu, gebelik kayıplarında embriyo veya fetüse ait kromozom durumunun her vakada bilinmediğini ve semen için kullanılan yeni disbiyozis sınıflandırmasının keşif aşamasında olduğunu belirtti. [1].

Mikrobiyomun beslenme, ilaç kullanımı, yaşam tarzı ve coğrafi çevre gibi çok sayıda etkene göre değişebilmesi de bulguların farklı ülkelerde ve daha geniş katılımcı gruplarında doğrulanmasını gerekli kılıyor.

Çalışma bu nedenle infertilite için yeni bir mikrobiyom tedavisinin bulunduğunu göstermiyor. Buna karşılık önemli bir araştırma yönünü güçlendiriyor: Gebeliğin oluşmasını ve devamını anlamaya çalışırken yalnızca kadına değil, çifte bakmak ve erkek partnerin biyolojik özelliklerini de daha ayrıntılı incelemek gerekebilir.

Kaynaklar

[1] Behrendt-Møller I, Krog MC, Myers PN, ve ark. Dysbiosis-associated gut and seminal microbiomes are linked to impaired pregnancy establishment and increased pregnancy loss. Human Reproduction. 2026;41(Supplement 1):i100. DOI: 10.1093/humrep/deag083.156.