Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Osmanlı Devleti’nin 34. padişahı Sultan II. Abdülhamid Han’ın doğumunun 184. yıl dönümü dolayısıyla bir anma mesajı yayımladı.

Rektör Aydın’ın mesajında, Sultan II. Abdülhamid’in yalnızca bir hükümdar olarak değil, sağlık hizmetlerinin kurumsallaşması ve modern tıp eğitiminin gelişmesi bakımından bıraktığı tarihî miras öne çıktı.

Prof. Dr. Kemalettin Aydın mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ve Gülhane’nin banisi; Osmanlı coğrafyasına 300’ü aşkın hastane ve yüzlerce eğitim müessesesi kazandıran Sultan II. Abdülhamid Han’ı, doğumunun 184. yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum.”

II. Abdülhamid döneminde sağlıkta kurumsallaşma

Sultan II. Abdülhamid’in 1876-1909 yıllarını kapsayan saltanat dönemi, Osmanlı sağlık sisteminin kurumsallaşmasının hızlandığı önemli dönemlerden biri oldu.

Το 1933, συζήτησαν η Τουρκία και η Ελλάδα την ένωση;
Το 1933, συζήτησαν η Τουρκία και η Ελλάδα την ένωση;
İçeriği Görüntüle

Döneme ilişkin akademik çalışmalarda hastanelerin yanı sıra bakteriyoloji laboratuvarları, aşı kurumları, doğumhaneler, karantina yapıları, tıp ve veterinerlik okulları gibi çok sayıda sağlık kuruluşunun faaliyete geçirildiği görülüyor. Bu tablo, sağlık politikasının yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi sunan bir anlayışla sınırlı kalmadığını; eğitim, laboratuvar, salgınlarla mücadele ve koruyucu sağlık hizmetlerinin de gelişmekte olduğunu gösteriyor.

Özellikle 19. yüzyılın sonlarında mikrobiyoloji ve bakteriyolojide yaşanan büyük bilimsel dönüşüm, Osmanlı sağlık kurumlarına da yansıdı. 1887’de Askerî Tıbbiye bünyesinde kuduz müessesesi, 1888’de aşı evi ve 1893’te bakteriyolojihane açılması bu dönüşümün önemli örnekleri arasında yer aldı.

Böylece hekim yetiştirmek ile hastane kurmak, laboratuvar kapasitesini artırmak ve salgın hastalıklarla mücadele etmek giderek birbirini tamamlayan bir sağlık yapılanmasının parçaları hâline geldi.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne bu vizyonun simge kurumlarından oldu

II. Abdülhamid döneminin tıp eğitimi açısından en görünür eserlerinden biri Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne oldu.

Modern Osmanlı tıp eğitiminin kökleri II. Mahmud dönemine kadar uzanmasına rağmen, Haydarpaşa’daki büyük Tıbbiye binasının yapımı II. Abdülhamid döneminde gerçekleştirildi. Binanın inşasına 1894 yılında başlandı. Alexandre Vallaury ve Raimondo D’Aronco tarafından tasarlanan yapı 1903 yılında tamamlandı ve 6 Kasım 1903’te eğitime açıldı.

Yapının yalnızca büyüklüğü ve mimarisi değil, tıp eğitimi için tasarlanan fonksiyonları da dönemin yaklaşımını yansıtıyordu.

Tıbbiye bünyesinde cerrahi eğitim imkânlarının yanı sıra botanik bahçesi ve tıbbi bitkiler bulunuyor, eczacı yetiştirilmesine de katkı sağlanıyordu. Haydarpaşa Asker Hastanesi ise öğrencilerin klinik eğitimi açısından Tıbbiye ile ilişkilendirilmişti.

Bu yönüyle Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne, yalnızca ders verilen bir okul olmaktan öte; teorik bilgi, klinik uygulama ve sağlık hizmetinin aynı ekosistem içerisinde buluştuğu bir tıp eğitimi merkezi niteliği taşıyordu.

Gülhane ile klinik tıp eğitiminde yeni dönem

Sultan II. Abdülhamid’in sağlık eğitimi mirasının ikinci büyük ayağını ise Gülhane oluşturdu.

Osmanlı tıp eğitim sisteminin geliştirilmesi amacıyla 1897 yılında Almanya ile yapılan protokolün ardından Bonn Üniversitesi profesörlerinden Dr. Robert Rieder ile Dr. Georg Deycke İstanbul’a geldi.

Amaçlardan biri tıp eğitimini geliştirmek, diğeri ise çağdaş klinik uygulamaların gerçekleştirilebileceği örnek bir sağlık kurumu oluşturmaktı.

Topkapı Sarayı yakınındaki Gülhane Askerî Rüştiye binası bu amaç doğrultusunda hastaneye dönüştürüldü ve Gülhane Seririyat Hastanesi 30 Aralık 1898 tarihinde hizmete açıldı.

Gülhane böylece hekimlerin yalnızca teorik bilgi edinmelerini değil, hasta başında eğitim almalarını ve klinik tecrübe kazanmalarını sağlayan önemli bir merkez hâline geldi.

Bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesinin kurumsal tarihçesi de Gülhane’nin temellerinin Sultan II. Abdülhamid tarafından 1898 yılında atıldığını belirtiyor.

Hastane, laboratuvar ve okul aynı sağlık anlayışının parçalarıydı

II. Abdülhamid dönemindeki sağlık yatırımlarına bütüncül bakıldığında dikkat çekici bir model ortaya çıkıyor.

Bir tarafta hastaneler kurulurken diğer tarafta bu hastanelerde görev yapacak hekimlerin eğitimi geliştiriliyor; laboratuvarlar açılıyor, aşı ve bakteriyoloji alanındaki yeni bilimsel yöntemlerin Osmanlı sağlık sistemine aktarılmasına çalışılıyordu.

Darülaceze, bakteriyolojihane, cüzamhane, doğumhane, telkihhane, karantinahane, hastaneler ile tıp ve veterinerlik okulları dönemin sağlık altyapısının farklı bileşenlerini oluşturuyordu.

Bu nedenle II. Abdülhamid döneminin sağlık mirasını yalnızca “kaç hastane yapıldı?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalıyor.

Asıl önemli noktalardan biri, sağlık hizmeti, tıp eğitimi, klinik uygulama, laboratuvar bilimi ve koruyucu hekimliğin aynı modernleşme sürecinin içerisinde ele alınmasıydı.

Avrupa’daki tıp eğitimi yakından takip edildi

Dönemin önemli özelliklerinden biri de Avrupa’daki bilimsel ve tıbbi gelişmelerin takip edilmesiydi.

Gülhane’nin kuruluşunda Alman hekimlerin görev alması bunun somut örneklerinden biriydi. Robert Rieder ve Georg Deycke’nin çalışmaları, Osmanlı tıp eğitiminin klinik uygulama boyutunun geliştirilmesine katkı sağladı.

Dönemin önemli hekimlerinden Besim Ömer Paşa’nın sağlık yıllıkları üzerine yapılan akademik araştırmalar da Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’deki müfredat, sağlık birimleri, yerli ve yabancı öğretim kadrosu ile eğitim altyapısının dönemin tıp eğitimindeki modernleşmeyi yansıttığını ortaya koyuyor.

Bu nedenle Haydarpaşa Tıbbiye ve Gülhane, yalnızca iki tarihî yapı değil; Osmanlı’nın modern tıp bilimini kurumsallaştırma çabasının en önemli merkezleri arasında değerlendiriliyor.

Bir asrı aşan Tıbbiye mirası

Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne 1903-1909 yılları arasında Askerî Tıp Mektebi olarak faaliyet gösterdi. Daha sonra askerî ve sivil tıp eğitiminin birleşmesiyle Haydarpaşa’daki yapı tıp eğitiminin merkezi olmaya devam etti. Bina 1933 Üniversite Reformu’na kadar Tıbbiye olarak kullanıldı.

Aradan geçen uzun yılların ardından tarihî yapı yeniden asli işlevine döndü.

2015 yılında kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesine tahsis edilen Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne, bugün Hamidiye Külliyesi olarak yeniden sağlık bilimleri eğitiminin merkezlerinden biri durumunda.

Gülhane’nin akademik ve eğitim misyonu da bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesi çatısı altında devam ediyor.

Böylece Haydarpaşa’daki Tıbbiye ile Gülhane’nin tarihî çizgileri, bir asrı aşan sürenin ardından aynı üniversitenin çatısı altında yeniden buluşmuş durumda.

Rektör Aydın’dan tarihî sürekliliğe vurgu

SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın Sultan II. Abdülhamid Han’ın doğumunun 184. yıl dönümündeki mesajı da bu tarihsel sürekliliğe dikkat çekiyor.

Aydın daha önce Gülhane’nin kuruluş yıl dönümünde yaptığı açıklamada da kurumun Sultan II. Abdülhamid tarafından 30 Aralık 1898’de açıldığını hatırlatarak Gülhane’nin Türk tıp tarihindeki yerine vurgu yapmıştı.

Bugün İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ile Ankara’daki Gülhane Külliyesi sağlık bilimleri eğitimini sürdürürken, bu iki kurumun tarihsel kökleri de Sultan II. Abdülhamid döneminin sağlık ve tıp eğitimi politikalarında kesişiyor.

Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın 184. doğum yıl dönümü mesajı bu nedenle yalnızca tarihî bir şahsiyetin anılması değil; Türkiye’nin modern sağlık ve tıp eğitimi hafızasının önemli kurumlarının kuruluş dönemine yapılan bir gönderme niteliği taşıyor.