Dünya her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor. Hayatın akışı içinde kimi zaman beklenmedik sorunlarla karşılaşıyor, kimi zaman da kendi kendimize yeni dertler üretiyoruz. Belki insanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de yaşadıklarını sürekli sorgulaması ve anlamlandırmaya çalışmasıdır.
Ancak bütün bu karmaşanın içinde, çoğu zaman farkına bile varmadan yaptığımız öyle bir davranış var ki hem ruhumuza hem de bedenimize iyi geliyor: Gülmek.
Peki hiç düşündünüz mü; gülmek yalnızca mutlu olduğumuzda ortaya çıkan bir tepki mi, yoksa beynimizin sosyal ve duygusal yaşamımızı düzenlemek için kullandığı çok daha eski bir mekanizma mı?
İnsan davranışlarını anlamaya çalışırken çoğu zaman doğaya da bakarız. Çünkü insanı anlamanın yollarından biri, onu diğer canlılarla birlikte değerlendirebilmektir.
Tam da bu noktada akla ilginç bir soru geliyor:
Acaba yalnızca insanlar mı güler?
İlk bakışta gülmek yalnızca insana özgü bir davranış gibi görünebilir. Ancak özellikle insana yakın primatlar üzerinde yapılan gözlemler, oyun sırasında insan kahkahasını andıran bazı nefesli seslenmelerin ortaya çıkabildiğini göstermektedir.
Şempanzeler ve diğer bazı primatlar, özellikle oyun oynarken ya da güvenli sosyal etkileşimler sırasında bu tür sesler çıkarabilir. Bu davranışların, oyun niyetini belirtmeye, etkileşimin tehdit olarak algılanmasını önlemeye ve sosyal bağları güçlendirmeye yardımcı olduğu düşünülmektedir.
Bir başka deyişle kahkahanın kökeninde yalnızca eğlence olmayabilir.
Evrimsel açıdan bakıldığında gülmeye benzeyen davranışların, bireyler arasındaki gerginliği azaltan ve güvenli etkileşimi destekleyen bir iletişim biçimi olarak gelişmiş olması mümkündür.
Bir grup içinde kendini güvende hisseden birey daha rahat davranır. İnsanlarda da en içten kahkahaların çoğu zaman güven duygusunun yüksek olduğu ortamlarda ortaya çıkması belki tesadüf değildir.
Aile sofralarında…
Çocuklarla oynarken…
Yakın dostlarımızın yanında…
Çünkü kahkaha bazen yalnızca “Mutluyum” demenin değil, aynı zamanda “Burada kendimi güvende hissediyorum” mesajının da bir parçasıdır.
Bu nedenle gülmek yalnızca bir duygu ifadesi olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda insan ilişkilerinin görünmez bağlarından biridir.
Peki ya cenaze gibi ciddi olunması beklenen ortamlarda ya da büyük bir tehlike atlatıldıktan hemen sonra bazı insanların sebepsiz yere gülmesi?
İşte burada gülmenin başka bir yüzüyle karşılaşırız.
Yoğun stres, korku, utanç veya üzüntü sırasında beynimiz ağır bir duygusal yük altında kalabilir. Bazı insanlarda bu gerilime beklenmedik bir tepki eşlik edebilir: gülme.
Bu, yaşanan olayı komik bulmak anlamına gelmez.
Yoğun stres altında ortaya çıkan uygunsuz veya beklenmedik gülme, bazı kişilerde duygusal gerilimin düzenlenmesine eşlik eden istemsiz bir tepki olabilir. İnsan beyninin zor duygular karşısında verdiği tepkiler her zaman dışarıdan beklediğimiz biçimde ortaya çıkmaz.
Bir insan ağlaması gereken yerde gülebilir.
Korktuğu anda kahkaha atabilir.
Utandığında gülümseyebilir.
Bu nedenle bir davranışı hemen yargılamak yerine, bazen o davranışın hangi duygusal yükün dışavurumu olduğunu anlamaya çalışmak gerekir.
İnsan beyni, milyonlarca yıllık evrimsel geçmişinin izlerini taşır. Gülmeye benzeyen sosyal davranışlar da bu geçmişin önemli parçalarından biri olabilir. Çünkü insan yalnız yaşayacak şekilde değil, topluluk içinde yaşayacak şekilde evrimleşmiştir.
Topluluk içinde yaşamak ise yalnızca konuşmayı değil; güven vermeyi, tehdit olmadığını göstermeyi, yakınlık kurmayı ve ortak duygular paylaşmayı gerektirir.
Kahkaha bütün bunları bazen tek kelime söylemeden başarabilir.
Bir kişinin gülmesinin çevresindekilerde de gülme eğilimini artırabilmesi, kahkahanın güçlü sosyal yönünü gösteren dikkat çekici örneklerden biridir.
Çünkü insan yalnızca komik bir şeye değil, bazen başka bir insanın gülmesine de güler.
Gülmek çoğu zaman başlı başına bir aktivite olarak görülmez. Oysa günlük yaşamın içine baktığımızda aileyle edilen bir sohbetin, arkadaşlarla oynanan bir oyunun ya da bir çocukla geçirilen birkaç dakikanın en doğal eşlikçilerinden biri olduğunu görürüz.
Belki gülmek tek başına bir uğraş değildir.
Ama anlamlı uğraşların bize bıraktığı en güzel izlerden biridir.
Bir bireyin hayata katılımını yalnızca yürüyebilmesi, çalışabilmesi ya da kendi bakımını yapabilmesi belirlemez. Bir espriye gülebilmek, arkadaş grubunda kendini rahat hissedebilmek veya ailesiyle aynı masada kahkaha paylaşabilmek de yaşamın içinde olmanın önemli göstergeleridir.
İnsanların birlikte ne kadar rahat gülebildiği; güven, aidiyet ve sosyal bağlar hakkında bize bazı ipuçları verebilir.
Çünkü kahkaha yalnızca mutluluğun değil, bazen bir yere ait olmanın da sessiz işaretidir.
Yazının başında sorduğumuz soruya yeniden dönelim:
Gülmek biyolojik bir ihtiyaç mıdır?
Gülmek, su içmek, beslenmek ya da uyumak gibi yaşamın sürmesi için zorunlu temel bir biyolojik ihtiyaç olarak tanımlanamaz.
Ancak bu, onun önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Gülmek; duyguların düzenlenmesine, stresle başa çıkmaya, insanlar arasında güven oluşmasına ve sosyal bağların güçlenmesine katkıda bulunabilen doğal bir insan davranışıdır.
İnsan davranışlarının değeri yalnızca bizi hayatta tutmalarıyla ölçülmez. Bazı davranışlar, yaşamı başkalarıyla birlikte sürdürebilmemizi, bağ kurabilmemizi ve kendimizi bir topluluğun parçası olarak hissedebilmemizi sağlar.
Gülmek de bunlardan biridir.
Gülmek, su ya da uyku gibi yaşamın devamı için zorunlu bir biyolojik ihtiyaç değildir. Ancak beynimizin duyguları düzenlemek, başkalarıyla bağ kurmak ve kendimizi güvende hissetmek için kullandığı en eski sosyal davranışlardan biridir.
Bu yüzden kahkaha yalnızca mutluluğun sesi değildir.
Bazen güvenin…
Bazen rahatlamanın…
Bazen dayanışmanın…
Bazen de “Yalnız değilsin” duygusunun sesidir.
Belki de insanı hayata bağlayan şeylerden biri tam olarak budur: Birlikte gülebilmek.