Bir kitabın yaklaşık dokuz yüzyıl boyunca savaşlardan, göçlerden ve siyasi dönüşümlerden kurtulup günümüze ulaşması başlı başına olağanüstü. Hele o kitap, hekimlerin hastalıkları nasıl tanımladığını, hangi maddeleri ilaç olarak kullandığını ve cerrahların hangi aletlerden yararlandığını anlatıyorsa artık yalnızca eski bir eser değil, tıp tarihinin yaşayan tanıklarından biridir.
Bakü’deki Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Muhammed Fuzuli Yazmalar Enstitüsünün koleksiyonu tam da böyle bir hafızayı barındırıyor.
UNESCO adaylık dosyasına göre koleksiyonda 363 eski tıp yazması bulunuyordu. Bunların 222’si Farsça, 71’i Türkçe ve 70’i Arapça olarak kaydedilmişti.
Bu dağılım, Bakü’de yalnızca Azerbaycan tıp tarihine değil, geniş bir Türk-İslam ve Orta Çağ tıp geleneğine ait büyük bir yazılı mirasın korunduğunu gösteriyor.
1143 tarihli İbn Sina nüshası
Koleksiyonun en dikkat çekici eserlerinden biri, İbn Sina’nın El-Kanun fi’t-Tıbb adlı eserinin ikinci kitabına ait bir yazma.
Bu nüsha 1143 yılında Bağdat’ta kopyalandı.
İbn Sina’nın ölümünden yaklaşık bir yüzyıl sonra hazırlanan eser, Kanun’un günümüze ulaşan erken tarihli nüshalarından biri olarak değerlendiriliyor.
Kanun’un bu bölümü özellikle ilaç bilgisiyle ilgiliydi. Bitkisel, mineral ve hayvansal kökenli maddelerin özellikleri ve tıbbi kullanımları sistematik biçimde ele alınıyordu.
Bugünkü gözle bakıldığında bu yazma yalnızca eski bir tıp kitabı değil; Orta Çağ’da ilaç bilgisinin nasıl sınıflandırıldığını ve hekimlik bilgisinin nasıl aktarıldığını gösteren tarihsel bir belge.
UNESCO adaylık dosyasına göre Kanun’un ikinci kitabının Özbekçe ve Rusça çevirileri hazırlanırken Bakü’deki bu nüshadan önemli ölçüde yararlanıldı.
Böylece yaklaşık dokuz yüzyıllık bir el yazması, yalnızca korunmuş tarihî bir obje olarak kalmadı; modern dönem bilim tarihi ve çeviri çalışmalarına da doğrudan kaynaklık etti.
Zehravi’nin cerrahi dünyası da Bakü’de
Bakü’de korunan dikkat çekici eserlerden biri de cerrahi tarihinin önemli isimlerinden Ebu’l-Kasım el-Zehravi’nin eserine ait eski bir nüsha.
Batı dünyasında Abulcasis olarak bilinen Zehravi, 10. ve 11. yüzyılların en etkili cerrahlarından biri kabul ediliyor.
Bakü’de bulunan nüsha 13. yüzyıla tarihleniyor ve cerrahi uygulamalara ilişkin metinlerin yanı sıra yaklaşık 200 cerrahi alet çizimi içeriyor.
Bu çizimlerde kullanılan aletlerin biçimleri gösteriliyor; bazı bölümlerde ise hangi işlemlerde nasıl kullanılacakları açıklanıyor.
Bugün cerrahi eğitimin vazgeçilmez unsurlarından biri olan teknik çizimlerin, yüzyıllar önce de bilgi aktarımında kullanıldığını görmek mümkün.
Bu nedenle yazma yalnızca cerrahi tarihinin değil, tıp eğitiminin tarihinin de önemli belgelerinden biri.
Çok nadir bir farmakoloji yazması
Koleksiyonda tanınmış hekimlerin eserlerinin yanında daha az bilinen fakat tarihsel açıdan son derece kıymetli yazmalar da bulunuyor.
Bunlardan biri Rustam Cürcani’ye atfedilen Zahire-i Nizamşahi adlı eser.
UNESCO adaylık dosyasında bu yazmanın son derece nadir olduğu ve dosyanın hazırlandığı dönemde başka bir nüshasının bilinmediği belirtiliyordu.
yüzyılda kopyalandığı belirtilen eserde şifalı bitkiler, hayvansal maddeler, mineraller ve çeşitli bileşik ilaçlar ele alınıyor.
Bu tür yazmaların önemi tam da burada ortaya çıkıyor.
Bir eser kaybolduğunda yalnızca fiziksel bir kitap kaybolmuş olmuyor. Bazen bir dönemin tıbbi terminolojisi, ilaç bilgisi, tedavi anlayışı ve hangi maddelerin hangi hastalıklarla ilişkilendirildiğine dair bilgiler de kaybolabiliyor.
Neden Türkçe, Arapça ve Farsça?
Bugünün ulusal sınırları üzerinden bakıldığında üç farklı dildeki eserlerin aynı koleksiyonda bulunması şaşırtıcı gelebilir.
Orta Çağ bilim dünyası ise bugünkü sınırlarla işlemiyordu.
Arapça uzun süre geniş bir coğrafyada bilim dili olarak kullanıldı. Farsça, tıp ve özellikle farmakoloji literatüründe önemli bir yer tuttu. Türkçe tıp metinleri de zamanla giderek büyüyen ayrı bir gelenek oluşturdu.
Hekimler yalnızca yeni eserler yazmıyor; önceki metinleri kopyalıyor, çeviriyor, açıklamalar ekliyor ve başka coğrafyalara taşıyordu.
Bu yüzden Bakü’deki koleksiyon, yalnız Azerbaycan’da yazılmış kitaplardan oluşan kapalı bir arşiv değil.
Daha doğru ifade etmek gerekirse bu koleksiyon, Bağdat’tan Kafkasya’ya, İran’dan Anadolu’ya ve Orta Asya’ya uzanan geniş bir bilim dolaşımının izlerini taşıyor.
Eski tıp kitaplarında neler vardı?
Bu yazmalar yalnız hastalık isimlerinin sıralandığı eserler değildi.
Bazılarında hastalıkların tanımları, bazılarında ilaçların özellikleri, bazılarında bitkiler ve mineraller, bazılarında ise cerrahi teknikler ve aletler anlatılıyordu.
Farmakoloji, bu metinlerin önemli alanlarından biriydi.
Hekimler bitkisel, hayvansal ve mineral kökenli maddeleri sınıflandırıyor, bunları çeşitli hastalıklarla ilişkilendiriyor ve bileşik ilaç tarifleri kaydediyordu.
Ancak burada modern okuyucu açısından çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bu eserlerde yer alan tedavi veya ilaç tariflerinin tarihsel değeri çok yüksek olsa da bunların günümüzde etkili veya güvenli olduğu anlamına gelmez.
Bazı maddeler daha sonra modern farmakolojinin ilgi alanına girmiş olabilir. Bazıları etkisiz, bazıları ise zararlı olabilir.
Dolayısıyla bu yazmalar günümüz için bir tedavi rehberi değil, tıbbın bilgi üretme ve aktarma serüveninin belgeleridir.
Üç önemli yazma UNESCO kaydına girdi
Bakü’deki tıp yazmalarının uluslararası önemini gösteren en önemli gelişmelerden biri 2005 yılında yaşandı.
İbn Sina’nın El-Kanun fi’t-Tıbb nüshası, Zehravi’nin cerrahi eserine ait yazma ve Rustam Cürcani’ye atfedilen Zahire-i Nizamşahi, “Orta Çağ Tıp ve Eczacılık Yazmaları” başlığı altında UNESCO’nun Dünya Belleği Programı kapsamında kayda alındı.
Bu kayıt, eserlerin yalnız Azerbaycan için değil, dünya bilim tarihi açısından da önem taşıdığını gösteriyor.
Değerlendirmelerde yazmaların yaşı kadar nadirliği, içerdiği tıp ve eczacılık bilgileri ve bilginin farklı kültürler arasında aktarılmasına yaptığı katkı da öne çıkıyor.
Asıl hazine kitapların yaşı değil
Bakü’de korunan yüzlerce tıp yazmasına yalnızca “eski kitaplar” olarak bakmak, hikâyenin önemli bir bölümünü kaçırmak anlamına geliyor.
Bu sayfalarda bir hekimin hangi bitkiyi neden kaydettiğini, bir cerrahın kullanacağı aleti nasıl çizdiğini ve tıbbi bilginin yüzyıllar boyunca nasıl korunduğunu görmek mümkün.
İbn Sina’nın 1143’te Bağdat’ta kopyalanan eserinin yüzyıllar sonra Bakü’de korunuyor olması bile bilginin coğrafyalar arasındaki yolculuğunu tek başına anlatmaya yetiyor.
Bir zamanlar bir hekimin çalışma masasında bulunan kitap, yüzyıllar sonra insanlığın ortak bilim mirasının parçasına dönüşebiliyor.
Bakü’deki koleksiyonun asıl değeri de belki tam burada yatıyor:
Korunan yalnızca kâğıt ve mürekkep değil; insanların hastalığı anlama, acıyı azaltma ve tıbbi bilgiyi bir sonraki kuşağa aktarma çabası.
6. KAYNAKLAR
Farid Alakbarli – Azerbaijan: Medieval Manuscripts. History of Medicine. Medicinal Plants – Nurlan Press – Baku – 2006.
UNESCO Memory of the World Register – Medieval Manuscripts on Medicine and Pharmacy – Azerbaijan – Registration Year: 2005.
Azerbaycan Millî İlimler Akademisi – “Catalog of Manuscripts on Medicine” is ready for printing – 13 Ağustos 2018.
Bakü’de Yüzlerce Tıp Yazmasının Sakladığı Sırlar: Yüzyıllardır Korunan Şifa Hafızası
İbn Sina’nın 1143 tarihli Kanun nüshasından Zehravi’nin yaklaşık 200 cerrahi alet çizimine kadar Bakü’de korunan eserler, Orta Çağ tıbbının ilaç ve cerrahi anlayışını bugüne taşıyor.
Yorumlar





