640 Sayfalık Bir Dil Mücadelesi: Lügat-ı Tıbbiye Neden Hazırlandı?
640 Sayfalık Bir Dil Mücadelesi: Lügat-ı Tıbbiye Neden Hazırlandı?
İçeriği Görüntüle

Ameliyathanenin Kapısını Açan Üç Kadın: Cumhuriyet’in İlk Kadın Cerrahları
Günümüzde ameliyat masasının başında bir kadın cerrah görmek giderek daha olağan kabul ediliyor. Ancak yaklaşık bir asır önce kadınların yalnızca cerrah olması değil, tıp fakültesine kabul edilmesi bile tartışılıyordu.
Kadınların ağır bir tıp eğitimini tamamlayamayacakları, kadavra çalışmalarına katılmalarının uygun olmadığı, evlendikten sonra mesleklerini sürdüremeyecekleri ve erkek hastaları muayene edemeyecekleri öne sürülüyordu. Cerrahi ise uzun çalışma saatleri, katı mesleki hiyerarşisi ve fiziksel güçle özdeşleştirilen yapısı nedeniyle kadınlara en uzak alanlardan biri sayılıyordu.
Bu düşüncelerin hâkim olduğu yıllarda üç genç kadın yalnızca hekim olmakla yetinmedi. Doğrudan cerrahiyi seçti.
Suat Rasim Giz, Fitnat Celal Taygun ve İffet Naim Onur, Cumhuriyet’in ilk kadın cerrahları olarak tıp tarihine geçti. Onların öyküsü yalnızca üç başarılı hekimin yaşamını değil, kadınlara kapalı tutulan bir meslek alanının nasıl adım adım değiştiğini de anlatıyor.
Kadınların Tıbbiye’ye girmesi neden bu kadar gecikti?
Kadınlar Osmanlı toplumunda yüzyıllar boyunca hastaların bakımında, doğumlarda ve geleneksel tedavi uygulamalarında görev aldı. Ebelik ve hemşirelik kadınlar için kabul edilebilir meslekler arasında görülürken hekimlik eğitiminin kapıları uzun süre kapalı kaldı.
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi yalnızca erkek öğrencilere eğitim veriyordu. Kadınların tıp okumasına yönelik talepler 20. yüzyılın başlarında güçlense de ilk başvurular kabul edilmedi.
Savaşların yarattığı hekim ve sağlık çalışanı ihtiyacı, kadınların sağlık hizmetlerindeki rolünü daha görünür hâle getirdi. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında kadınların hastanelerde, yardım kuruluşlarında ve hasta bakımında üstlendiği görevler, “Kadın hekim olabilir mi?” tartışmasının yeniden ele alınmasını sağladı.
Kadınların hekimlik yapmalarında sakınca bulunmadığı yönünde 1917 yılında bir karar alınmasına rağmen tıp fakültesine kabul edilmeleri hemen gerçekleşmedi. Başvuruların geri çevrildiği, karma eğitimden anatomi derslerine kadar pek çok konunun tartışıldığı yıllar yaşandı.
Kadın öğrenciler ancak 1922 yılında İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesine kabul edilmeye başlandı. Bu gelişme bir idari kararın ötesinde, uzun süren bir eğitim ve çalışma hakkı mücadelesinin sonucuydu.
İlk altı kadın mezunun üçü cerrahiyi seçti
Eylül 1922’de Tıp Fakültesine kabul edilen on kadın öğrenciden altısı eğitimlerini ve stajlarını tamamlayarak 1928 yılında mezun oldu.
Bu öncü mezunlar İffet Naim Onur, Müfide Kâzım Küley, Hamdiye Abdürrahim Maral, Sabiha Süleyman Sayın, Suat Rasim Giz ve Fitnat Celal Taygun’du.
Altı hekimin üçü, dönemin kadınlar için en zor kabul edilen uzmanlık alanlarından birine yöneldi: Cerrahi.
Suat Rasim Giz genel cerrahi eğitimi aldı ve Türkiye’nin ilk kadın cerrahı olarak anıldı. Fitnat Celal Taygun genel cerrah oldu. İffet Naim Onur ise kadın hastalıkları ve doğumdan çocuk cerrahisi, ortopedi ve genel cerrahiye uzanan çok yönlü bir uzmanlık yolu izledi.
Onları özel kılan yalnızca aynı mezun grubundan çıkmaları değildi. Üçü de kendileri için hazırlanmış bir mesleki yol bulunmadığı dönemde cerrahi eğitime girmeyi, ameliyat yapmayı ve hastanelerde cerrah olarak görev almayı başardı.
Suat Rasim Giz: Türkiye’nin ilk kadın cerrahı
Suat Rasim Giz, 1903 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Kız Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra 1920 yılında öğretmenliğe başladı.
Tıp Fakültesine kabul edilen ilk kadın öğrenciler arasında yer aldı. Tıp eğitimi boyunca Kalamış Rum İlkokulunda öğretmenlik yapmayı sürdürdü. Böylece bir yandan uzun ve ağır tıp eğitimine devam ederken diğer yandan geçimini sağladı.
1928 yılında mezun olduktan sonra Haseki Nisa Hastanesinde cerrahi asistanlığına başladı. Dönemin cerrahi eğitiminde asistanlar yalnızca ameliyatları izlemiyor; hasta hazırlığından ameliyat sonrası bakıma kadar kliniğin bütün işleyişinde görev alıyordu.
Genel cerrahi uzmanlığını tamamlayan Suat Rasim Giz, 1931 yılında Şişli Etfal Hastanesine atandı. Burada “operatör muavinliği” unvanıyla görev yaparak Türkiye’nin ilk kadın cerrahı olarak kayıtlara geçti.
Operatör muavinliği, dönemin hastane teşkilatında cerrahi hizmette görev alan hekimler için kullanılan kadro unvanlarından biriydi. Bu unvanı günümüzdeki uzmanlık sistemiyle bire bir eş tutmamak gerekir.
Ancak onun meslek hayatı genel cerrahiyle sınırlı kalmadı.
1934 yılında mesleki inceleme ve eğitim amacıyla Almanya’ya gönderildi. Türkiye’ye döndükten sonra Şişli Etfal Hastanesinde tek kadın uzman hekim olarak çalıştı. Daha sonra Heybeliada Sanatoryumunda kurulan toraks cerrahisi servisinde görev aldı.
Toraks cerrahisi; akciğerler, göğüs duvarı ve göğüs kafesi içindeki bazı organlarla ilgili ameliyatları kapsayan cerrahi alandır. Suat Rasim Giz, Türkiye’de bu alana yönelen ilk kadın hekimlerden biri oldu ve Heybeliada’daki ameliyathanenin hazırlanmasında görev aldı.
1937 yılında başka bir şehre tayin edilmesi üzerine kamu görevinden ayrıldı. Şişli’deki özel bir kliniği devralarak özel klinik sahibi olan ilk kadın hekimlerden biri olarak tarihe geçti. Daha sonra eşi Gıyasettin Bey ile Gümüşsuyu Cerrahi Kliniğini kurdu.
Onun yaşamı, kadınların henüz tıp fakültesine girmesinin tartışıldığı bir dönemden kendi cerrahi kliniğini yönetebildiği bir döneme uzandı.
Fitnat Celal Taygun: İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan cerrahlık
Fitnat Celal Taygun, 1898 yılında Diyarbakır’da doğdu. Öğrenimini sürdürmek için İstanbul’a geldi ve 1919 yılında Çamlıca Kız Lisesinden mezun oldu.
Tıp eğitimini 1928 yılında tamamladıktan sonra Haseki Nisa Hastanesinde cerrahi uzmanlığına başladı. 1933 yılında eğitimini bitirerek “Birinci Sınıf Emraz-ı Hariciye Mütehassısı” unvanını aldı.
“Emraz-ı hariciye”, dönemin tıp dilinde dış hastalıklar ve cerrahi alanları için kullanılan bir ifadeydi. Bu unvan, Fitnat Celal Taygun’un genel cerrahi uzmanlığını tamamladığını gösteriyordu.
Meslek yaşamı İstanbul’un büyük hastaneleriyle sınırlı kalmadı. Aydın’da, Artvin’in Kuvarshan bölgesinde ve Ergani Bakır İşletmelerinin sağlık kuruluşlarında genel cerrah olarak çalıştı.
Daha sonra Zonguldak’taki Ereğli Kömür İşletmeleri Sağlık Teşkilatı Hastanesinde görev yaptı. Burada 1946 ile 1958 yılları arasında operatörlük yaptı.
Bu görevler, Fitnat Celal Taygun’un cerrahi hizmetini büyük şehirlerin dışına taşıdığını ve farklı çalışma koşullarında uzun yıllar hekimlik yaptığını gösteriyor. Onun meslek yaşamı, Cumhuriyet’in ilk kadın cerrahlarının İstanbul dışındaki sağlık kuruluşlarında da önemli sorumluluklar üstlendiğini ortaya koyuyor.
İffet Naim Onur: Çocuk cerrahisi ve ortopedinin ilk yıllarında
İffet Naim Onur, 1906 yılında Çanakkale’de, eczacı bir babanın çocuğu olarak doğdu. Öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra 1922 yılında Tıp Fakültesine girdi.
Öğrenciliği sırasında Fener Yuvakimyon Rum Lisesinde Türkçe öğretmenliği yaptı. Suat Rasim Giz gibi o da tıp eğitimini sürdürürken öğretmenlik yaparak çalışma hayatından kopmadı.
1928 yılında mezun olduktan sonra kadın hastalıkları ve doğum alanında uzmanlık eğitimi aldı. Ardından 1930 yılında kurulan Türkiye’nin ilk Çocuk Cerrahisi ve Ortopedi Kliniğinde Akif Şakir Şakar’ın ilk asistanı oldu.
Çocuk cerrahisi, doğuştan gelen sorunlardan acil hastalıklara kadar bebek ve çocuklarda ameliyat gerektiren durumlarla ilgilenir. Ortopedi ise kemik, eklem, kas ve hareket sisteminin hastalık ve yaralanmalarına odaklanır.
İffet Naim Onur, Gülhane’deki cerrahi eğitimini 1933 yılında tamamladı. Daha sonra Ortaköy Şifa Yurdunda kadın hastalıkları ve cerrahi uzmanı olarak çalıştı. Haydarpaşa Numune Hastanesindeki görevinin ardından mesleğini özel olarak sürdürdü.
Türk Ortopedi ve Travmatoloji Şirurjisi Derneğinin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Uluslararası cerrahi çevrelerinde de tanındı ve 1981 yılında Société Internationale de Chirurgie tarafından emeritus üyeliğe seçildi. Ulusal Cerrahi Derneği de 1982 yılında kendisine onur ödülü verdi.
Mal varlığının önemli bir bölümünü Milli Eğitim Vakfına bağışlaması, onun yalnızca sağlık alanında değil, eğitim alanında da kalıcı bir iz bırakmasını sağladı.
Safiye Ali neden bu üçlü arasında değil?
Türkiye’de kadın hekimlerin tarihi anlatılırken Safiye Ali’nin adı haklı olarak öne çıkar. Almanya’da tıp eğitimi alan Safiye Ali, 1923 yılında Türkiye’de hekimlik yapma yetkisini aldı ve özellikle kadınlar ile çocukların sağlığı için çalıştı.
Ancak Safiye Ali cerrahi uzmanlığı yapmadı. Ayrıca tıp eğitimini Türkiye’de değil, Almanya’da tamamladı.
Türk tıp tarihinde “ilk kadın hekim” tanımı; vatandaşlık, eğitimin alındığı ülke ve hekimlik ruhsatı gibi ölçütlere göre farklı isimlerle ilişkilendirilebilir. Zaruhi Kavalcıyan ve Safiye Ali bu tarihin öncü hekimleri arasındadır.
Suat Rasim Giz, Fitnat Celal Taygun ve İffet Naim Onur’u bir araya getiren özellik ise Türkiye’de eğitim alan ilk kadın mezun kuşağından çıkmaları ve cerrahi alanlara yönelmeleridir.
Bu nedenle ilk Türk kadın hekim, Türkiye’de yetişen ilk kadın tıp mezunları ve Cumhuriyet’in ilk kadın cerrahları aynı tarihsel tanımı karşılamaz.
Cerrahlık neden erkek mesleği olarak görülüyordu?
Cerrahi uzun yıllar fiziksel güç, keskin karar verme, dayanıklılık ve otorite gibi özelliklerle tanımlandı. Bu özelliklerin yalnızca erkeklere ait olduğu yönündeki toplumsal kabuller, kadınların cerrahi alanlardan uzak tutulmasına gerekçe oluşturdu.
Oysa cerrahlık yalnızca fiziksel güçle açıklanabilecek bir meslek değildir. Cerrahi başarı; uzun eğitim, el becerisi, anatomi bilgisi, doğru karar verme, ekip çalışması, iletişim, dikkat ve deneyim gerektirir.
İlk kadın cerrahlar yalnızca tıbbi eğitimlerini tamamlamak zorunda değildi. Aynı zamanda kadınların ameliyat yapabileceğini hastalara, meslektaşlarına ve sağlık kurumlarının yöneticilerine sürekli olarak kanıtlamaları bekleniyordu.
Bu nedenle ameliyathaneye girmek onlar için yalnızca bir uzmanlık tercihi değil, yerleşmiş bir toplumsal yargıyla mücadele etmek anlamına geliyordu.
Cerrahın cinsiyeti ameliyat başarısını belirler mi?
Cerrahın kadın veya erkek olması, tek başına ameliyatın başarısını belirleyen bir ölçüt değildir. Cerrahın eğitimi, ilgili ameliyattaki deneyimi, hastanenin olanakları, ameliyat ekibinin uyumu, hasta güvenliği uygulamaları ve ameliyat sonrası takip çok daha doğrudan belirleyicilerdir.
JAMA Surgery’de yayımlanan geniş bir gözlemsel araştırmada Kanada’da 25 farklı ameliyatı geçiren 1 milyon 165 binden fazla yetişkin incelendi. Kadın cerrahlar tarafından ameliyat edilen hastalarda, ameliyattan sonraki 90 gün ve bir yıl içinde istenmeyen sonuçların düzeltilmiş oranlarının bir miktar daha düşük olduğu görüldü.
Ancak çalışma gözlemsel nitelikteydi. Başka bir ifadeyle araştırmacılar insanları rastgele kadın veya erkek cerrahlara atamadı; daha önce gerçekleşmiş ameliyatların sonuçlarını karşılaştırdı. Cerrahların deneyimi, hasta seçimi, vaka dağılımı veya sağlık kuruluşlarının özellikleri gibi ölçülemeyen etkenler sonucu etkilemiş olabilir.
Bu nedenle araştırma “Kadın cerrahlar doğuştan daha başarılıdır” veya “Cerrahın cinsiyeti sonucu belirler” şeklinde yorumlanamaz. Ancak kadınların cerrahide daha az yetkin olduğu yönündeki önyargının bilimsel bir dayanağı bulunmadığını gösterir.
Ameliyathane kapısındaki önyargılar tamamen ortadan kalktı mı?
Kadınların tıp fakültelerindeki sayısı büyük ölçüde artmış olsa da cerrahi alanlarda karşılaştıkları bazı güçlükler devam edebiliyor.
Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi’nde yayımlanan nitel araştırmada Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan dokuz kadın cerrah ve bir kadın anatomistle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi.
Katılımcılar bazı hastalar tarafından hemşire sanılmak, erkek bir asistanın uzman hekim zannedilmesi, mesleki yeterliliklerini daha fazla kanıtlama zorunluluğu hissetmek, rol model eksikliği ve aile yaşamıyla cerrahi çalışma düzenini dengeleme güçlüğü gibi deneyimler aktardı.
Bu çalışma yalnızca bir üniversitedeki on hekimin deneyimlerine dayanıyordu. Bu nedenle sonuçlar Türkiye’deki bütün kadın cerrahların yaşadıklarını veya sorunların ne sıklıkta görüldüğünü göstermez. Ancak tarihsel önyargıların farklı biçimlerde devam edebildiğini anlamaya yardımcı olur.
Hasta cerrah seçerken nelere bakmalı?
Bir ameliyat gündeme geldiğinde cerrahın cinsiyetinden çok mesleki yetkinliği ve hasta ile kurduğu iletişim değerlendirilmelidir.
Hastalar şu soruların yanıtlarını arayabilir:
Cerrahın uzmanlık alanı yapılacak ameliyatla örtüşüyor mu?
Bu ameliyat veya benzer işlemler konusunda yeterli deneyimi var mı?
Ameliyatın amacı, olası yararları ve önemli riskleri anlaşılır biçimde açıklanıyor mu?
Ameliyatsız seçeneklerin bulunup bulunmadığı anlatılıyor mu?
Hastanın sorularına zaman ayrılıyor mu?
Ameliyatı gerçekleştirecek ekip ve sağlık kuruluşu gerekli olanaklara sahip mi?
Ameliyat sonrası takip planı açık biçimde belirleniyor mu?
Hastanın kendisini güvende hissetmesi önemlidir. Ancak bu güven, kadın veya erkek cerrah hakkındaki kalıplaşmış düşüncelere değil; bilgiye, deneyime, iletişime ve hasta güvenliği yaklaşımına dayanmalıdır.
Açılan kapıdan kimler geçti?
Suat Rasim Giz, Fitnat Celal Taygun ve İffet Naim Onur’dan önce de kadınlar sağlık hizmetlerinin içinde bulunuyordu. Ebelik yapıyor, yaralıları tedavi ediyor, bakım hizmeti veriyor ve yurt dışında tıp eğitimi alarak hekimlik yapıyorlardı.
Bu üç kadının farkı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’de tıp eğitimi alan öncü kuşaktan çıkmaları ve kurumsal cerrahi uzmanlık alanlarına girmeleriydi.
Ameliyathanenin kapısını tek bir günde açmadılar. Önce tıp fakültesine kabul edilmek, ardından cerrahi eğitime girmek, hastanelerde kadro bulmak ve mesleki otoritelerini kabul ettirmek zorunda kaldılar.
Onların açtığı kapıdan daha sonra genel cerrahi, çocuk cerrahisi, beyin cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi, ortopedi, üroloji ve diğer cerrahi alanları seçen çok sayıda kadın hekim geçti.
Bugün isimlerinin hatırlanması, yalnızca geçmişteki üç “ilk”i anmak anlamına gelmiyor. Cerrahide yetkinliğin cinsiyetle değil; eğitim, emek, deneyim ve mesleki sorumlulukla belirlendiğini de hatırlatıyor.
KAYNAKLAR
Sağlık Alanında Türk Kadını: Cumhuriyet’in ve Tıp Fakültesine Kız Öğrenci Kabulünün 75. Yılı – Cumhuriyet’in İlk Kadın Cerrahları Dr. Suat Rasim, Dr. Fitnat Celal ve Dr. İffet Naim Hanımlar – Şeref Etker ve Gülten Dinç – Editör: Nuran Yıldırım – 1998 – Sayfalar 48–59
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi – Türk Kadınlarının Tıp Eğitimine Başlama Süreci ve İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi’nden Mezun Olan İlk Kadın Hekimler – Elif Atıcı ve Sezer Erer – 2009 – 35(2): 107–111
Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi – Cerrahinin Kapı Aralayıcıları: Eril Akademide Kadın Cerrahlar – Serap Şahinoğlu, Meral Erdoğan, Hilal Arı ve Mehmet Demirci – 2025 – DOI: 10.33708/ktc.1734251
JAMA Surgery – Surgeon Sex and Long-Term Postoperative Outcomes Among Patients Undergoing Common Surgeries – Christopher J. D. Wallis ve çalışma arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1001/jamasurg.2023.3744
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası – Hekimlik Mesleğinde Türk Kadını – Kamile Şevki Mutlu – 1953 – 16(1): 98–108