Üç Odada Başlayan Devrim: Besim Ömer Paşa ve İlk Doğumhane
Üç Odada Başlayan Devrim: Besim Ömer Paşa ve İlk Doğumhane
İçeriği Görüntüle

Bugün “pankreas”, “prostat”, “fizyoloji” veya “teşhis” gibi kelimeleri bir sağlık haberinde gördüğümüzde bunların nasıl ortak tıp terimlerine dönüştüğünü pek düşünmeyiz. Oysa bir organın, hastalığın veya tedavinin herkes tarafından aynı adla anılması; eğitim, çeviri ve hekimler arasındaki iletişim için temel bir gerekliliktir. [2], [3], [6]
yüzyıl Osmanlı tıbbiyesinde bu ortak dil henüz kurulma aşamasındaydı. Avrupa’dan gelen modern tıp bilgisi büyük ölçüde Fransızca kaynaklardan izleniyor, aynı kavram için farklı kitaplarda farklı karşılıklar kullanılabiliyordu. Türkçe tıp eğitimi başlatılmak istenince sorun daha görünür hale geldi: Dersler hangi terimlerle anlatılacak, Fransızca kitaplar hangi ortak dille çevrilecekti? [2], [3], [4]
Bu soruya verilen en kapsamlı yanıtlardan biri, 1873’te yayımlanan Lügat-ı Tıbbiye oldu. Eser yalnız kelimeleri sıralayan bir sözlük değildi. Modern tıp bilgisini Osmanlı Türkçesiyle öğretme, çevirme ve tartışma çabasının kurumsal ürünüydü. [1], [2], [3]
Lügat-ı Tıbbiye nedir?
Lügat-ı Tıbbiye, Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye tarafından hazırlanarak İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne Matbaası’nda 1873’te basılan Fransızca-Türkçe bir tıp sözlüğüdür. Eser 640 sayfadan oluşuyor ve ilk baskısında 13 bin 745 madde bulunuyordu. [1], [5], [7]
Sözlük yalnız hastalık adlarını içermiyordu. Anatomi, cerrahi, eczacılık, kimya, fizyoloji, veterinerlik ve tıpla bağlantılı temel bilimlerin terimlerini de kapsıyordu. Bu genişlik, kitabı sıradan bir kelime listesinden çıkarıp dönemin tıp öğrencileri, hekimleri ve çevirmenleri için temel bir başvuru kaynağı haline getirdi. [1], [2], [5]
Lügat-ı Tıbbiye çoğu anlatıda “ilk Türkçe tıp sözlüğü” olarak tanıtılır. Ancak Türkçe tıp metinlerinde daha önce de sözlükler, terim listeleri ve açıklamalar bulunuyordu. Bu nedenle eseri, modern Batı tıbbının kavramlarını kurumsal bir çalışmayla sistemleştiren ilk kapsamlı Fransızca-Türkçe tıp sözlüklerinden biri olarak tanımlamak daha isabetlidir. [2], [3], [6]
Türkçe tıp eğitimi neden bir sözlüğe ihtiyaç duydu?
Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’de eğitim 1839’dan itibaren Fransızca yürütülüyordu. Bu tercih, Avrupa’daki güncel tıp bilgisini Osmanlı eğitimine aktarmayı kolaylaştırdı; ancak öğrencilerin tıp öğrenmeden önce yabancı dil engelini aşmasını zorunlu hale getirdi. [4]
Türkçe eğitim isteyen tıbbiyeliler yalnızca derslerin dilini değiştirmekle sorunun çözülmeyeceğini biliyordu. Anatomi, hastalıklar, ilaçlar ve tedavi yöntemleri için ortak karşılıklar belirlenmeden hazırlanacak kitapların birbirinden kopuk bir dil kullanması kaçınılmazdı. Bir çevirmenin seçtiği terimi başka bir çevirmen farklı biçimde karşılayabilirdi. [2], [3]
1857’de kurulan mümtaz sınıf, başarılı tıp öğrencilerini dil ve çeviri alanında yetiştirmeyi hedefledi. Türkçe eğitim veren Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye 1867’de açıldı; Askerî Tıbbiye’de ise 1870’te Türkçe eğitime geçildi. Lügat çalışmaları da bu dönemde hızlandı ve yaklaşık üç yıllık emeğin ardından sözlük yayımlandı. [2], [4], [5]
Dolayısıyla Lügat-ı Tıbbiye, Türkçe tıp eğitimini tek başına başlatan eser değildi. Eğitim dilindeki dönüşüm sürerken ortaya çıkan kitap ve terim ihtiyacına cevap veren, bu dönüşümü güçlendiren bir araçtı. [2], [3], [4]
Bu sözlüğü Kırımlı Aziz Bey mi yazdı?
Lügat-ı Tıbbiye, zaman zaman yalnız Kırımlı Aziz Bey’e ait bir eser gibi anlatılıyor. Oysa kitabın kapağında açıkça “Eser-i Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye” ifadesi yer alıyordu. Başka bir deyişle sözlük, cemiyetin ortak çalışmasıydı. [1], [3], [5]
Kırımlı Aziz Bey, Türkçe tıp eğitimi hareketinin ve cemiyetin önde gelen isimlerinden biriydi. Hüseyin Remzi Bey, Bekir Sıdkı Bey, İbrahim Lütfi Bey, Vahit Bey ve dönemin başka tıbbiyelileri de Türkçe kitap ve terim üretme çalışmalarına katkı verdi. Ancak sözlükteki her maddenin hangi kişi tarafından hazırlandığını gösteren eksiksiz bir görev dökümü bulunmuyor. [3], [5], [7]
Bu nedenle Kırımlı Aziz Bey’i sözlüğün tek yazarı değil, eserin ortaya çıkmasını sağlayan kolektif dil hareketinin öncü isimlerinden biri olarak tanımlamak gerekir. Lügat-ı Tıbbiye’nin tarihsel gücü de büyük ölçüde buradan gelir: Çalışma kişisel bir sözlük girişimi değil, bir tıp cemiyetinin ortak ürünüydü. [1], [3], [7]
Fransızca bir sözlük yalnızca tercüme mi edildi?
Çalışmanın temelinde, Liège doğumlu ve Paris’te çalışan hekim Pierre-Hubert Nysten’in adıyla tanınan Fransızca tıp sözlüğü bulunuyordu. Bu eser tıp, cerrahi, eczacılık, veterinerlik ve bunlarla bağlantılı bilimlere ait kavramları bir araya getiriyordu. Cemiyet üyeleri sözlüğü Osmanlı Türkçesine aktarırken her kelimeyi mekanik biçimde çevirmekle yetinmedi. [1], [2]
Uygun karşılıkları bulmak için İbn Sînâ’nın El-Kanun fi’t-Tıb, Râzî’nin El-Hâvî ve Zehrâvî’nin Et-Tasrif adlı eserleri gibi klasik tıp kaynaklarına başvuruldu. Şânizâde’nin tıp kitapları ile Fransızca, Arapça, Farsça ve Türkçe farklı sözlüklerden de yararlanıldı. [2], [3]
Bu yöntem iki ayrı tıp birikimini buluşturuyordu. Avrupa’da gelişen modern kavramlar Fransızca kaynaktan alınıyor; bunların daha eski İslam ve Osmanlı tıp literatüründe bir karşılığının bulunup bulunmadığı araştırılıyordu. Uygun bir terim varsa yeniden kullanılıyor, yoksa yeni bir karşılık oluşturuluyor veya yabancı kelime söylenişine yakın biçimde aktarılıyordu. [2], [6]
Bu nedenle Lügat-ı Tıbbiye’yi yalnızca “Nysten’in sözlüğünün tercümesi” olarak tanımlamak eksik kalır. Eser aynı zamanda seçme, karşılaştırma, açıklama ve uyarlama çalışmasıydı. [2], [3], [6]
Tıp terimleri nasıl seçildi?
Cemiyet üyeleri bütün terimler için tek bir yöntem kullanmadı. Klasik kaynaklarda yaşayan ve yeni kavramı karşılayabilen kelimeler korundu. Bazı kavramlar için Arapça ve Farsça köklerden yeni birleşimler oluşturuldu. Avrupa dillerinde ortaklaşan veya uygun karşılığı bulunamayan kimi adlar ise Osmanlı harfleriyle yazılarak tıp diline alındı. [2], [6]
Hazırlayıcılar, uygun ve yerleşmiş bir Osmanlıca karşılık bulamadıkları “pankreas” ve “prostat” gibi bazı anatomi adlarını seslerine yakın biçimde aktardı. Bu örnekler, sözlüğü hazırlayanların yabancı kökenli her terimi zorla değiştirmeye çalışmadığını gösteriyor. [2], [6]
Bazı kavramlarda eski ve yeni adlar birlikte verilebiliyordu. Örneğin bugün organların çalışma biçimini inceleyen bilim olarak açıkladığımız fizyoloji için hem yabancı kökenli ad hem de “organların görevleri bilimi” anlamındaki Osmanlıca karşılık kullanılabiliyordu. Böylece okur, yeni Avrupa terimiyle daha önce kullanılan meslek dili arasında bağlantı kurabiliyordu. [1], [6]
Sözlük bugünkü Türkçeyle mi yazılmıştı?
Lügat-ı Tıbbiye’deki “Türkçe” ifadesini bugünkü sade Türkiye Türkçesiyle karıştırmamak gerekir. Eser Arap harfli Osmanlı Türkçesiyle hazırlandı ve Arapça ile Farsça kökenli çok sayıda kelime içerdi. Günümüz okurunun kitabı doğrudan anlayabilmesi bu nedenle kolay değildir. [1], [2], [6]
Sözlüğün amacı dilde sadeleşme hareketi yürütmekten önce, tıp eğitiminde kullanılabilecek ortak ve düzenli bir meslek dili oluşturmaktı. Hazırlayıcılar için temel soru, bir kelimenin kökeninden çok tıbbi kavramı doğru karşılayıp karşılamadığıydı. [2], [3]
Bu ayrıntı eserin önemini azaltmaz. Aksine Lügat-ı Tıbbiye’nin, kendi döneminin bilgi ve dil koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Bugün kullanılmayan çok sayıda terim içerse de sözlük, tıp bilgisinin Türkçe anlatılabilmesi için atılan sistemli adımlardan biriydi. [2], [3], [6]
Lügat-ı Tıbbiye tıp eğitimini nasıl etkiledi?
Türkçe eğitim kararı alındığında en büyük ihtiyaçlardan biri ders kitaplarıydı. Ortak bir sözlük, farklı uzmanların yaptığı çevirilerde aynı kavram için benzer karşılıklar kullanmasını kolaylaştırdı. Bu da anatomi, kimya, hastalıklar, cerrahi ve eczacılık alanlarında Türkçe kaynak hazırlanmasına katkı sundu. [2], [3], [5]
Ancak sözlüğe tek başına bütün dönüşümü gerçekleştiren bir güç atfetmek doğru olmaz. Türkçe tıp eğitimi; öğrencilerin, hekimlerin, çevirmenlerin, hocaların, cemiyet üyelerinin ve devlet yöneticilerinin yıllara yayılan ortak çabasıyla yerleşti. Lügat-ı Tıbbiye bu daha geniş hareketin hem sonucu hem de önemli araçlarından biriydi. [3], [4], [5]
İlk baskı zaman içinde yetersiz kalınca yeni terimler eklenerek sözlük genişletildi. Eser, 1900’de Lügat-ı Tıp adıyla yeniden yayımlandığında madde sayısı 24 bin 430’a ulaşmıştı. Bu artış, tıp bilgisinin ve uzmanlık alanlarının genişlemesiyle bilim dilinin de sürekli yenilenmek zorunda olduğunu gösteriyordu. [5], [7]
Lügat-ı Tıbbiye hakkında doğru bilinen yanlışlar
Eserin Kırımlı Aziz Bey tarafından tek başına yazıldığı bilgisi doğru değildir. Aziz Bey hareketin öncü isimlerindendir; ancak sözlük Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin ortak eseridir. [1], [3], [7]
Lügat-ı Tıbbiye bütün kelimeleri öz Türkçe karşılıklarla değiştirmeyi amaçlayan bir sadeleştirme sözlüğü de değildir. Klasik Arapça terimler, Osmanlıca birleşimler ve Avrupa dillerinden aktarılan kelimeler aynı eserde yan yana bulunabilir. [1], [2], [6]
Sözlüğün yayımlanmasıyla bütün tıp terimleri bir anda değişip yerleşmiş değildir. Terimler derslerde, kitaplarda ve hekimlik uygulamasında kullanıldıkça sınanmış; bazıları kalıcı olmuş, bazıları değiştirilmiş, bazıları ise zamanla tamamen terk edilmiştir. [2], [3], [6]
Lügat-ı Tıbbiye’yi Türkçe yazılmış ilk sağlık metni olarak göstermek de doğru değildir. Türkçede yüzyıllar öncesine uzanan tıp yazmaları ve terim birikimi vardır. Eserin ayırt edici yönü, modern tıp terminolojisini cemiyet çatısı altında kapsamlı ve sistemli biçimde düzenlemesidir. [2], [3]
Bir sözlükten daha fazlası
Lügat-ı Tıbbiye’nin kapağındaki “cemiyetin eseri” ifadesi, kitabın tarihsel anlamını özetler. Karşılarında binlerce yabancı terim, sınırlı sayıda Türkçe ders kitabı ve henüz yerleşmemiş bir eğitim dili vardı. Buna rağmen tıbbiyeliler yalnız “Türkçe eğitim yapılmalı” demekle kalmadı; eğitimin ihtiyaç duyduğu araçlardan birini birlikte üretti. [1], [3], [5]
Bu 640 sayfalık sözlük her terime son ve değişmez karşılığı vermedi. Zaten yaşayan hiçbir bilim dili böyle kurulmaz. Lügat-ı Tıbbiye’nin asıl başarısı, modern tıp bilgisinin ortak bir dille çevrilebileceğini, öğretilebileceğini ve yeni ihtiyaçlara göre geliştirilebileceğini somut bir eserle göstermesiydi. [1], [2], [3]
KAYNAKLAR
Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye – Lügat-ı Tıbbiye: Dictionnaire des Sciences Médicales Français-Turc – Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne Matbaası – İstanbul – 1290/1873 – 640 sayfa
Arslan Terzioğlu’na Armağan – 19. Yüzyılda Tıp Eğitiminin Türkçeleştirilmesi ve Lugât-ı Tıbbîye – Bülent Özaltay ve M. Alpertunga Kara – İsis Yayınları – İstanbul – 1999 – s. 387-407
Osmanlı İlmi ve Mesleki Cemiyetleri – Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye ve Tıp Dilinin Türkçeleşmesi Akımı – Nil Sarı – Yayına hazırlayan: Ekmeleddin İhsanoğlu – IRCICA Yayınları – İstanbul – 1987 – s. 121-142
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası – Osmanlı İmparatorluğu’nda Sivil ve Türkçe Tıp Eğitimine Geçiş – Abdullah Yıldız – 2017; 70(3): 127-134 – DOI: 10.1501/Tipfak_0000000977
Dünden Bugüne Türkiye Tıp Akademisi – Ayten Altıntaş – Maestro Yayıncılık – İstanbul – 2010
Osmanlı Bilimi Araştırmaları – Ondokuzuncu Yüzyıl Türkiye’sinde Kimyada Adlandırma – Feza Günergun – 2003; 5(1): 1-32
Kızılay Kültür Sanat Yayınları – Tıp Dilinin ve Eğitiminin Türkçeleşmesinde Öncü Kırımlı Aziz Bey – Nursel Manav – 2024 – ISBN: 978-625-99214-9-5