64.761 kişiyi kapsayan çalışma güçlü bir ilişkiye işaret ederken, sonuçların bireysel düzeyde “şeker kanseri önler” biçiminde yorumlanmaması gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’de uygulanan şeker karne sistemi, yaklaşık 70 yıl sonra erken yaşam beslenmesi ile yetişkinlikte kanser arasındaki ilişkiyi inceleyen büyük bir araştırmaya veri sağladı. Çin Tarım Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesinden araştırmacılar, 1951-1956 yılları arasında doğan 64.761 kişinin sağlık kayıtlarını inceleyerek anne karnından başlayıp yaklaşık iki yaşına kadar uzanan ilk 1000 gündeki şeker kısıtlamasının uzun dönem sonuçlarını değerlendirdi.

Proceedings of the National Academy of Sciences’ta 4 Ağustos 2026’da çevrim içi yayımlanan çalışmada, İngiltere’de şeker karnesinin Eylül 1953’te sona ermesi doğal deney olarak kullanıldı.

Araştırmanın temel bulgusu, ilk 1000 gününün daha büyük bölümünü şeker kısıtlaması altında geçiren kişilerde beş önemli kanser türünün yetişkinlik dönemindeki görülme hızlarının daha düşük olmasıydı.

64.761 kişinin verileri incelendi

Araştırmaya Birleşik Krallık Biyobankasında kayıtlı ve Ekim 1951 ile Mart 1956 arasında doğmuş 64.761 kişi dahil edildi.

Bunların 40.979’u anne karnında veya doğum sonrasında şeker karnesi uygulamasına maruz kalırken, 23.782 kişi kısıtlamaya maruz kalmayan grupta yer aldı.

Araştırmacılar katılımcıları, ilk 1000 gün içinde şeker kısıtlamasına ne kadar süre maruz kaldıklarına göre sınıflandırdı. Böylece yalnızca iki grubun karşılaştırılması yerine, maruziyet süresinin uzamasıyla sağlık sonuçlarının nasıl değiştiği de değerlendirildi.

İncelenen temel sonuçlar karaciğer ve intrahepatik safra yolu, rektum, akciğer, prostat ve meme kanserlerinin yetişkinlik dönemindeki görülme sıklığıydı.

Beş kanser türünde yüzde 36 ile 69 arasında fark

Yaşamın ilk 1000 gününün büyük bölümünü şeker kısıtlaması altında geçirenlerle kısıtlamaya maruz kalmayanlar karşılaştırıldığında beş kanser türünün tamamında daha düşük insidans oranları hesaplandı.

En belirgin fark karaciğer ve intrahepatik safra yolu kanserlerinde görüldü. Bu grupta tehlike oranı 0,31 olarak hesaplandı. Bu değer, araştırmadaki karşılaştırma koşullarında yaklaşık yüzde 69 daha düşük göreceli insidansa karşılık geliyor.

Rektum kanseri için tehlike oranı 0,60 oldu; göreceli fark yaklaşık yüzde 40’tı.

Akciğer kanserinde oran 0,59 olarak hesaplandı ve yaklaşık yüzde 41 daha düşük insidansla ilişkilendirildi.

Prostat kanserinde tehlike oranı 0,48’di. Bu sonuç yaklaşık yüzde 52 daha düşük göreceli insidans anlamına geliyor.

Meme kanseri için hesaplanan 0,64’lük oran ise yaklaşık yüzde 36 daha düşük göreceli insidansa karşılık geldi.

Bu yüzdeler mutlak kanser riskini göstermiyor. Örneğin yüzde 69’luk sonuç, bir kişinin karaciğer ve intrahepatik safra yolu kanserine yakalanma ihtimalinin otomatik olarak yüzde 69 azalacağı anlamına gelmiyor. Rakamlar, araştırmada karşılaştırılan gruplardaki hastalık görülme hızlarının göreceli farkını ifade ediyor.

Maruziyet süresi uzadıkça ilişki güçlendi

Araştırmanın önemli yönlerinden biri, yalnızca şeker karnesine maruz kalıp kalmamanın değil, kısıtlamanın ne kadar sürdüğünün de incelenmesiydi.

Anne karnından başlayarak doğumdan sonraki dönemde şeker kısıtlamasının daha uzun sürdüğü gruplarda kanser görülme oranlarının kademeli olarak daha düşük seyrettiği bildirildi.

Şeker karnesi ülke genelinde belirli bir tarihte sona erdiği için birbirine yakın dönemlerde doğan ancak ilk 1000 günlerinde farklı sürelerle kısıtlamaya maruz kalan kişilerin karşılaştırılması mümkün oldu.

Bu doğal deney yaklaşımı, klasik gözlemsel araştırmalardaki bazı karıştırıcı etkenlerin etkisini azaltmayı amaçlıyor. Yine de çalışma, kişilerin çocukluk dönemindeki gerçek günlük şeker tüketimini tek tek ölçen randomize kontrollü bir deney değildi.

Şeker tüketimi kısıtlamanın ardından hızla arttı

İngiltere’de savaş sonrası karne döneminde şeker erişimi sınırlandırılmıştı. Kısıtlamanın 1953’te kaldırılmasının ardından toplumdaki şeker tüketimi kısa sürede neredeyse iki katına çıktı.

Bu ani değişiklik araştırmacılara, aynı ülkede ve birbirine oldukça yakın dönemlerde doğmuş kişileri karşılaştırabilecek sıra dışı bir tarihsel ortam sağladı.

Araştırma çocukların şeker tüketiminin tamamen ortadan kaldırıldığı bir dönemi incelemiyor. Asıl karşılaştırma, eklenmiş şekere erişimin sınırlı olduğu bir beslenme ortamı ile kısıtlamaların kaldırılmasının ardından şekerin çok daha kolay ulaşılabilir hale geldiği dönem arasında yapılıyor.

Beslenme alışkanlığında yıllar sonra da fark görüldü

Araştırmada yalnızca kanser kayıtlarına bakılmadı. Bilim insanları erken dönemdeki beslenme ortamının yetişkinlikteki beslenme tercihleriyle ilişkili olup olmadığını da inceledi.

Şeker kısıtlamasına maruz kalan grupların yaklaşık yarım yüzyıl sonra daha az şeker tüketme, daha küçük porsiyonlar tercih etme ve daha çeşitli bir beslenme düzenine sahip olma eğilimi gösterdiği bildirildi.

Araştırmacılar bu bulguyu, erken çocukluk döneminde şekillenen tat tercihlerinin daha sonraki yaşamda da iz bırakabileceğine ilişkin olası bir davranışsal mekanizma olarak değerlendirdi.

Ancak bu sonuç, çocuklukta tüketilen şekerin yetişkinlik davranışlarını tek başına belirlediğini göstermiyor. Yaşam boyunca ekonomik koşullar, aile yapısı, eğitim, çevre ve kişisel tercihler dahil çok sayıda faktör beslenme davranışlarını etkileyebiliyor.

Testosteronda Denge Mesajı: Kalp Ritmi İçin Azı da Fazlası da Sorun Olabilir
Testosteronda Denge Mesajı: Kalp Ritmi İçin Azı da Fazlası da Sorun Olabilir
İçeriği Görüntüle

Biyolojik yaşlanmaya ilişkin bulgular da elde edildi

Çalışmada kanser dışında hücresel yaşlanmayla ilişkili bazı biyolojik göstergeler de değerlendirildi.

İlk 1000 günde şeker kısıtlamasına maruz kalanlarda beyaz kan hücrelerindeki telomerlerin bir miktar daha uzun olduğu görüldü. Telomerler, kromozomların uçlarında yer alan ve yaşlanma süreciyle birlikte kısalma eğilimi gösteren yapılardır.

Araştırmacılar gözlenen farkı yaklaşık 2,2 yıllık daha düşük biyolojik yaşlanmaya karşılık gelebilecek düzeyde hesapladı.

Aynı grupta bağışıklık sisteminin uzun süreli aktivasyonuyla ilişkili Granzyme B düzeylerinin de daha düşük olduğu bildirildi.

Bu biyolojik göstergeler olası mekanizmalara ilişkin ipuçları sunuyor. Ancak telomer uzunluğu veya tek bir bağışıklık belirtecindeki farklılık, şeker kısıtlamasının kanseri hangi mekanizmayla etkilediğini tek başına kanıtlamıyor.

İkinci çalışma erken başlangıçlı kanserleri inceledi

İlk 1000 gündeki şeker maruziyetini ele alan bir başka hakemli araştırma da 2026’da yayımlandı.

The American Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan bu bağımsız çalışmada 63.819 Birleşik Krallık Biyobankası katılımcısının verileri kullanıldı ve özellikle 50 yaşından önce tanı alan kanserler incelendi.

Araştırmada 40.397 kişi şeker karnesine maruz kalan, 23.422 kişi ise maruz kalmayan gruptaydı.

Gebelik döneminin yanı sıra doğumdan sonraki yaklaşık iki yılı da şeker kısıtlaması altında geçirenlerde 50 yaşından önce kanser tanısı alma açısından tehlike oranı 0,66 olarak hesaplandı. Bu yaklaşık yüzde 34’lük göreceli fark anlamına geliyor.

Yalnızca anne karnında kısıtlamaya maruz kalınan gruptaki fark ise istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmadı. Doğum sonrası maruziyet süresi uzadıkça ilişkinin güçlenmesi, ilk 1000 günün tamamının değerlendirilmesinin önemine işaret etti.

Bu araştırmada kanserden ölüm açısından anlamlı bir fark bulunmadı.

İki çalışma aynı tarihsel şeker karne uygulamasından ve Birleşik Krallık Biyobankasından yararlansa da farklı araştırma soruları, örneklem seçimleri ve istatistiksel yöntemler kullandı. Bu nedenle sonuçların tek bir araştırmanın tekrarı gibi değerlendirilmemesi gerekiyor.

Daha önce diyabet ve hipertansiyonla ilişki bulunmuştu

İngiltere’deki şeker karnesinin sona ermesi daha önce de uzun dönemli sağlık sonuçlarını araştırmak için kullanılmıştı.

Science’ta 2024 yılında yayımlanan bir doğal deney araştırmasında, gebelikten başlayarak yaşamın ilk 1000 gününde şeker kısıtlamasına maruz kalanlarda tip 2 diyabet riskinin yaklaşık yüzde 35, hipertansiyon riskinin ise yaklaşık yüzde 20 daha düşük olduğu bildirildi.

Araştırmada diyabet başlangıcının ortalama yaklaşık dört yıl, hipertansiyon başlangıcının ise yaklaşık iki yıl daha geç olduğu hesaplandı.

2026’daki kanser araştırmaları, aynı tarihsel dönemin etkisini farklı hastalık sonuçları üzerinden inceleyerek erken yaşam beslenmesi ile ileriki yıllardaki sağlık arasındaki olası bağlantıya yeni veriler ekledi.

Bulgular “şeker kanser yapar” şeklinde yorumlanmamalı

Araştırmanın sonuçları, şeker tüketen bir çocuğun ileride kansere yakalanacağı veya şekeri azaltmanın belirli bir kanseri kesin biçimde önleyeceği anlamına gelmiyor.

Çalışma güçlü bir doğal deney tasarımından yararlansa da katılımcılara araştırmacılar tarafından farklı miktarlarda şeker verilmiş randomize kontrollü bir klinik çalışma değil.

Doğum tarihi, kişinin kısıtlamaya ne kadar süre maruz kaldığını tahmin etmek için kullanıldı. Ailelerin gerçekte ne kadar şeker tükettiği bireysel düzeyde ölçülmedi.

Karaborsa ürünler, evde üretilen gıdalar, aileler arasındaki paylaşım ve karne dışındaki besinlere yönelme gibi faktörler gerçek şeker tüketiminin kişiden kişiye değişmesine yol açmış olabilir.

Şeker karnesinin sona erdiği yıllarda toplumda başka ekonomik ve sosyal değişikliklerin yaşanmış olması da tüm uzun dönem farklarının yalnızca şekere bağlanmasını zorlaştırıyor.

Araştırmacılar yaş, eğitim, cinsiyet, doğum yeri, doğulan ay ve diğer bazı faktörleri istatistiksel modellerde hesaba kattı. Buna rağmen ölçülmeyen bütün yaşam koşullarını tamamen dışlamak mümkün değil.

İlk 1000 gün neden öne çıkıyor?

İlk 1000 gün, gebeliğin başlangıcından çocuğun yaklaşık iki yaşına kadar geçen dönemi ifade ediyor.

Organların geliştiği, metabolik sistemlerin şekillendiği ve beslenme alışkanlıklarının temellerinin atıldığı bu dönem uzun süredir çocuk sağlığı araştırmalarının önemli alanlarından biri.

Yeni araştırmalar, bu dönemdeki beslenmenin etkilerinin yalnızca çocukluk yıllarıyla sınırlı kalmayabileceğini düşündürüyor.

Ancak mevcut veriler çocuklar için yeni bir tedavi veya kişiye özel şeker sınırı belirlemiyor. Bulguların farklı ülkelerde, günümüz beslenme ortamında ve farklı sosyoekonomik gruplarda tekrarlanması gerekiyor.

Mevcut kanıtın en güvenli yorumu, yaşamın ilk 1000 gününde daha düşük şeker maruziyetinin bazı kanserlerin yetişkinlikte daha düşük görülme oranlarıyla ilişkili olduğu yönünde.

Kaynaklar

• Proceedings of the National Academy of Sciences – Early-life Sugar Restriction Causally Reduces Adult Cancer Incidence and Slows Biological Aging, 4 Ağustos 2026

• Çin Tarım Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi – İlk 1000 günde şeker kısıtlaması, yetişkinlik dönemi kanserleri ve biyolojik yaşlanma araştırması

• The American Journal of Clinical Nutrition – Sugar Rationing During the First 1000 Days and Early-Onset Cancer: A Natural Experiment, 27 Temmuz 2026

• Beijing Hospital, Çin Ulusal Gerontoloji Merkezi, Çin Tıp Bilimleri Akademisi ve araştırma ortakları – İlk 1000 günde şeker kısıtlaması ve erken başlangıçlı kanser araştırması

• Science – Exposure to Sugar Rationing in the First 1000 Days of Life Protected Against Chronic Disease, 2024