Bildirgede çocuklar ve gençler açısından dijital bağımlılık, çevrim içi oyun, kumar ve yasa dışı bahis risklerine dikkat çekilirken, Ruh Sağlığı Yasası’nın ivedilikle yürürlüğe konulması çağrısı yapıldı.

Türk Akademisi Siyasi Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfı (TASAV), Ankara’da düzenlediği “Ulusal Halk Sağlığı ve Güvenlik Sorunu: Bağımlılık Sempozyumu”nun sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı.

Kamu kurumlarının temsilcileri, akademisyenler, bürokratlar, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşlarının katıldığı sempozyumda; tütün, nikotin, alkol, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin yanı sıra kumar, bahis, teknoloji ve dijital bağımlılıklar ele alındı.

Bağımlılığın sağlık, aile, eğitim, hukuk, ekonomi ve kamu güvenliği üzerindeki etkilerinin değerlendirildiği bildirgede, 11 temel sonuç ile mücadele politikalarına ilişkin 17 öneriye yer verildi.

Bağımlılık bireysel bir sorun olarak görülmemeli

Sonuç bildirgesinde bağımlılığın yalnızca bağımlı bireyi ilgilendiren bir sağlık sorunu olmadığı vurgulandı.

Bağımlılığın kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığının yanı sıra aile ilişkilerini, eğitim hayatını, çalışma yaşamını, ekonomik üretkenliği ve toplumsal güvenliği etkileyebildiği belirtildi.

Sorunun bir irade zayıflığı veya ahlaki mesele olarak değerlendirilmemesi gerektiğine işaret edilen bildirgede, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenleri birlikte ele alan bütüncül politikalara ihtiyaç bulunduğu kaydedildi.

Artış eğilimine karşı koruyucu mekanizma çağrısı

Bildirgede Türkiye’deki bağımlılık oranlarının uluslararası karşılaştırmalarda birçok ülkeye göre görece düşük olduğu ancak son yıllarda gözlenen artış eğiliminin önemli bir risk oluşturduğu ifade edildi.

Güçlü aile yapısı, aile içi dayanışma, toplumsal bağlar ile manevi ve kültürel değerlerin bağımlılığa karşı koruyucu unsurlar olduğu belirtildi.

Değişen yaşam biçimleri, dijitalleşme ve bağımlılık yapıcı ürünlere erişimin kolaylaşması nedeniyle mevcut koruyucu mekanizmaların daha da güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Dijital bağımlılık ve çevrim içi bahis riski

Sempozyum sonuçlarında bağımlılık kavramının artık yalnızca tütün, alkol ve uyuşturucu kullanımıyla sınırlandırılamayacağına dikkat çekildi.

Teknoloji kullanımı, sosyal medya platformları, çevrim içi oyunlar, kumar ve bahis sistemlerinin özellikle çocuklar ve gençler açısından giderek büyüyen risk alanları oluşturduğu bildirildi.

Yasa dışı uyuşturucu ticareti ile yasa dışı bahis faaliyetlerinin yalnızca halk sağlığını değil, kamu düzenini ve güvenliğini de doğrudan ilgilendirdiği belirtildi.

Prof. Dr. Toker Ergüder: Mücadele çok sektörlü yürütülmeli

Sempozyumda konuşan Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder, bağımlılık sorununun yalnızca sağlık hizmetleri veya bireysel tercihler üzerinden değerlendirilemeyeceğine dikkat çekti.

Bağımlılığın halk sağlığı, aile yapısı, eğitim, güvenlik ve sosyal yaşamı birlikte etkileyen çok boyutlu bir sorun olduğunu belirten Ergüder, mücadelede koruyucu politikaların güçlendirilmesi, erken müdahale mekanizmalarının yaygınlaştırılması ve kurumlar arasındaki iş birliğinin artırılması gerektiğini ifade etti.

Teknolojik gelişmelerle birlikte dijital bağımlılık, çevrim içi oyun, kumar ve yasa dışı bahis gibi yeni risk alanlarının öne çıktığını kaydeden Ergüder, bağımlılıkla mücadele politikalarının değişen yaşam biçimlerine ve bilimsel verilere göre güncellenmesinin önemini vurguladı.

Prof. Dr. Ergüder, mücadelenin yalnızca bağımlılık geliştikten sonra uygulanan tedavi hizmetleriyle sınırlandırılmaması gerektiğini belirterek; önleme, eğitim, erken müdahale, rehabilitasyon ve toplumsal uyum süreçlerini kapsayan sürdürülebilir bir yaklaşımın hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Çocuklar “bağımlılık endüstrisinden” korunmalı

Bildirgede çocukların ve gençlerin, bağımlılık yapıcı ürün ve davranışları teşvik eden ticari yapıların etkilerinden korunması gerektiği ifade edildi.

Bağımlılık yapıcı ürünlerin kullanımını artırmayı amaçlayan yasal veya yasa dışı pazarlama yöntemlerinin ve yeni iletişim stratejilerinin yakından takip edilmesi istendi.

Özellikle dijital platformlar üzerinden çocuklara ve gençlere ulaşılmasının yeni riskler ortaya çıkardığı belirtilerek, koruyucu düzenlemelerin teknolojik gelişmelere göre güncellenmesi çağrısı yapıldı.

Okul, aile ve rehberlik hizmetleri birlikte çalışmalı

Bağımlılık geliştikten sonra yalnızca tedaviye yönelmenin yeterli olmayacağı belirtilen bildirgede, koruyucu ve önleyici politikaların güçlendirilmesi önerildi.

Okul temelli önleme programlarının yaygınlaştırılması, aileler ile rehberlik hizmetleri arasındaki iş birliğinin artırılması ve psikososyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği kaydedildi.

Ailelerin çocuklarda ve gençlerde bağımlılık riskini, davranış değişikliklerini ve erken belirtileri fark edebilecek bilgi ve becerilerle desteklenmesinin önemine dikkat çekildi.

Yerel yönetimlere de çocuklar ve gençlere yönelik sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetleri artırma çağrısı yapıldı.

Yeşilay’ın çalışmalarına özel vurgu

Sonuç bildirgesinde bağımlılıkla mücadelede sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği role de dikkat çekildi.

Özellikle Yeşilay’ın bağımlılığın önlenmesine yönelik eğitim, farkındalık ve toplumsal bilinçlendirme faaliyetleri ile gönüllülük ağı üzerinden önemli bir görev yürüttüğü belirtildi.

“Narsisistik Bipolar” Diye Bir Hasta Profili Var mı? Bilimsel Çalışmalar Ne Söylüyor?
“Narsisistik Bipolar” Diye Bir Hasta Profili Var mı? Bilimsel Çalışmalar Ne Söylüyor?
İçeriği Görüntüle

Bağımlılıkla mücadelenin toplumun bütün kesimlerini içine alan, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir anlayışla sürdürülmesi gerektiği ifade edildi.

Tedavi sonrası toplumsal hayata dönüş desteklenmeli

Bildiride bağımlılıkla mücadelenin önleme, erken müdahale, tedavi, rehabilitasyon ve sosyal uyum aşamalarının tamamını kapsaması gerektiği belirtildi.

Erken tanı ve kanıta dayalı tedavi hizmetlerine erişimin artırılması, rehabilitasyon merkezlerinin geliştirilmesi ve tedavi sonrasında bireylerin aile, eğitim ve çalışma hayatına yeniden katılmasının desteklenmesi önerildi.

Bağımlılıktan kurtulan kişilerin damgalanmaması, sosyal dışlanmaya maruz bırakılmaması ve toplumsal hayata yeniden kazandırılması gerektiği vurgulandı.

Bilimsel veri ve ulusal izleme sistemi önerisi

Sonuç bildirgesinde bağımlılık alanındaki bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve güvenilir veri sistemlerinin geliştirilmesi gerektiğine işaret edildi.

Bağımlılık türlerinin ve yaygınlığındaki değişimlerin düzenli olarak izlenmesi, uygulanan politikaların bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi ve mücadele stratejilerinin güncel verilere dayandırılması istendi.

Bağımlılıkla mücadelenin kısa süreli kampanyalar yerine uzun vadeli bir halk sağlığı ve güvenlik yatırımı olarak görülmesi gerektiği ifade edildi.

Ruh Sağlığı Yasası için ivedilik çağrısı

Bildirgenin öne çıkan maddelerinden biri de uzun süredir gündemde bulunan Ruh Sağlığı Yasası oldu.

Bağımlılıkla mücadeleyi güçlendirecek hukuki ve kurumsal altyapının oluşturulması gerektiği belirtilerek, Ruh Sağlığı Yasası’nın ivedilikle yürürlüğe konulması çağrısında bulunuldu.

Bağımlılık hizmetlerini düzenleyen mevcut mevzuatın da bilimsel gelişmeler ve güncel ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi önerildi.

Kurumlar arası koordinasyon güçlendirilmeli

Bağımlılıkla mücadelenin yalnızca sağlık kurumlarının sorumluluğunda olmadığı vurgulanan bildirgede; eğitim, aile, hukuk, güvenlik, sosyal hizmetler ve yerel yönetimler arasında güçlü bir iş birliği kurulması istendi.

Kamu kurumları, üniversiteler, bilim insanları, sağlık profesyonelleri, sivil toplum kuruluşları, medya ve aileler arasında bilgi paylaşımının artırılması gerektiği belirtildi.

Ortak araştırma ve eğitim projelerinin geliştirilmesi ile sürdürülebilir koordinasyon mekanizmalarının oluşturulması da 17 maddelik öneri çerçevesinde yer aldı.

Sempozyum kapsamında ayrıca Prof. Dr. Cengiz Şahin editörlüğünde TASAV tarafından hazırlanan “Ulusal Halk Sağlığı ve Güvenlik Sorunu: Bağımlılık” adlı bilimsel kitap tanıtıldı.

Bildirgenin temel yaklaşımında, bağımlılıkla mücadelenin yalnızca tedavi hizmetleriyle sınırlandırılmaması; çocukları ve gençleri koruyan, aileyi güçlendiren, yeni bağımlılık biçimlerini izleyen ve bireyin tedavi sonrasında yeniden topluma katılmasını sağlayan bütüncül bir sistem kurulması gerektiği ifade edildi.