Amerika’dan Osmanlı Tıp Dünyasına Gelen “Mübarek Ağaç”: Frenginin Eski İlacı
Amerika’dan Osmanlı Tıp Dünyasına Gelen “Mübarek Ağaç”: Frenginin Eski İlacı
İçeriği Görüntüle

1930’lu yıllarda bir ilkokul sınıfını düşünün.
Tahtada yalnızca alfabe ya da dört işlem yok.
Öğretmen çocuklara sivrisineklerden söz ediyor. Bataklıkların neden sağlık sorunu oluşturabileceğini anlatıyor. Sıtmanın nasıl yayıldığını, sivrisineklerin nerelerde çoğaldığını ve hastalıktan korunmak için çevrede neler yapılabileceğini öğretiyor.
Bir başka derste ise çocuğun önüne şu düşünce getiriliyor:
Köyün yönetiminde söz sahibi olsaydı, insanların hastalanmasını önlemek için ne yapardı?
1928 tarihli bir Yurt Bilgisi kitabında verilen cevaplardan biri oldukça açık:
“Civardaki bataklıkları kuruturdum.”
Erken Cumhuriyet’in sıtmayla mücadelesinde okul böylece yalnızca okuma yazmanın öğretildiği bir yer olmaktan çıkıyor, halk sağlığı eğitiminin araçlarından birine dönüşüyordu.
Cumhuriyet’in karşısındaki büyük sağlık sorunlarından biri
Sıtma, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin önemli halk sağlığı sorunları arasındaydı.
Uzun savaş yılları, göçler, yoksulluk, sağlık personeli ve ilaç yetersizlikleri ile sivrisineklerin üremesine uygun çevresel koşullar hastalıkla mücadeleyi güçleştiriyordu.
Sıtmayla mücadele ise Cumhuriyet’le başlamamıştı. Osmanlı döneminde de hastalığa karşı önlemler alınmış, 20. yüzyılın başlarından itibaren kinin dağıtımı gibi uygulamalara başvurulmuştu.
Yeni dönemde farklı olan, mücadelenin giderek daha örgütlü ve ülke çapında yürütülmeye çalışılmasıydı.
1925’ten itibaren sıtma teşkilatları genişletildi. Ardından 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu 13 Mayıs 1926’da kabul edildi ve 29 Mayıs 1926 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
Fakat sıtmayla savaş yalnızca hastalanan insanlara ilaç vermek anlamına gelmiyordu.
Hastalığın nasıl yayıldığını topluma öğretmek de mücadelenin bir parçasıydı.
Bunun en etkili yollarından biri ise çocuklara ulaşmaktı.
Sıtma 1926 müfredatına girdi
Erken Cumhuriyet döneminde sıtma eğitiminin izlerini inceleyen araştırmalar, hastalıkla mücadele konularının ilkokul programlarına kadar girdiğini gösteriyor.
1923-1948 arasındaki müfredat ve ders kitaplarını inceleyen tarihçi Sena Coşğun Kandal’ın çalışmasına göre bu dönemde sıtma ve hıfzıssıhha konularına en geniş yer veren programlardan biri 1926 İlk Mektepler Müfredatı oldu.
Hayat Bilgisi derslerinde temizlik ve bulaşıcı hastalıklardan korunmanın yanı sıra sivrisineklerle mücadele ve bataklıklar üzerinde duruluyordu.
Üstelik eğitim yalnızca genel bilgilerden ibaret değildi.
Programın, derslerin bölgesel şartlara göre uyarlanmasına imkân tanıması sayesinde sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde çocuklara hastalığın nedenleri, korunma yöntemleri ve dönemin tedavi anlayışı daha ayrıntılı biçimde aktarılabiliyordu.
Başka bir ifadeyle öğretmene yalnızca kitapta yazanı okutması değil, çocuğa yaşadığı çevrenin sağlık sorunlarını da anlatması bekleniyordu.
Çocuk sivrisineği tanımayı öğreniyordu
Ders kitaplarındaki anlatım zaman zaman oldukça ayrıntılıydı.
Çocuklara sıtmayla ilişkili Anopheles sivrisineklerinden söz ediliyor, bunların diğer sivrisineklerden ayırt edilmesine yönelik bilgiler veriliyordu.
Sivrisineklerin nerelerde çoğaldığı, durgun suların neden önemli olduğu ve insanları sivrisinek ısırığından korumaya yönelik dönemin yöntemleri anlatılıyordu.
Bataklıkların ve küçük su birikintilerinin azaltılması, su kaplarının kapalı tutulması, pencerelerde sinek teli kullanılması ve cibinlik gibi fiziksel korunma yöntemleri eğitim materyallerine kadar girmişti.
Dönemin bazı kaynaklarında bugün artık kullanılmayan veya yalnızca profesyonel halk sağlığı programlarında uygulanabilecek farklı kimyasal ve çevresel mücadele yöntemlerine de yer veriliyordu.
Bu nedenle tarihî ders kitaplarındaki her uygulamayı bugünün sağlık önerisi olarak değerlendirmemek gerekiyor.
Fakat verilmek istenen ana mesaj açıktı:
Sıtmayla mücadele edebilmek için önce hastalığı ve onu taşıyan sivrisineği tanımak gerekiyordu.
Matematik problemi bile sıtmaydı
Dönemin eğitim yaklaşımını en iyi gösteren örneklerden biri matematik kitaplarında karşımıza çıkıyor.
1932-1933 eğitim yılında üçüncü sınıflarda kullanılan Hayat Hesabı kitabında bazı matematik problemleri doğrudan sıtmayla mücadele üzerinden hazırlanmıştı.
Bir problemde iki bataklığın büyüklüğü verilerek toplam alanın bulunması isteniyordu.
Bir başka soruda sıtmaya yakalanan yetişkin ve çocukların sayıları üzerinden toplama işlemi yaptırılıyordu.
Başka problemlerde ise bataklıkları kurutmaya çalışan köylülerin sayıları, açılan kanalların uzunlukları ve kurutulan alanlardan kazanılan tarım arazileri hesaplanıyordu.
Çocuk dört işlemi öğrenirken karşısına sürekli aynı kelimeler çıkıyordu:
Bataklık. Sıtma. Kanal. Köylü. Kurutma.
Bu yalnızca matematik öğretme yöntemi değildi.
Halk sağlığı mesajı, günlük dersin içine yerleştirilmişti.
“Köy meclisinde olsaydınız…”
Sağlık eğitimi yalnızca bilgi ezberletmek üzerine de kurulmamıştı.
1928 tarihli bir Yurt Bilgisi kitabında öğretmen, öğrencisine köy yönetiminde görev aldığını varsaymasını ve köylünün hastalanmasını engellemek için neler yapabileceğini düşünmesini istiyordu.
Örnek cevaplardan biri:
“Civardaki bataklıkları kuruturdum.”
Böylece sağlık konusu aynı zamanda yurttaşlık eğitimine dönüşüyordu.
Çocuğa yalnızca kendi sağlığını koruması öğretilmiyor, yaşadığı çevrenin sağlığı için de sorumluluk taşıdığı düşüncesi veriliyordu.
57 bin hektardan fazla bataklık
Ders kitaplarında sürekli anlatılan bataklık meselesinin sahada da karşılığı vardı.
Sena Coşğun Kandal’ın araştırmasında aktarılan 1937-1938 tarihli Küçük İstatistik Yıllığı verilerine göre 1925-1936 arasında 57 bin 607 hektar bataklık kurutuldu.
Bu rakamı dönemin sıtma mücadelesinin tek ölçüsü olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak çevresel düzenlemelerin mücadelede ne kadar önemli görüldüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Sıtmayla mücadele yalnızca hastane ve dispanserlerde yürütülmüyordu.
Suya, toprağa ve yerleşim çevresine kadar uzanıyordu.
Muallim yalnızca öğretmen değildi
Sistemin önemli aktörlerinden biri de öğretmendi.
Özellikle okuryazarlığın düşük olduğu kırsal bölgelerde öğretmen yalnızca çocuklara ders veren kişi değildi. Sağlık bilgisinin ailelere ve köye ulaşmasını sağlayabilecek bir aracı olarak görülüyordu.
Öğretmenden öğrencilerin temizlik alışkanlıklarını takip etmesi, bulaşıcı hastalıklar konusunda bilgilendirme yapması ve gerekli durumlarda sağlık görevlilerine yardımcı olması beklenebiliyordu.
Bazı yerel sıtma mücadele yapılanmalarında köy başöğretmenlerinin doğrudan görev aldığı da görülüyordu.
Böylece okulun etkisi sınıfın kapısında sona ermiyordu.
Çocuğa verilen bilgi, onun aracılığıyla aileye; öğretmenin bilgisi ise bütün köye ulaşabiliyordu.
Bir başka mücadele: Yanlış tedavi inanışları
Dönemin eğitim materyallerinin dikkat çekici yönlerinden biri de sıtmayla ilgili geleneksel veya bilimsel temeli olmayan uygulamalara karşı çıkılmasıydı.
Bazı kitaplarda muska, ağaçlara bez bağlama ve çeşitli halk tedavileri eleştiriliyor; hastalandığında hekime başvurmanın ve dönemin tıbbi tedavilerine uymanın gerekliliği anlatılıyordu.
O yıllarda kinin, sıtma tedavisinde ve bazı dönemlerde korunma amacıyla kullanılan temel ilaçlardan biriydi. Bu nedenle ders kitaplarında ve halk sağlığı yayınlarında sıkça yer alıyordu.
Ancak bu bilgi tamamen tarihsel bağlamda değerlendirilmelidir.
Günümüzde kininin kullanım alanı, dozu ve tercih edilme koşulları modern tıp rehberlerine göre belirlenir. Tarihî kaynaklarda geçen dozlar veya uygulamalar günümüz için kişisel tedavi önerisi değildir.
“Gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz” sözü
Erken Cumhuriyet dönemindeki sıtma eğitimini konu alan önemli akademik çalışmalardan biri şu başlığı taşıyor:
“Çocuklar, gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz! Erken Cumhuriyet Dönemi’nde sıtma ile mücadelede eğitim (1923-1948).”
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bu çarpıcı cümleyi, bütün öğrencilere kelimesi kelimesine verilmiş tek bir resmî talimat veya belirli bir ders kitabındaki doğrudan emir olarak sunmak doğru değildir.
İfade, akademik araştırmanın başlığında dönemin güçlü sivrisinek karşıtı mücadele anlayışını temsil etmek için kullanılıyor.
Araştırmanın incelediği müfredat ve kitaplar ise sivrisineklerin azaltılması, Anopheles’in tanınması, bataklıkların kurutulması ve çocukların sıtmayla mücadele konusunda bilinçlendirilmesi yönündeki yoğun eğitim anlayışını açık biçimde ortaya koyuyor.
Bir ülke hastalıkla savaşırken çocuklara da anlattı
Erken Cumhuriyet’in sıtma derslerine bugünden bakıldığında ilginç bir eğitim modeli görülüyor.
Çocuk Hayat Bilgisi’nde sivrisineği tanıyordu.
Yurt Bilgisi’nde köyünün sağlığını düşünüyordu.
Matematikte bataklığın alanını hesaplıyordu.
Öğretmen ise öğrendiği bilgileri yalnızca sınıfta bırakmayan bir sağlık eğiticisine dönüşüyordu.
Dönemin yöntemlerinin bir bölümü bugün bilimsel ve çevresel nedenlerle geçerliliğini kaybetmiş olabilir.
Fakat yaklaşımın temelinde günümüzde de önemini koruyan bir düşünce vardı:
Bulaşıcı hastalıklarla mücadele yalnızca hastalanan insanları tedavi etmekten ibaret değildir. Toplumun hastalığın nasıl yayıldığını anlaması da gerekir.
Bir zamanlar Türkiye’de sıtmayla mücadele yalnızca doktorun reçetesinde, sağlık memurunun çantasında veya bataklığın kenarında yürütülmedi.
Bir ilkokul çocuğunun ders kitabına kadar girdi.
Günümüz tıp bilgisiyle önemli not
Sıtma, enfekte dişi Anopheles sivrisineklerinin taşıdığı Plasmodium parazitlerinin insanlara bulaşmasıyla ortaya çıkar. Her sivrisinek sıtma taşımaz.
Dünya Sağlık Örgütü günümüzde sıtmanın görüldüğü bölgelerde insektisit uygulanmış cibinlikler ile uygun halk sağlığı programları kapsamında yapılan iç mekân kalıcı insektisit uygulamalarını temel vektör kontrol yöntemleri arasında değerlendiriyor. Larva kaynaklarının yönetimi ise bölgenin çevresel ve epidemiyolojik koşullarına göre tamamlayıcı bir yöntem olarak kullanılabiliyor.
Dolayısıyla erken Cumhuriyet dönemindeki “sivrisineği yok etme” yaklaşımı tarihsel şartlar içinde değerlendirilmelidir. Tarihî kaynaklarda anlatılan ilaçlar ve çevresel uygulamalar günümüzde bireysel sağlık önerisi değildir.
Sıtma şüphesinde tanı ve tedavi sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalıdır.
Kaynaklar
• Sena Coşğun Kandal – “Çocuklar, gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz! Erken Cumhuriyet Dönemi’nde sıtma ile mücadelede eğitim (1923-1948)”, Turkish History Education Journal, 2022
• Türkiye Büyük Millet Meclisi – 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu, 1926
• Resmî Gazete – 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu, 29 Mayıs 1926
• Türkiye Cumhuriyeti dönemine ait 1926 İlk Mektepler Müfredatı ve incelenen ilkokul ders kitapları
• Küçük İstatistik Yıllığı 1937-1938 – sıtma mücadelesi ve bataklıkların kurutulmasına ilişkin dönem verileri
• Dünya Sağlık Örgütü – sıtmanın bulaşması, korunma ve vektör kontrolüne ilişkin güncel bilimsel bilgiler