Bazı omuz ve bel ameliyatlarında cerrahinin kendisi, seçilmiş hasta gruplarında plasebo işlemden ya da ameliyatsız tedaviden daha fazla yarar sağlamayabiliyor. Ancak bunun anlamı “omuz ve bel ameliyatları işe yaramıyor” değil. Asıl mesele, doğru hastaya doğru ameliyatın yapılması.
The Economist’in 24 Eylül 2026’da gündeme taşıdığı tartışmanın arkasında, cerrahi tedavileri ilaçlar gibi randomize kontrollü çalışmalarla sınayan giderek büyüyen bir bilimsel literatür bulunuyor. Özellikle bazı kronik omuz ağrıları ve özgül olmayan bel ağrılarında, yıllardır yapılan bazı girişimlerin beklenen ek faydayı sağlamadığına ilişkin kanıtlar dikkat çekiyor.
Omuz sıkışması ameliyatında 10 yıllık sonuç dikkat çekici
En güçlü örneklerden biri subakromiyal ağrı sendromunda uygulanan artroskopik subakromiyal dekompresyon ameliyatı.
Bu işlemde omuzdaki subakromiyal alan genişletiliyor ve ağrıya neden olduğu düşünülen dokulara yönelik cerrahi müdahale uygulanıyor.
BMJ’de yayımlanan FIMPACT araştırmasının 10 yıllık sonuçları, bu yaklaşımı oldukça güçlü bir testten geçirdi.
Araştırmaya, üç aydan uzun süredir subakromiyal ağrı belirtileri bulunan 35-65 yaş arasındaki 210 yetişkin dahil edildi. Hastalar dekompresyon ameliyatı, yalnızca tanısal artroskopinin yapıldığı plasebo cerrahi veya egzersiz tedavisi gruplarına ayrıldı.
On yılın sonunda 168 katılımcının takibi tamamlandı.
Sonuç dikkat çekiciydi: Subakromiyal dekompresyon, omuz ağrısı açısından plasebo cerrahiden anlamlı biçimde daha iyi değildi. Egzersiz tedavisine karşı da klinik açıdan belirgin bir üstünlük ortaya çıkmadı.
Üstelik üç gruptaki hastaların da zaman içinde belirgin şekilde iyileşmesi önemli bir başka noktayı gösterdi: Bir kişinin ameliyattan sonra düzelmesi, iyileşmenin mutlaka ameliyatın özgül cerrahi aşamasından kaynaklandığını kanıtlamıyor.
Hastalar ameliyattan sonra neden yine de daha iyi hissedebiliyor?
Cerrahi araştırmaların en ilginç sorularından biri tam olarak bu.
Bir hasta ameliyat olur ve aylar sonra ağrısı azalırsa, doğal olarak ameliyatın işe yaradığını düşünür. Ancak hastalığın doğal seyri, rehabilitasyon, zaman, eşlik eden tedaviler ve belirtilerin en şiddetli dönemin ardından kendiliğinden gerilemesi de sonucu etkileyebilir.
JAMA Network Open’da yayımlanan ve 100 çalışmadan 10 bin 699 katılımcının verilerini değerlendiren sistematik inceleme, çalışmalarda ameliyat sonrasında görülen toplam değişimin ortalama yüzde 67’sinin cerrahinin özgül etkisi dışındaki faktörlerle ilişkili olduğunu bildirdi.
Daha da önemlisi araştırmacılar, bunun tamamını “plasebo etkisi” olarak yorumlamadı. Analize göre doğal iyileşme, hastalığın seyri ve ortalamaya dönüş gibi özgül olmayan etkiler önemli rol oynuyordu.
Dolayısıyla “ameliyat sadece plasebo” demek de bilimsel açıdan fazla basitleştirici olur.
Bel ağrısında her füzyon ameliyatı aynı değil
Benzer tartışma bel cerrahisinde de yaşanıyor.
Özellikle nedeni net biçimde gösterilemeyen kronik bel ağrısında omurların cerrahi olarak birleştirildiği spinal füzyonun rutin kullanımı uzun süredir tartışmalı.
İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü NICE, yalnızca bel ağrısı bulunan kişilerde spinal füzyonun randomize kontrollü bir çalışma dışında önerilmemesini tavsiye ediyor.
Ancak aynı kılavuz, ameliyatsız tedaviyle düzelmeyen siyatik yakınmaları bulunan ve görüntüleme bulguları şikâyetleriyle uyumlu olan hastalarda spinal dekompresyonun düşünülebileceğini belirtiyor.
Bu ayrım kritik.
“Bel ameliyatları işe yaramıyor” sonucu çıkarılamaz.
Sinir basısı, belirli omurga instabiliteleri ve başka açık cerrahi nedenleri bulunan bir hastayla, yalnızca kronik bel ağrısı nedeniyle ameliyat düşünülen bir hasta aynı klinik grupta değildir.
MR’da bozukluk görülmesi ameliyat gerektiğini gösterir mi?
Her zaman değil.
Omurga ve omuz görüntülemelerinde yaşla birlikte ortaya çıkabilen yapısal değişiklikler sık görülür. Bu nedenle bir MR raporunda disk dejenerasyonu, çıkıntı, tendon değişikliği veya başka anatomik bulgular görülmesi tek başına ameliyat kararı için yeterli değildir.
Görüntüleme sonucunun hastanın şikâyeti, muayene bulguları ve işlev kaybıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
NICE da bel ağrısı ve siyatikte uzmanlık dışı ilk değerlendirmede rutin görüntüleme yapılmamasını; görüntülemenin ancak sonucu tedavi yaklaşımını değiştirecekse değerlendirilmesini öneriyor.
“Omuz ameliyatları işe yaramıyor” demek neden yanlış?
Çünkü omuz ameliyatı tek bir işlem değildir.
Subakromiyal dekompresyon, rotator manşet tendonunun onarılması, kırık cerrahisi, omuz protezi ve instabilite ameliyatları birbirinden farklı hastalıklar için yapılan farklı işlemlerdir.
Bir ameliyat türünde plaseboya üstünlük gösterilememesi, başka bir ameliyatın da etkisiz olduğu anlamına gelmez.
FIMPACT araştırmasının güçlü sonucu özellikle subakromiyal ağrı sendromu için yapılan artroskopik subakromiyal dekompresyon hakkında yorumlanmalıdır.
Kanıtı bütün omuz cerrahisine yaymak bilimsel olarak doğru değildir.
“İşe yaramıyorsa neden hâlâ yapılıyor?” sorusu gündemde
Bir tedavinin klinik uygulamaya girmesi ile daha sonra güçlü randomize çalışmalarla sınanması arasında bazen uzun yıllar geçebiliyor.
Cerrahide bu sorun ilaç araştırmalarından daha belirgin. Çünkü cerrahiyi körlemek, plasebo ameliyat tasarlamak ve hastaları rastgele gruplara ayırmak hem teknik hem de etik açıdan daha zor.
Son yıllarda plasebo kontrollü cerrahi çalışmalarının artması, bazı yerleşik uygulamaların gerçek katkısının yeniden değerlendirilmesini sağlıyor.
Buradaki amaç cerrahiyi değersizleştirmek değil.
Tam tersine, en fazla yarar görecek hastaların daha doğru seçilmesi ve etkisiz olduğu gösterilen girişimlerin hastalara getirdiği ameliyat, anestezi, enfeksiyon, iyileşme süreci ve maliyet yükünün azaltılması.
Asıl soru “ameliyat iyi mi kötü mü?” değil
The Economist’in “bazı sırt ve omuz ameliyatları yararsızdan da kötü olabilir” şeklindeki sert yaklaşımı dikkat çekici olsa da mevcut bilimsel kanıtların daha dikkatli okunması gerekiyor.
Araştırmalar bütün omuz veya omurga cerrahisini reddetmiyor.
Ortaya çıkan mesaj daha hedefli:
Bazı yaygın ameliyatların belirli hasta gruplarında, ameliyatsız tedaviye veya plasebo girişime göre anlamlı ek yararı gösterilememiş durumda.
Bu nedenle modern cerrahinin temel sorusu artık yalnızca “Bu ameliyat yapılabilir mi?” değil.
“Bu hastada, bu ameliyatın ameliyatsız tedaviden daha fazla yarar sağlayacağını gösteren güçlü kanıt var mı?” sorusu giderek daha önemli hale geliyor.
TIBBİ UYARI
Bel veya omuz ağrısı nedeniyle planlanmış bir ameliyat bu bilgiler doğrultusunda kişisel olarak ertelenmemeli veya iptal edilmemelidir. Cerrahi gerekliliği; tanı, muayene, görüntüleme, nörolojik bulgular ve hastanın klinik durumuyla birlikte uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir.
KAYNAKLAR
- BMJ — Arthroscopic subacromial decompression versus placebo surgery for subacromial pain syndrome: 10 year follow-up of the FIMPACT randomised, placebo surgery controlled trial — 2025
- JAMA Network Open — Use of Placebo and Nonoperative Control Groups in Surgical Trials: A Systematic Review and Meta-analysis — 2022
- National Institute for Health and Care Excellence (NICE) — Low back pain and sciatica in over 16s: assessment and management, NG59 — son güncelleme 2020




