Fleming, Florey ve Penisilinin Az Bilinen Hikâyesi
Fleming, Florey ve Penisilinin Az Bilinen Hikâyesi
İçeriği Görüntüle

Avusturyalı nörolog ve farmakolog Alfred Fröhlich, Viyana Üniversitesinde görev yaptığı dönemde 14 yaşındaki bir erkek hastayı inceleyerek hipofiz bezi çevresindeki tümörün kilo artışı, büyüme ve cinsel gelişim üzerindeki etkilerini tanımladı. Tek bir insan vakasına dayanan gözlemler, 1901’de Avusturya’da yayımlanan Wiener Klinische Rundschau adlı tıp dergisinde yer aldı. [1]
Bugün “Fröhlich sendromu” veya “Babinski-Fröhlich sendromu” olarak bilinen tarihî tablo, beyindeki hipotalamus ve hipofiz çevresinde oluşan hasarın vücut ağırlığı ile hormon düzenini değiştirebileceğini gösterdi. Fröhlich’in çalışması, bütün kilo artışlarının aşırı yemekten veya hareketsizlikten kaynaklanmadığını düşündüren erken klinik örneklerden biri oldu.
Beyin iştahı ve enerji tüketimini yönetiyor
Hipotalamus, beynin küçük olmasına rağmen yaşamsal görevler üstlenen bir bölümüdür. Açlık, tokluk, susama, uyku, vücut sıcaklığı ve enerji harcaması gibi süreçlerin düzenlenmesine katkı sağlar.
Hipofiz ise beynin tabanında bulunan, bezelye büyüklüğünde bir hormon bezidir. Büyüme, tiroit, üreme ve stresle ilgili birçok hormonun çalışmasını denetler. Hipotalamus ile hipofiz birbirine çok yakın konumda bulunur ve birlikte çalışan bir kontrol merkezi oluşturur.
Bu bölgedeki bir tümör veya hasar, beynin vücuttan gelen “enerji yeterli” ve “artık yemek gerekmiyor” sinyallerini doğru değerlendirmesini engelleyebilir. Kişinin iştahı artabilir, tokluk hissi gecikebilir ve vücudun dinlenirken harcadığı enerji azalabilir.
Böyle bir durumda kilo artışını yalnızca irade eksikliğiyle açıklamak bilimsel açıdan doğru değildir. Beyindeki kontrol devrelerinin zarar görmesi, kişinin aynı miktarda yemek yese bile daha az enerji harcamasına ve daha kolay kilo almasına yol açabilir.
1901’deki hasta ne gösterdi?
Fröhlich’in izlediği genç hastada alışılmadık yağlanma, büyüme ve ergenlik sorunları ile görme belirtileri bulunuyordu. Beyin tabanında, hipofiz çevresinde gelişen bir tümörden şüphelenildi.
Fröhlich, hastada akromegali olmamasına özellikle dikkat çekti. Akromegali, büyüme hormonunun yetişkinlik döneminde aşırı salgılanması sonucu el, ayak ve yüz kemiklerinde büyümeye yol açan hastalıktır. Hastadaki tablo ise farklıydı: Büyümenin hızlanması yerine ergenlik gelişiminde gecikme ve belirgin kilo artışı görülüyordu. [1]
Bu gözlem yalnızca bir hastaya dayanıyordu. Modern klinik araştırmalardaki kontrol grupları, beyin görüntüleme yöntemleri, hormon testleri ve genetik incelemeler o dönemde bulunmuyordu. Bu nedenle Fröhlich, hipotalamus ile hipofizin görevlerini bugünkü ayrıntılarıyla açıklayamamıştı.
Fransız nörolog Joseph Babinski benzer bir tabloyu 1900’de bildirdi. Fröhlich’in 1901’de yayımladığı ayrıntılı vaka incelemesi ve daha sonra Harvey Cushing’in çalışmaları, beyin tabanındaki yapıların büyüme, üreme ve vücut ağırlığı üzerindeki etkisinin anlaşılmasına katkı sağladı. [2]
Fröhlich sendromu bugün nasıl değerlendiriliyor?
“Adipozogenital distrofi” adı verilen tarihî hastalık tanımı, günümüzde tek ve kesin bir hastalıktan çok, hipotalamus veya hipofiz çevresindeki bozuklukların oluşturduğu belirtiler bütünü olarak değerlendiriliyor. “Adipozogenital”, yağlanma ile üreme sistemindeki gelişim sorunlarının birlikte görülmesini ifade ediyor.
Bu tabloya sahip kişilerde kilo artışının yanında büyüme geriliği, ergenliğin gecikmesi, görme bozukluğu, baş ağrısı, aşırı susama veya sık idrara çıkma gibi belirtiler görülebilir. Belirtiler, hasarın yerine ve hangi hormonların etkilendiğine göre değişir.
Günümüzde benzer bir hızlı ve dirençli kilo artışı “hipotalamik obezite” olarak adlandırılabiliyor. Hipotalamik obezite, iştahı ve enerji harcamasını düzenleyen beyin bölgesinin hasar görmesi sonucu ortaya çıkan kilo artışıdır.
Bu durum özellikle kraniyofarenjiyom adı verilen, hipofiz ve hipotalamusa yakın bölgede gelişen nadir bir beyin tümörüyle ilişkilendiriliyor. Tümörün kendisi, ameliyat veya ışın tedavisi hipotalamustaki kontrol yollarını etkileyebiliyor. Travma, inflamasyon ve bazı genetik hastalıklar da benzer bir tablo oluşturabiliyor. [3]
Her kilo artışı beyin hastalığı anlamına gelmiyor
Fröhlich’in çalışması, fazla kilosu bulunan herkeste beyin tümörü olduğu anlamına gelmez. Toplumdaki kilo artışının büyük bölümü genetik özellikler, beslenme düzeni, fiziksel hareket, uyku, kullanılan ilaçlar, ruhsal durum ve yaşanılan çevrenin ortak etkisiyle ortaya çıkar.
Beyin veya hipofiz kaynaklı nedenler çok daha seyrektir. Buna karşılık kısa sürede açıklanamayan belirgin kilo artışına görme kaybı, şiddetli veya sürekli baş ağrısı, aşırı susama, büyüme geriliği ya da ergenlik gecikmesi eşlik ediyorsa hormon ve sinir sistemi açısından değerlendirme gerekebilir.
Tanıda beyin manyetik rezonans görüntülemesi, yani MR; hormon testleri, büyüme ölçümleri ve görme alanı incelemeleri kullanılabilir. Tek başına tartıdaki değişim, hipotalamik obezite tanısı koymak için yeterli değildir.
Tedavisi neden güç?
Hipotalamik obezitede yalnızca daha az yemek ve daha fazla hareket etmek her zaman yeterli sonuç vermeyebilir. Çünkü sorun yalnızca alınan kalori miktarı değildir; tokluk hissi, enerji harcaması, uyku düzeni ve otonom sinir sistemi de etkilenebilir. Otonom sinir sistemi, kalp atışı ve sindirim gibi istem dışı çalışan vücut işlevlerini yönetir.
Tedavide öncelikle tümör veya başka bir beyin hastalığı varsa bunun yönetilmesi gerekir. Eksik hormonlar uygun şekilde yerine konabilir. Beslenme planı, uyku düzeni, fiziksel hareket ve metabolik risklerin takibi de tedavinin parçalarıdır.
İngiltere’de Sheffield Üniversitesi ve Sheffield Çocuk Hastanesi ile ABD’de Washington Üniversitesi ve Seattle Çocuk Araştırma Enstitüsünden bilim insanlarının hazırladığı güncel bir inceleme, hipotalamik obezitede GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen ilaçlarla yapılmış araştırmaları değerlendirdi. Journal of the Endocrine Society dergisinde yayımlanan inceleme; yedi vaka bildirimi, beş vaka serisi ve iki klinik çalışmayı kapsadı. [4]
Bazı hastalarda kilo ve metabolik değerlerde iyileşme bildirilse de sonuçlar bütün araştırmalarda aynı değildi. Çalışmaların çoğunda katılımcı sayısı azdı; kullanılan ölçütler ve tedavi süreleri de birbirinden farklıydı. Araştırmacılar, bu ilaçların hipotalamik obezitedeki etkisini belirlemek için daha büyük ve kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı. [4]
Nöroendokrinolojinin yolunu açtı
Alfred Fröhlich, 15 Ağustos 1871’de Viyana’da doğdu. Nöroloji, farmakoloji ve hormon bilimi üzerinde çalışan Fröhlich, merkezi sinir sistemi ile iç organların çalışmasını düzenleyen sinir yollarını araştırdı.
Yahudi kökenli bir bilim insanı olan Fröhlich, Nazi yönetiminin Avusturya’yı ilhak etmesinin ardından ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Araştırmalarını ABD’de Cincinnati’deki Jewish Hospital bünyesinde bulunan May Institute of Medical Research’te sürdürdü. [2]
Fröhlich’in 1901 tarihli yayını, bugünün ölçütleriyle küçük ve tanımlayıcı bir vaka bildirimiydi. Ancak bu tek hasta, beynin yalnızca düşünce ve hareketi değil; açlığı, büyümeyi, üremeyi ve enerji dengesini de yönettiğinin anlaşılmasına yardım etti. Günümüzdeki bilgiler, onun gözlemini genişletirken önemli bir sınırı da ortaya koyuyor: Beyin kaynaklı kilo artışı gerçektir, fakat nadirdir ve yalnızca vücut ağırlığına bakılarak teşhis edilemez.
Kaynaklar
[1] Fröhlich A. Ein Fall von Tumor der Hypophysis Cerebri ohne Akromegalie. Wiener Klinische Rundschau. 1901;15:883-886, 906-908.
[2] Triarhou L. C. The Pioneer Neuropharmacologist Alfred Fröhlich (1871-1953) and the Origins of Neuroendocrinology: A Sesquicentennial Remembrance. The Neuroscientist. 2023;29(1):19-29. DOI: 10.1177/10738584211016777
[3] Kim J. H., Choi J. H. Pathophysiology and Clinical Characteristics of Hypothalamic Obesity in Children and Adolescents. Annals of Pediatric Endocrinology & Metabolism. 2013;18(4):161-167. DOI: 10.6065/apem.2013.18.4.161
[4] Dimitri P., Roth C. L. Treatment of Hypothalamic Obesity With GLP-1 Analogs. Journal of the Endocrine Society. 2025;9(1):bvae200. DOI: 10.1210/jendso/bvae200