Yaklaşık 700 yıl sonra dişlerden elde edilen antik DNA, bu ölümlerden bazılarının ardında Yersinia pestis, yani veba bakterisinin bulunduğunu gösterdi. 2022’de yayımlanan genetik analizler, Kara Ölüm’le bağlantılı veba soylarının erken tarihinin Orta Asya’daki Tian Shan bölgesine uzanabileceğine ilişkin güçlü kanıt ortaya koydu. Ancak araştırmalar, pandeminin ilk insan vakasının kesin olarak bu bölgede ortaya çıktığını kanıtlamıyor.

Yıl 1338.

Avrupa, birkaç yıl sonra tarihinin en büyük salgın felaketlerinden biriyle karşılaşacağından habersizdi.

Bugünkü Kırgızistan’ın kuzeyinde, Tian Shan dağlarının çevresindeki Çüy Vadisi’nde yaşayan bir toplulukta olağan dışı sayıda insan hayatını kaybetmeye başlamıştı.

Ölenler toprağa veriliyor, mezarlarının üzerine taşlar dikiliyordu.

Bu taşların bazılarında dikkat çekici bir ifade vardı:

“Mawtānā.”

Süryanice bu sözcük, salgın, kıran ya da pestilence anlamında kullanılıyordu.

1338 yılına tarihlenen mezar taşlarından biri, Sanmaq adlı kişinin de bu salgın sırasında öldüğünü bildiriyordu.

Fakat o yıllarda ne bu insanların neden öldüğünü kesin olarak belirlemek mümkündü ne de mezar taşlarında yazan birkaç kelimenin, yaklaşık yedi yüzyıl sonra tıp tarihinin en büyük salgınlarından birinin köken tartışmasında merkezi bir yere oturacağı tahmin edilebilirdi.

Kara Ölüm tarih kayıtlarına girmeden yaklaşık sekiz yıl önce

Kara Ölüm’ün Batı Avrasya’daki büyük salgın dalgasının başlangıcı genellikle 1346 dolaylarında Karadeniz çevresinde görülen salgınlarla ilişkilendiriliyor.

Kırgızistan’daki Kara-Djigach ve çevresindeki olağan dışı ölüm artışı ise 1338–1339 yıllarına tarihleniyor.

Arada yaklaşık sekiz yıl bulunuyor.

Bu kronolojik yakınlık tarihçilerin uzun süredir dikkatini çekiyordu.

Çünkü eğer Kırgızistan’daki bu insanların ölümüne gerçekten veba neden olmuşsa, Kara Ölüm’ün tarih kayıtlarında belirginleşmesinden hemen önce Orta Asya’da önemli bir Yersinia pestis salgını yaşanmış demekti.

Fakat yalnızca mezar taşlarındaki “salgın” sözcüğü bunun kanıtı olamazdı.

Cevap için yaklaşık 700 yıl beklemek gerekecekti.

Mezarlıklar 19. yüzyılda kazıldı

Kara-Djigach ve Burana mezarlıkları 1885–1892 yılları arasında kazıldı.

Araştırmacılar daha o dönemde olağan dışı bir durumla karşılaştı.

1248–1345 yılları arasına tarihlendirilebilen toplam 467 mezar taşının 118’i yalnızca 1338–1339 yıllarına aitti.

Başka bir ifadeyle yaklaşık bir yüzyıla yayılan tarihlendirilebilir mezar taşlarının yaklaşık dörtte biri sadece iki yıllık bir dönemde yoğunlaşıyordu.

Daha da dikkat çekici olanı, bu 118 mezar taşından 10’unda toplam 11 kişinin ölümünün “mawtānā” olarak tanımlanan salgınla ilişkili olduğunun belirtilmesiydi.

Ortada ciddi bir ölüm olayı olduğu açıktı.

Ancak asıl soru cevapsızdı:

Bu salgın gerçekten veba mıydı?

Cevap mezar taşlarında değil, dişlerin içindeydi

Modern paleogenetik teknolojileri bu soruyu cevaplamayı mümkün hâle getirdi.

Uluslararası bir araştırma ekibi, Kara-Djigach ve Burana mezarlıklarından çıkarılmış yedi kişiye ait diş örneklerinden antik DNA elde etti.

Örneklerin beşi Kara-Djigach, ikisi Burana mezarlığından geliyordu.

Araştırmacılar bu örneklerde geçmişte insanları enfekte etmiş olabilecek patojenlere ait genetik izleri aradı.

Sonuç çarpıcıydı.

Kara-Djigach’tan üç kişiye ait örneklerde Yersinia pestis DNA’sına ilişkin kanıt bulundu.

İki kişiden ise bakterinin genomunun önemli bölümleri yeniden oluşturulabildi.

Genetik veriler, bu iki kişinin birbirine son derece yakın Y. pestis suşlarıyla enfekte olduğunu gösteriyordu.

Böylece 1338–1339 yıllarında mezar taşlarında söz edilen salgın sırasında en azından bazı insanların vebadan öldüğü moleküler olarak doğrulanmış oldu.

Ancak araştırmanın tıp tarihi açısından en dikkat çekici sonucu bundan sonra ortaya çıktı.

Bakterinin soy ağacı çıkarıldığında ne görüldü?

Bir bakterinin antik genomunu elde etmek yalnızca hangi mikroorganizmanın hastalığa yol açtığını belirlemeye yardımcı olmaz.

Aynı zamanda bakterinin geçmişteki ve günümüzdeki diğer soylarla nasıl akraba olduğunu da araştırmayı mümkün kılar.

2022’de Nature dergisinde yayımlanan çalışmada Kara-Djigach’tan elde edilen Y. pestis genomları, daha önce tanımlanan antik ve modern veba genomlarıyla karşılaştırıldı.

Araştırmanın filogenetik analizinde Kara-Djigach genomları, Kara Ölüm döneminde büyük ölçüde çeşitlenen Y. pestis soylarının evrimsel ağacında son derece erken ve kritik bir konuma yerleştirildi.

Bu sonuç, araştırmacıları İkinci Veba Pandemisi ile bağlantılı önemli bir bakteriyel çeşitlenmenin kökeninin Orta Avrasya’ya, özellikle geniş Tian Shan bölgesine uzanabileceği sonucuna götürdü.

Ancak burada önemli bir bilimsel ayrıntı bulunuyor.

Daha sonraki araştırmalar ve metodolojik değerlendirmeler, Y. pestis’in evrimsel soy ağacındaki bazı dallanmaların tarihlendirilmesinin kullanılan filogenetik yöntemlere ve moleküler saat modellerine duyarlı olabileceğini gösterdi.

Bu nedenle Kara-Djigach genomlarının Kara Ölüm soylarının “kesin ve doğrudan atası” olduğu şeklinde bir ifade kullanmak doğru değil.

Bilimsel olarak daha güvenli sonuç şu:

Kara-Djigach genomları, Kara Ölüm ve İkinci Veba Pandemisi’nin erken tarihini anlamada bugüne kadar bulunan en önemli antik Yersinia pestis örnekleri arasında yer alıyor.

Tian Shan neden bu kadar önemli?

Araştırmacıların cevaplamaya çalıştığı diğer soru şuydu:

Bu bakteri Kırgızistan’a başka bir bölgeden mi ulaşmıştı, yoksa geniş Tian Shan coğrafyasındaki doğal veba odaklarından mı ortaya çıkmıştı?

Bilim insanları bunun için antik bakterinin genetik özelliklerini günümüzde bilinen Y. pestis soylarıyla karşılaştırdı.

Kara-Djigach genomlarına genetik olarak yakın bazı veba soylarının doğal odaklarının bugün Kırgızistan, Kazakistan ve Çin’in kuzeybatısındaki Tian Shan çevresinde bulunması dikkat çekiciydi.

Bu durum, 14. yüzyılın başlarında dolaşan bakterinin geniş Tian Shan bölgesindeki doğal veba rezervuarlarıyla ilişkili olabileceği görüşünü destekliyor.

Çünkü Yersinia pestis yalnızca insanlar arasında dolaşan bir bakteri değil.

Doğada özellikle yabani kemirgen popülasyonları ve onların pireleri arasında uzun süre varlığını sürdürebiliyor.

Kırgızistan’daki Tian Shan doğal veba odaklarından alınan bakteriler üzerinde 2024’te yayımlanan genom çalışmaları da bölgenin Y. pestis’in uzun dönemli evrimsel çeşitliliği açısından önemini gösteriyor.

Ancak bu araştırmaların Kara Ölüm’ün kesin olarak Tian Shan’da başladığını kanıtladığı söylenemez.

Daha doğru ifade şu:

Tian Shan, Yersinia pestis’in tarihsel ve güncel doğal odaklarının anlaşılması açısından olağanüstü önemli bir bölge.

İpek Yolu vebanın yayılmasında rol oynadı mı?

Çüy Vadisi izole bir coğrafya değildi.

Orta Çağ’da buradaki topluluklar, Orta Asya’nın büyük ticaret ağlarıyla bağlantılıydı.

Arkeolojik buluntular, mezar yazıtları ve bölgedeki ticaret ilişkileri, Kara-Djigach çevresinde farklı coğrafyalarla temas hâlinde yaşayan toplulukların bulunduğunu gösteriyor.

Bu nedenle vebanın insan toplulukları arasında yayılmasında İpek Yolu ve diğer Avrasya ticaret ağlarının rol oynamış olması güçlü bir olasılık.

Tüccarlar, kervanlar, hayvanlar, yükler ve bunlarla birlikte taşınabilecek kemirgenler ile pireler, hastalıkların uzun mesafelere yayılmasını kolaylaştırmış olabilir.

Ancak mevcut antik DNA bulguları bize bakterinin:

Kırgızistan’dan hangi şehirlerden geçtiğini,

hangi kervan yollarını izlediğini,

hangi tarihte Karadeniz çevresine ulaştığını

kesin olarak göstermiyor.

Dolayısıyla:

“Kara Ölüm İpek Yolu üzerinden Kırgızistan’dan Avrupa’ya taşındı”

şeklindeki kesin bir cümle mevcut kanıtların ötesine geçer.

Daha doğru ifade:

İpek Yolu ve Avrasya ticaret ağları, olası yayılım mekanizmalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Peki Kara Ölüm gerçekten Kırgızistan’da mı başladı?

İşte araştırmanın en fazla yanlış anlaşılabilecek noktası burada.

Mevcut bulgular bize güçlü biçimde şunları söylüyor:

1338–1339 yıllarında Kara-Djigach çevresinde Yersinia pestis kaynaklı bir salgın yaşandı.

Buradan elde edilen bakteriyel genomlar, Kara Ölüm ve İkinci Veba Pandemisi ile ilişkili Y. pestis soylarının erken evrimsel tarihinin anlaşılmasında son derece önemli bir konuma sahip.

Genetik ve ekolojik veriler, geniş Tian Shan bölgesinin bu bakterinin tarihsel evriminde önemli rol oynadığı ihtimalini destekliyor.

Ancak mevcut kanıtlar şunu söylememize yetmiyor:

“Kara Ölüm’ün dünyadaki ilk vakası kesin olarak Kırgızistan’da görüldü.”

Kara-Djigach’ta ölen insanlar, bu bakteri soyuyla enfekte olmuş ilk insanlar olmak zorunda değil.

Daha eski örnekler başka bölgelerde henüz bulunmamış olabilir.

Bakterinin geçmişteki coğrafi dağılımı da günümüzdeki doğal odaklardan farklı olabilir.

Bu nedenle bilimsel açıdan en güvenli sonuç:

Kara Ölüm ve İkinci Veba Pandemisi’nin kökenine ilişkin en güçlü antik DNA kanıtlarından biri Orta Asya’daki Tian Shan bölgesinden geliyor.

Veba insan vücudunda ne yapıyor?

Yersinia pestis esas olarak küçük memeliler ve pirelerle ilişkili zoonotik bir bakteridir.

Bubonik vebada enfekte bir pirenin ısırmasıyla vücuda giren bakteri lenf sistemine ulaşabilir.

Yakındaki lenf düğümlerinde çoğalarak son derece ağrılı ve şişmiş lenf düğümlerine yol açabilir.

Bu şişlikler tarihsel olarak “bubo” olarak adlandırılır.

Enfeksiyon kan dolaşımına yayıldığında septisemik veba, akciğerleri etkilediğinde ise pnömonik veba gelişebilir.

Özellikle pnömonik veba, solunum yoluyla insandan insana bulaşabilmesi nedeniyle ciddi halk sağlığı riski oluşturabilir.

Orta Çağ’da antibiyotikler, mikrobiyolojik tanı yöntemleri, modern yoğun bakım ve etkili enfeksiyon kontrolü bulunmuyordu.

Bugün ise veba hâlâ doğada varlığını sürdürmesine rağmen erken tanı ve uygun antibiyotik tedavisiyle tedavi edilebilen bir enfeksiyon.

Kara Ölüm yalnızca Avrupa’nın hikâyesi değildi

Kara Ölüm denildiğinde çoğu kişinin zihninde Floransa, Londra, Venedik ya da Paris canlanıyor.

Çünkü salgının tarihsel anlatısı uzun süre büyük ölçüde Avrupa’daki ölümler üzerinden kuruldu.

Ancak Yersinia pestis’in tarihi Avrupa sınırlarının çok ötesine uzanıyor.

Orta Asya’dan elde edilen antik DNA bulguları, Kara Ölüm’ün tarihini anlamak için yalnızca Avrupa’daki toplu mezarlara bakmanın yeterli olmadığını gösteriyor.

Tıp tarihinin en büyük pandemilerinden birinin kökenini araştıran bilim insanları, cevaplardan bazılarını Avrupa’dan binlerce kilometre uzakta, bugünkü Kırgızistan’da bulunan küçük bir Orta Çağ mezarlığında buldu.

Ve onları oraya götüren şey yalnızca modern genetik değildi.

Önce bir mezar taşı vardı.

Üzerinde tek bir kelime:

Mawtānā.

Sonra yaklaşık 700 yıl sonra bir insan dişinin içinde korunmuş bakteriyel DNA ortaya çıktı.

Tarih ile modern tıp bilimi böylece aynı noktada buluştu.

500 Yataklık Hastaneyle 4 Ay Yol Gittiler: Büyük Taarruz’un Az Bilinen Sağlık Hikâyesi — 10/10
500 Yataklık Hastaneyle 4 Ay Yol Gittiler: Büyük Taarruz’un Az Bilinen Sağlık Hikâyesi — 10/10
İçeriği Görüntüle

Yaklaşık 140 yıllık bir bilimsel bilmece

Kara-Djigach ve Burana mezarlıkları 19. yüzyılın sonunda kazıldığında araştırmacıların elinde antik DNA teknolojisi yoktu.

Mezar taşları bir salgının yaşandığını gösterebiliyordu.

Ama insanları hangi mikroorganizmanın öldürdüğünü söyleyemiyordu.

Aradan yaklaşık 140 yıl geçti.

Arkeoloji, tarih, dilbilim, epidemiyoloji ve genom bilimi aynı sorunun etrafında birleşti.

Ve birkaç milimetrelik diş dokusu, yedi yüzyıldır cevaplanamayan sorulardan birine yeni bir pencere açtı.

Tıp tarihinin belki de en etkileyici yanı tam olarak burada:

Geçmiş yalnızca kitaplarda ve arşivlerde değil, insan bedeninin biyolojik kalıntılarında da saklı olabilir.

Bugün bilim insanları birkaç DNA parçasından yalnızca geçmişte hangi hastalığın yaşandığını değil, o hastalığa yol açan bakterinin yüzlerce yıl boyunca nasıl değiştiğini de araştırabiliyor.

Kara-Djigach mezarları bunun dünya tıp tarihindeki en çarpıcı örneklerinden biri.


Bilimsel Kanıt Kutusu

Soru Kanıtın durumu
1338–1339’da Kara-Djigach çevresinde salgın yaşandı mı? Çok güçlü tarihsel kanıt var
Salgın sırasında Yersinia pestis mevcut muydu? Antik DNA ile doğrulandı
Kara-Djigach bakterileri Kara Ölüm soylarıyla ilişkili mi? Evet, güçlü genomik ilişki var
Tian Shan Y. pestis’in tarihsel evriminde önemli mi? Genetik ve ekolojik veriler destekliyor
Kara-Djigach genomları Kara Ölüm soylarının kesin doğrudan atası mı? Kesin olarak söylenemez
Kara Ölüm’ün ilk insan vakası Kırgızistan’da mıydı? Kanıtlanmış değil
Kırgızistan’dan Avrupa’ya kesin yayılım rotası biliniyor mu? Hayır
İpek Yolu rol oynamış olabilir mi? Evet, olası; ancak kesin rota gösterilmiş değil

Neden Önemli?

Kara-Djigach araştırması yalnızca vebanın tarihine ışık tutmuyor.

Aynı zamanda modern paleogenetiğin tıp tarihini nasıl değiştirdiğini gösteriyor.

Geçmişte tarihçiler salgınları kronikler, mezar kayıtları, iskeletler ve tarihsel belgeler üzerinden anlamaya çalışıyordu.

Bugün bunların yanına patojenlerin antik DNA’sı da eklendi.

Artık bilim insanları yalnızca:

“Bu insanlar neden öldü?”

sorusunu değil,

“Onları öldüren mikroorganizma hangi genetik soydandı, başka salgınlardaki bakterilerle nasıl akrabaydı ve zaman içinde nasıl değişti?”

sorularını da araştırabiliyor.

Kırgızistan’daki 1338–1339 mezarları bu yeni tıp tarihi anlayışının en çarpıcı örneklerinden biri hâline geldi.

Kaynaklar

  • Spyrou MA ve ark. The source of the Black Death in fourteenth-century central Eurasia. Nature, 2022.
  • Max Planck Institute for Evolutionary Anthropology. Origins of the Black Death identified, 2022.
  • Green MH, Fancy H. Plague history, Mongol history and the processes of focalisation leading up to the Black Death. Medical History, 2024.
  • Hansen DW, DeWitte SN, Slavin P. Kara-Djigach topluluğundaki ölüm örüntülerine ilişkin biyolojik antropoloji çalışması, 2024.
  • World Health Organization. Plague – Fact Sheet.
  • U.S. Centers for Disease Control and Prevention. About Plague.