Hindistan’ın Bir Bölgesini Yıllarca Korkutan Hastalık: Kala-Azar
Uzun süren ateş, giderek artan halsizlik, kilo kaybı, kansızlık ve belirgin biçimde büyüyen dalak...
- yüzyılın başlarında Hindistan’ın özellikle doğu bölgelerinde bu belirtilerin adı büyük bir korkuyla birlikte anılıyordu:
Kala-azar.
Bugün visseral leishmaniasis olarak bilinen hastalık, Leishmania donovani adlı parazitin neden olduğu sistemik bir enfeksiyon.
İnsanlara enfekte dişi kum sineklerinin ısırmasıyla bulaşıyor.
Dünya Sağlık Örgütüne göre tedavi edilmeyen visseral leishmaniasis vakalarının yüzde 95’ten fazlası ölümcül olabiliyor.
Hastalığın başlıca belirtileri arasında uzun süren düzensiz ateş, kilo kaybı, anemi ile dalak ve karaciğer büyümesi bulunuyor.
Kala-azarın Güney Asya’daki tarihi ise çok daha eskiye uzanıyor.
Tarihsel kayıtlarda kala-azarla ilişkilendirilen erken büyük salgınlardan biri, 1824’te bugünkü Bangladeş sınırları içerisindeki Jessore çevresinde ortaya çıktı.
Hastalık sonraki yıllarda Bengal, Bihar ve Assam gibi bölgelerde ağır bir halk sağlığı sorununa dönüştü.
İşte Upendranath Brahmachari’nin hikâyesi bu tablonun içinde başladı.
Doktorluğun Yanına Kimyayı da Koydu
Upendranath Brahmachari 1873 yılında dünyaya geldi.
Gençliğinde matematik ve kimya eğitimi aldı.
1894’te Kalküta’daki Presidency College’dan kimya alanında yüksek lisans derecesi aldıktan sonra tıp eğitimine yöneldi.
1900 yılında tıp diplomasını, ardından 1902’de MD derecesini aldı.
Fizyoloji alanında da akademik çalışma yürüttü.
Bu eğitim geçmişi daha sonra yapacağı keşif açısından belirleyici olacaktı.
Çünkü Brahmachari hastalara yalnızca bir klinisyen gözüyle bakmıyordu.
Aynı zamanda ilaçların kimyasal yapısıyla ilgilenen bir araştırmacıydı.
O Dönemde Tedavi Vardı Ama Bedeli Ağırdı
Kala-azar için Brahmachari’den önce de bazı tedaviler deneniyordu.
Özellikle antimon içeren tartar emetik adlı bileşik kullanılmaya başlanmıştı.
Ancak sorun yalnızca etkinlik değildi.
İlacın toksisitesi önemliydi.
Tedavi uzun sürebiliyor ve ciddi yan etkiler ortaya çıkabiliyordu.
Tarihsel kaynaklarda özellikle kalp ve karaciğer üzerindeki toksik etkilerden söz ediliyor.
Brahmachari’nin aradığı şey bu nedenle yalnızca yeni bir ilaç değildi.
Daha etkili, daha güvenli ve uygulanması daha kolay bir antimon bileşiğine ihtiyaç vardı.
Bir Alman İlacı Ona Fikir Verdi
Brahmachari’nin araştırmaları, dönemin gelişmekte olan kemoterapi anlayışından da etkilenmişti.
Paul Ehrlich ve diğer araştırmacıların arsenik içeren bileşikler üzerindeki çalışmaları, belirli mikroorganizmalara karşı kimyasal maddelerin kullanılabileceğini gösteriyordu.
Brahmachari bu yaklaşımı farklı bir yönden ele aldı.
Arsenik yerine antimon içeren organik bileşiklerin kala-azara karşı daha etkili ve daha güvenli hale getirilip getirilemeyeceğini araştırmaya başladı.
Önce farklı antimon bileşikleri üzerinde çalıştı.
Fakat aradığı özelliklerin tamamını bir araya getiren preparatı henüz elde edememişti.
Büyük Keşif Modern Bir Laboratuvarda Yapılmadı
Hikâyenin en dikkat çekici bölümü burada başlıyor.
Brahmachari çalışmalarını Kalküta’daki Campbell Hospital’da yürütüyordu.
Daha sonraki anlatımlarında araştırma yaptığı odanın imkânlarının ne kadar sınırlı olduğunu aktardı.
Modern laboratuvar cihazları yoktu.
Odada gaz hattı ve su musluğu bulunmadığını, geceleri çalışmalarını eski bir gazyağı lambasının ışığında sürdürdüğünü anlattı.
Ve 1920 yılında bu mütevazı ortamda yeni bir bileşik geliştirdi:
Urea stibamine
Bileşik organik bir pentavalan antimon preparatıydı.
Brahmachari’nin daha sonraki yayınlarıyla urea stibamine’in kala-azar tedavisindeki sonuçları bilim dünyasına sunuldu.
Kala-Azar Tedavisinde Dönüm Noktası
Sonuçlar dönemin koşullarında son derece dikkat çekiciydi.
Brahmachari ve onu izleyen klinisyenlerin bildirdiği serilerde urea stibamine ile tedavi edilen hastalarda yüksek iyileşme oranları görüldü.
Tarihsel tıp incelemelerinde tedaviyle yüzde 90’ın üzerinde kür oranları bildirildiği ve preparatın önceki bazı antimon tedavilerine göre daha güvenli kabul edildiği aktarılıyor.
Brahmachari’nin geliştirdiği urea stibamine, daha güvenli pentavalan antimon tedavilerinin erken ve önemli örneklerinden biri haline geldi.
Bu ilaç sınıfı sonraki yıllarda leishmaniasis tedavisinde uzun süre önemli yer tuttu.
Dolayısıyla Brahmachari’nin keşfi yalnızca yeni bir molekülün sentezi değildi.
Kala-azar kemoterapisinin gelişiminde önemli bir aşamaydı.
328 Binden Fazla Hastanın Tedavisinde Kullanıldı
Urea stibamine kısa sürede laboratuvar sınırlarının dışına çıktı.
Özellikle kala-azarın ağır yük oluşturduğu Assam’da geniş çaplı tedavi programlarında kullanılmaya başlandı.
Tarihsel halk sağlığı kayıtlarını inceleyen araştırmalarda, 1930’ların başına gelindiğinde 328 binden fazla hastanın urea stibamine ile tedavi edildiği aktarılıyor.
Bu ölçekte kullanım, Brahmachari’nin geliştirdiği preparatın yalnızca deneysel bir ilaç olarak kalmadığını gösteriyor.
Tedavi doğrudan geniş bir halk sağlığı programının parçasına dönüşmüştü.
Ancak burada önemli bir tarihsel ayrım bulunuyor.
Brahmachari için zaman zaman kullanılan:
“Milyonlarca insanın hayatını kurtardı”
ifadesini kesin bir epidemiyolojik sayı gibi kullanmak mümkün değil.
Buna karşılık urea stibamine’in yüz binlerce hastanın tedavisinde kullanıldığına ve kala-azarla mücadelede önemli bir rol oynadığına ilişkin tarihsel kanıt oldukça güçlü.
Hastalık Geçtikten Sonra Deride Yeni Bir Tablo Fark Etti
Brahmachari’nin kala-azar tarihindeki rolü urea stibamine ile sınırlı kalmadı.
Bazı hastalarda kala-azardan sonra deri üzerinde farklı lezyonlar ortaya çıkıyordu.
Yüzde, kollarda ve vücudun başka bölgelerinde açık veya koyu renkli lekeler, papüller ve nodüller görülebiliyordu.
Brahmachari bu tablonun önemini fark etti.
1922 yılında yayımladığı çalışmasında Hindistan’daki bu durumu:
“Dermal leishmanoid”
adıyla ayrıntılı biçimde tanımladı.
Brahmachari’nin çalışması, bugün post-kala-azar dermal leishmaniasis — PKDL olarak bilinen tablonun ayrı bir klinik durum olarak anlaşılmasına yapılan temel tarihsel katkılardan biri oldu.
Benzer deri tabloları başka bölgelerde daha önce de bildirilmişti.
Bu nedenle Brahmachari’yi PKDL’yi dünyada ilk keşfeden kişi olarak tanımlamak yerine, Hindistan’daki tabloyu sistematik biçimde tanımlayan ve klinik öneminin anlaşılmasına büyük katkı yapan araştırmacılardan biri olarak ifade etmek daha doğru.
“Post-kala-azar dermal leishmaniasis” adı ise birkaç yıl sonra literatürde yerleşmeye başladı.
Brahmachari’nin Bir Asır Önce Çalıştığı Hastalık Bugün Hâlâ Önemli
PKDL yalnızca dermatolojik bir sorun değil.
Visseral leishmaniasis geçiren bazı hastalarda aylar veya yıllar sonra gelişebiliyor.
Bu kişilerde parazit deride varlığını sürdürebildiği için hastalığın toplumdaki bulaş zincirinin devamında rol oynayabiliyor.
Bu nedenle PKDL, kala-azarın eliminasyonuna yönelik halk sağlığı programlarında günümüzde de önem taşıyor.
Üstelik bu tarihsel bağlantı 2026 yılında yeniden gündeme geldi.
Dünya Sağlık Örgütü, 28 Temmuz 2026’da Güneydoğu Asya ve Doğu Afrika’da visseral leishmaniasis ve PKDL tedavisine yönelik güncellenmiş öneriler yayımladı.
Böylece Brahmachari’nin bir asırdan uzun süre önce üzerinde çalıştığı iki başlık — kala-azar ve hastalık sonrasında gelişebilen deri tablosu — modern tropikal tıbbın gündeminde yaşamaya devam ediyor.
Nobel Arşivinde Brahmachari’nin Adı
Brahmachari’nin bilimsel çalışmalarının uluslararası düzeyde gördüğü karşılığın önemli göstergelerinden biri Nobel adaylıklarıydı.
Nobel Ödülü’nün resmi adaylık kayıtlarında Upendranath Brahmachari’nin 1929 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’ne aday gösterildiği görülüyor.
O yıl ödül Christiaan Eijkman ile Frederick Gowland Hopkins’e verildi.
Ancak Brahmachari’nin Nobel hikâyesi burada bitmedi.
1942’de Beş Ayrı Adaylık Kaydı
Aradan 13 yıl geçti.
1942’de Brahmachari’nin adı yeniden Nobel adayları arasındaydı.
Nobel adaylık kayıtlarında Brahmachari için o yıl beş ayrı adaylık kaydı bulunuyor.
Adaylık gerekçelerinde özellikle urea stibamine’in geliştirilmesi ile kala-azar sonrasında görülen dermal tablonun araştırılması öne çıkıyordu.
Bu nedenle Brahmachari’nin Nobel geçmişini:
“İki kez Nobel’e aday gösterildi”
şeklinde ifade etmek teknik olarak eksik kalabiliyor.
Daha doğru anlatım şu:
Brahmachari 1929 ve 1942 olmak üzere iki ayrı yılda Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü için aday gösterildi; bu iki yıl için Nobel adaylık arşivinde toplam altı adaylık kaydı bulunuyor.
1942’nin İlginç Bir Ayrıntısı Daha Var
Brahmachari 1942’de Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü alamadı.
Ancak bunun nedeni başka bir bilim insanının ödülü kazanması değildi.
Çünkü 1942 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü hiç verilmedi.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü 1940, 1941 ve 1942’de verilmedi.
Bu nedenle Brahmachari’nin neden Nobel kazanamadığı konusunda “sömürge yönetimi nedeniyle engellendi”, “Hintli olduğu için dışlandı” veya benzeri iddiaları tarihsel gerçek gibi sunmak doğru değil.
Böyle bir sonucu ortaya koyan güvenilir Nobel belgesi bulunmuyor.
Bilinen gerçek daha somut:
Çalışmaları Nobel sisteminde aday gösterilecek kadar önemli bulundu ancak hiçbir zaman Nobel ödüllüsü olmadı.
Nobel’i Alamadı Ama Bilimsel İtibarı Büyüdü
Brahmachari’nin çalışmaları kendi döneminde tamamen görmezden gelinmiş değildi.
Çeşitli bilimsel ve devlet nişanlarıyla ödüllendirildi.
1924’te Kaisar-i-Hind Gold Medal aldı.
Daha sonra şövalyelik unvanıyla onurlandırıldı ve çeşitli bilimsel kurumlarda önemli görevler üstlendi.
Kala-azar dışında sıtma, filaryaz, lepra ve başka hastalıklar üzerine de çalışmalar yaptı.
Bununla birlikte bugün adı Louis Pasteur, Robert Koch veya Alexander Fleming kadar geniş kitleler tarafından bilinmiyor.
Bu nedenle Brahmachari’nin hikâyesi tıp tarihinin az bilinen fakat dikkat çekici bilimsel öykülerinden biri olmaya devam ediyor.
Urea Stibamine Bugün Kullanılıyor mu?
Brahmachari’nin geliştirdiği urea stibamine tarihsel açıdan önemli olsa da modern kala-azar tedavisi artık aynı noktada değil.
Antimon bileşiklerine karşı direnç, ilaç toksisitesi ve yeni tedavilerin geliştirilmesi zaman içerisinde klinik uygulamayı değiştirdi.
Günümüzde visseral leishmaniasis tedavisinde bölgeye ve hastanın klinik durumuna göre liposomal amphotericin B, miltefosine, paromomycin ve bazı pentavalan antimon preparatları gibi farklı seçenekler kullanılabiliyor.
DSÖ’nün 2026’da güncellediği önerilerde de tedavi; bölge, hastalık biçimi, hasta grubu ve önceki tedaviler dikkate alınarak farklılaştırılıyor.
Dolayısıyla urea stibamine’i günümüzde kullanılan standart kala-azar ilacı gibi göstermek doğru değil.
Onun önemi bugün kullanılan bir ilaç olmasından çok, kala-azar kemoterapisinin gelişimindeki tarihsel rolünden kaynaklanıyor.
Bir Gaz Lambasının Altından Tıp Tarihine
Brahmachari’nin hikâyesini çarpıcı yapan yalnızca Nobel adaylığı değil.
Bir tarafta tedavi edilmediğinde insanların büyük bölümünün yaşamını tehdit eden ciddi bir parazit hastalığı vardı.
Diğer tarafta modern laboratuvar olanaklarından oldukça uzak koşullarda çalışan bir hekim-kimyager.
Ve sonunda küçük bir hastane odasında başlayan araştırma, yüz binlerce hastanın tedavisinde kullanılan bir preparata dönüştü.
Brahmachari ayrıca kala-azar sonrasında ortaya çıkabilen deri tablosunu ayrıntılı biçimde tanımlayarak hastalığın klinik olarak anlaşılmasına ikinci önemli katkısını yaptı.
Aradan bir asırdan fazla zaman geçti.
İlaçlar değişti.
Tedavi protokolleri değişti.
Kala-azarla mücadele yöntemleri değişti.
Ancak Upendranath Brahmachari’nin gazyağı lambasının ışığında başlayan araştırmasının tıp tarihindeki yeri değişmedi.
KAYNAKLAR
- Saha P, Chaudhury A, Maji AK. Sir U.N. Brahmachari and His Battle Against Kala-Azar. Tropical Parasitology. 2021.
- Brahmachari UN. Chemotherapy of Antimonial Compounds in Kala-Azar Infection. Indian Journal of Medical Research. 1922.
- Brahmachari UN. A New Form of Cutaneous Leishmaniasis—Dermal Leishmanoid. Indian Medical Gazette. 1922;57:125–127.
- World Health Organization. Leishmaniasis – Fact Sheet.
- World Health Organization. Kala-Azar in India – Progress and Challenges Towards its Elimination as a Public Health Problem. Weekly Epidemiological Record.
- World Health Organization. Guidelines on the Treatment of Visceral Leishmaniasis and Post-kala-azar Dermal Leishmaniasis in Eastern Africa and South-East Asia. 2026.
- Nobel Prize Nomination Archive. Upendranath Brahmachari – Physiology or Medicine, 1929 and 1942.




