Princeton University ve Washington University in St. Louis araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, erken yaşam deneyimlerinin gelişmekte olan beyinde nasıl uzun süreli biyolojik etkiler bırakabileceğine ilişkin yeni ipuçları sundu.
The Journal of Neuroscience’da 23 Temmuz 2026’da çevrim içi yayımlanan araştırmada erkek ve dişi farelerin beynindeki nucleus accumbens bölgesine odaklanıldı. Bu bölge; ödül, motivasyon, stres ve duygusal davranışların düzenlenmesinde görev alan beyin ağlarının önemli parçalarından biri. [1]
Araştırmacılar özellikle SETD7 adlı enzim ile H3K4me1 adı verilen epigenetik işaret arasındaki ilişkiyi inceledi.
Epigenetik değişiklik, DNA’nın harf dizisini değiştirmeden bazı genlerin ne kadar kolay çalıştırılabileceğini etkileyen biyolojik düzenlemeleri ifade ediyor.
Araştırmacılar erken stresle ilişkili moleküler izi taklit etti
Çalışmanın önemli bir noktası, araştırmacıların yalnızca fareleri strese maruz bırakıp sonuçları izlemesi değildi.
Ekip, daha önce erken yaşam stresiyle ilişkilendirilen H3K4me1 adlı epigenetik işaretin oluşumunda rol oynayan SETD7 enziminin düzeyini genç farelerin nucleus accumbens bölgesinde deneysel olarak artırdı. [1]
Amaç, gelişimin erken döneminde ortaya çıkan bu moleküler değişikliğin tek başına beynin ilerideki stres yanıtını değiştirmeye yeterli olup olmadığını anlamaktı.
SETD7 artırıldığında beynin bazı DNA bölgelerinde kromatin yapısının değiştiği görüldü.
Kromatin, DNA’nın hücre çekirdeği içinde proteinlerle birlikte paketlenmiş haline verilen ad. Kromatinin bazı bölgelerinin daha açık hale gelmesi, o bölgelerde bulunan genlerin gerektiğinde daha kolay çalıştırılabilmesi anlamına geliyor.
Araştırmacılar, genç yaşta oluşturulan SETD7 artışının bazı düzenleyici DNA bölgelerinde uzun süre devam eden değişikliklere yol açtığını bildirdi. [1]
Genç farelerde sonraki strese duyarlılık arttı
En dikkat çekici sonuçlardan biri davranış deneylerinde ortaya çıktı.
Genç farelerin beyninde SETD7 düzeyi artırıldığında, bu hayvanlar yetişkinlikte karşılaştıkları yeni stres koşullarına karşı daha yüksek davranışsal hassasiyet gösterdi. [1]
Başka bir ifadeyle araştırmacılar, erken gelişim döneminde oluşturulan belirli bir epigenetik değişikliğin daha sonraki stres yanıtını etkileyebildiğini gösterdi.
Bu sonuç, erken yaşam stresinin gelecekte mutlaka ruhsal hastalığa yol açtığı anlamına gelmiyor.
Daha sınırlı ve bilimsel olarak doğru yorum şu:
Gelişmekte olan beyinde bazı gen bölgelerinin çalışma biçimini etkileyen erken moleküler değişiklikler, daha sonraki streslere verilen yanıtı değiştirebilir.
Aynı değişiklik yetişkin farelerde aynı sonucu vermedi
Araştırmanın önemli bulgularından biri de zamanlamayla ilgiliydi.
SETD7 düzeyi genç farelerin nucleus accumbens bölgesinde artırıldığında ilerleyen dönemde stres duyarlılığı ortaya çıktı.
Ancak benzer müdahale yetişkin farelerde yapıldığında aynı kalıcı davranışsal hassasiyet görülmedi. [1]
Bu sonuç, beynin gelişimin belirli dönemlerinde çevresel ve moleküler etkilere karşı daha hassas olabileceği düşüncesini destekliyor.
Çocukluk ve ergenlik döneminde beyin hâlâ geliştiği için sinir hücrelerinin bağlantıları, genlerin çalışma düzenleri ve stres sistemleri yetişkin beynine göre daha değişken olabiliyor.
Farelerdeki bulgular, bu gelişim dönemlerinde oluşan bazı epigenetik değişikliklerin ilerleyen yaşlarda da etkisini sürdürebileceğine işaret ediyor.
Sinir hücrelerinin çalışma biçimi de değişti
Araştırmacılar yalnızca DNA çevresindeki epigenetik işaretleri incelemedi.
Nucleus accumbens bölgesindeki D2 tipi orta dikenli nöronlar adı verilen sinir hücrelerinin elektriksel özellikleri de değerlendirildi.
Bu hücreler ödül, motivasyon ve davranış kontrolünde önemli görevler üstleniyor.
Genç yaşta SETD7 düzeyi artırılan farelerde bu sinir hücrelerinin bazı fizyolojik özelliklerinin değiştiği görüldü. [1]
Böylece araştırma aynı mekanizma içinde üç farklı düzeyde bulgu ortaya koydu:
Epigenetik düzenleme değişti.
Sinir hücrelerinin çalışma özellikleri değişti.
Hayvanların daha sonraki strese karşı davranışsal duyarlılığı arttı.
Bu üç bulgunun birlikte ortaya çıkması, araştırmacıların erken gelişim dönemindeki moleküler değişikliklerle ilerleyen yaşlardaki stres hassasiyeti arasında biyolojik bir bağlantı kurmasına yardımcı oldu.
“Epigenetik iz” ne anlama geliyor?
Çalışmada incelenen H3K4me1, histon adı verilen proteinler üzerinde bulunan kimyasal bir işaret.
Histonlar DNA’nın hücre çekirdeğinde düzenli biçimde paketlenmesine yardımcı oluyor.
Bu proteinlerin üzerindeki kimyasal işaretler, bazı DNA bölgelerinin hücre tarafından daha kolay veya daha zor kullanılmasını etkileyebiliyor.
H3K4me1 artışı, özellikle genlerin çalışmasını kontrol eden bazı düzenleyici bölgelerin ileride gelen sinyallere daha hazır hale gelmesiyle ilişkilendiriliyor.
Bunu bir kitabın belirli sayfalarına ayraç koymaya benzetmek mümkün.
Kitap sürekli açık değil.
Ancak işaretlenmiş sayfalara gerektiğinde daha hızlı ulaşılabiliyor.
Araştırmacıların bulguları da bazı gen bölgelerinin erken dönemde benzer biçimde “hazırlanabileceğini” ve daha sonraki bir stres sırasında farklı tepki verebileceğini düşündürüyor. [1]
Önceki araştırmalar da ödül devrelerine işaret etmişti
Aynı araştırma alanındaki daha önceki çalışmalar, erken yaşam stresinin beynin ödül ve stres devrelerinde genlerin çalışma biçimini değiştirebildiğini göstermişti.
Nature Communications’da 2019 yılında yayımlanan bir fare çalışmasında erken yaşam stresinin ventral tegmental alan, nucleus accumbens ve prefrontal korteks gibi bölgelerde yetişkinlikte karşılaşılan strese verilen genetik yanıtı değiştirebildiği bildirilmişti. [2]
Yeni The Journal of Neuroscience araştırması ise bu uzun süreli değişimin altında bulunabilecek moleküler mekanizmalardan birini deneysel olarak inceleyerek SETD7-H3K4me1 yolunun olası rolünü daha ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. [1]
Bulgular çocuklara doğrudan uygulanamaz
Araştırmanın en önemli sınırlılığı, deneylerin farelerde yapılmış olması.
Çalışma çocukluk travması yaşamış kişilerin beyinlerini incelemedi.
SETD7 veya H3K4me1 değişikliklerinin insanlarda erken yaşam stresinden sonra aynı biçimde ortaya çıktığı da gösterilmiş değil.
Bu nedenle bulgulardan “çocukluk stresi beyinde kalıcı hasar bırakır” sonucu çıkarılamaz.
“Uzun süreli etki” ifadesi de geri döndürülemez bir beyin hasarı anlamına gelmiyor. Epigenetik sistemler yaşam boyunca çevresel koşullardan, deneyimlerden ve biyolojik süreçlerden etkilenebiliyor.
Aynı şekilde erken yaşamda yoğun stres yaşayan herkesin ilerleyen yıllarda depresyon, anksiyete veya başka bir ruhsal hastalık geliştireceği söylenemez.
İnsanlarda ruh sağlığı; genetik yapı, aile desteği, sosyal çevre, yaşam koşulları, sonraki deneyimler ve çok sayıda başka biyolojik ve psikolojik etkene bağlı.
Araştırma ayrıca SETD7’yi hedefleyen bir ilacın insanlarda stres, depresyon veya başka bir ruhsal hastalığı tedavi edebileceğini de göstermiyor.
Çalışmanın asıl önemi, gelişimin erken döneminde oluşan belirli bir epigenetik değişikliğin beynin daha sonraki stres yanıtını değiştirmeye yeterli olabileceğini farelerde deneysel olarak göstermesi.
Bundan sonraki önemli soru, benzer mekanizmaların insan beyninde bulunup bulunmadığı ve bulunuyorsa ruh sağlığı açısından ne ölçüde önem taşıdığı olacak.
Kaynaklar
[1] Rashford RL, Fang LZ, DeBerardine M, Kim HJJ, Hirschfield LW, Cervi E, Barrett MR, Thompson JM, Creed MC, Peña CJ. Altered postnatal chromatin development in the nucleus accumbens primes enduring stress sensitivity. The Journal of Neuroscience. 2026. DOI: 10.1523/JNEUROSCI.2217-25.2026
[2] Peña CJ, Smith M, Ramakrishnan A ve ark. Early life stress alters transcriptomic patterning across reward circuitry in male and female mice. Nature Communications. 2019;10:5098. DOI: 10.1038/s41467-019-13085-6




