Kalabalık bir aile sofrası düşünün. Herkes konuşuyor, çocuklar gülüyor, geçmişten hatıralar anlatılıyor. Masanın bir köşesinde oturan yaşlı bir aile büyüğü ise konuşmaları takip etmekte zorlanıyor.
Zaman zaman gülümsüyor, başını sallıyor. Kendisine bir soru yöneltildiğinde konuyla ilgisiz bir cevap veriyor. Birisi sabırsızlanıyor: “Baba, yine anlamadın!”
Oysa belki de sorun anlamamak değil, yeterince duyamamak.
İşitme kaybının en ağır sonuçlarından biri tam da burada başlıyor. İnsan önce bazı sesleri, sonra kelimeleri, zamanla da sohbetlerin bir bölümünü kaçırıyor. En sonunda konuşmalara katılmaktan vazgeçebiliyor.
İşitme kaybı yalnızca seslerin azalması değildir. Bazen insanın hayatın içinden yavaş yavaş çekilmesidir.
Her Duyulan Ses Anlaşılmayabilir
İşitme, yalnızca sesin kulağa ulaşmasından ibaret değildir. Sesin algılanması, ayırt edilmesi ve anlamlandırılması beynin de aktif olarak katıldığı karmaşık bir süreçtir.
Bu nedenle bazı hastalarımız, “Duyuyorum ama söyleneni anlayamıyorum” der.
Aslında son derece önemli bir ayrımı tarif ederler.
Özellikle yaşa bağlı işitme kaybında, kişi konuşmanın varlığını fark ettiği hâlde kelimeleri birbirinden ayırmakta zorlanabilir. Kalabalık ortamlarda, arka planda televizyon açıkken veya birkaç kişi aynı anda konuştuğunda bu güçlük daha belirgin hâle gelir.
Böyle durumlarda aileler çoğu zaman seslerini yükseltir. Oysa her zaman daha yüksek sesle konuşmak yeterli değildir. Çünkü mesele yalnızca sesin şiddeti değil, konuşmanın anlaşılabilirliğidir.
Bir insanın duymakta zorlandığını anlamak için onun bütün sesleri kaybetmesini beklememeliyiz.
Sessizliğe Çekilen İnsanlar
İşitme kaybının en az konuşulan yönü, insan ilişkileri üzerindeki etkisidir.
Bir aile toplantısında konuşmaları sürekli kaçırdığınızı düşünün. Her cümleyi tekrar ettirmek zorunda kalıyorsunuz. Bazen yanlış anlıyor, bazen de söylenenleri anlamış gibi davranıyorsunuz.
Bir süre sonra ne olur?
Daha az soru sorarsınız. Daha az konuşursunuz. Kalabalık ortamlardan uzaklaşmaya başlayabilirsiniz.
İşte burada işitme kaybı, yalnızca kulak burun boğaz uzmanlığının konusu olmaktan çıkar. Sosyal hayatı, ruhsal iyilik hâlini ve insanın kendisini toplumun bir parçası olarak hissetmesini ilgilendiren bir meseleye dönüşür.
Üstelik bu tablo bazen yanlış yorumlanır.
Konuşmalara katılmayan yaşlı bir insan ilgisiz sanılabilir. Sorulara cevap vermekte geciken biri, zihinsel yeteneklerini kaybetmeye başlamış gibi değerlendirilebilir.
Oysa kimi zaman yapılması gereken ilk şey, o insanın işitmesini değerlendirmektir.
Duymakta zorlanan bir insanı, anlamakta yetersiz olmakla suçlamak büyük bir haksızlıktır.
İşitme Kaybı Beyni de Etkiler mi?
Son yıllarda işitme kaybı ile bilişsel işlevler arasındaki ilişki bilim dünyasında giderek daha fazla araştırılıyor.
Çalışmalar, özellikle ileri yaşlarda işitme kaybı ile bilişsel gerileme ve demans riski arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor.
Bu ilişkinin nasıl ortaya çıktığı ise henüz bütün yönleriyle açıklanmış değil.
İşitme güçlüğünün konuşmaları takip etmek için daha fazla zihinsel çaba gerektirmesi, sosyal etkileşimin azalması ve işitme ile bilişsel gerilemeyi birlikte etkileyen başka faktörler olası açıklamalar arasında.
2023 yılında The Lancet dergisinde yayımlanan ACHIEVE araştırması, işitme müdahalelerinin bilişsel sağlık üzerindeki etkilerini inceleyen önemli çalışmalardan biridir. Araştırmanın tüm katılımcıları birlikte değerlendirildiğinde üç yıllık bilişsel değişimde anlamlı bir fark saptanmadı. Ancak bilişsel gerileme açısından daha yüksek risk taşıyan katılımcılarda işitme müdahalesinin gerilemeyi yavaşlattığı görüldü.
Buradan doğru sonucu çıkarmalıyız.
İşitme kaybı yaşayan herkes demans geliştirecek değildir. İşitme cihazı kullanmanın demansı kesin olarak önlediği de söylenemez.
Fakat elimizdeki bilimsel veriler, işitme sağlığının zihinsel ve sosyal sağlıkla birlikte ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
İşitme Cihazı Bir Yaşlılık İşareti Değildir
Toplumumuzda gözlük kullanmak son derece doğal karşılanırken işitme cihazı kullanmak hâlâ kimi insanlar için çekinilecek bir durum olabiliyor.
“Yaşlı gösterir.”
“Henüz o kadar kötü duymuyorum.”
“Biraz yüksek konuşsalar yeter.”
Bu düşünceler yüzünden işitme değerlendirmesini ve gerekli desteği yıllarca erteleyen insanlar bulunuyor.
Oysa işitme cihazı bir yetersizlik göstergesi değil, uygun hastalarda iletişimi kolaylaştıran bir sağlık teknolojisidir.
Burada başka bir yanlışı da düzeltmek gerekir. Her işitme kaybının çözümü işitme cihazı değildir. Kulak kiri, orta kulak hastalıkları ve farklı nedenlerle ortaya çıkan işitme kayıplarında tedavi seçenekleri değişir. Bazı hastalarda ilaç veya cerrahi tedavi, bazılarında işitme cihazı ya da koklear implant gündeme gelebilir.
Önemli olan, doğru tanıyı koymak ve kişiye uygun çözümü belirlemektir.
Özellikle ani gelişen işitme kayıplarında zaman kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılması gerektiğini de hatırlatmak isterim. Çünkü bazı işitme kayıplarında erken müdahale, tedavinin başarısını doğrudan etkileyebilir.
Çocuk İçin Dil, Yaşlı İçin İletişim
İşitme sağlığını yalnızca ileri yaşların meselesi olarak görmek de doğru değildir.
Çocukluk çağında işitme, konuşma ve dil gelişiminin temel unsurlarından biridir. İşitme kaybının geç fark edilmesi, çocuğun dil gelişimini, öğrenmesini ve sosyal ilişkilerini etkileyebilir.
Bu nedenle yenidoğan işitme taramaları, çocukluk dönemi değerlendirmeleri ve erken müdahale programları son derece değerlidir.
Ancak işitme kaybı yaşayan her çocuğun gelişimi aynı şekilde etkilenmez. Uygun işitsel, dilsel ve eğitsel destek, çocukların gelişim olanaklarını önemli ölçüde artırabilir.
Hayatın diğer ucunda ise yaşlı bireylerin iletişim hakkı bulunur.
Çocuğun dünyayı tanımak için, yaşlı insanın da dünyayla bağını sürdürmek için erişilebilir iletişime ihtiyacı vardır.
Her iki dönemde de temel mesele aynıdır: İnsanın kendisini ifade edebilmesi ve başkalarıyla ilişki kurabilmesi.
Asıl Mesele Birbirimizi Duyabilmek
Dünya Sağlık Örgütü, bugün dünyada 430 milyon insanın işitme kaybı nedeniyle rehabilitasyon hizmetine ihtiyaç duyduğunu bildiriyor. Bu sayının 2050 yılında 700 milyonu aşması bekleniyor.
Bu rakamları yalnızca sağlık istatistiği olarak okumamalıyız.
Her sayının arkasında bir insan var.
Torununun sesini duymakta zorlanan bir büyükbaba, sınıfta öğretmeninin söylediklerini kaçıran bir çocuk, toplantılarda konuşmaları takip edemeyen bir çalışan…
Tıp, işitme kaybının pek çok türünde etkili tedavi ve rehabilitasyon imkânları sunabiliyor. Fakat toplum olarak bizim de yapmamız gerekenler var.
Duymakta zorlanan insana kızmamak, onu konuşmanın dışında bırakmamak, yüzüne bakarak ve anlaşılır biçimde konuşmak, gerekiyorsa değerlendirme ve rehabilitasyon için cesaretlendirmek…
Bunlar küçük davranışlar gibi görünebilir. Oysa bir insanın toplumsal hayata katılımında büyük fark oluşturabilir.
Şunu da unutmamalıyız: İşitme kaybı olan bireyler tek tip bir grup değildir. Herkesin iletişim biçimi, ihtiyacı ve tercihi farklı olabilir. İşaret dili, yazılı iletişim, altyazı ve yardımcı teknolojiler de erişilebilir hayatın önemli parçalarıdır.
Bir hekim olarak üzerinde durmak istediğim düşünce şudur:
İşitme sağlığını korumak, yalnızca kulağı korumak değildir. İnsanın iletişim kurma imkânını, sosyal ilişkilerini ve hayatın içinde kalma hakkını da korumaktır.
Çünkü bazen bir insanın sessizliği, söyleyecek sözü kalmadığından değil, konuşulanları duyamadığındandır.
Ve belki de asıl sormamız gereken soru şudur:
Biz gerçekten birbirimizi duyuyor muyuz?