Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Semiha Çelik Ekinci, iklim değişikliği ve Asya kaplan sivrisineğinin yayılmasıyla birlikte Türkiye’de sivrisinek kaynaklı enfeksiyonlara karşı daha güçlü takip sistemlerine ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Ekinci’ye göre bugün açısından en somut halk sağlığı riski Batı Nil virüsü olurken, dengue, chikungunya ve Zika için de gelecekte yerel bulaş ihtimali göz ardı edilmemeli.
Yıllarca yalnızca tropikal bölgelerin sorunu olarak görülen sivrisineklerle taşınan hastalıklar, iklim değişikliği, uluslararası seyahatler ve hastalık taşıyan sivrisinek türlerinin yeni bölgelere yerleşmesiyle Türkiye’nin de yakından izlemesi gereken bir halk sağlığı başlığına dönüştü.
Doç. Dr. Semiha Çelik Ekinci, Türkiye’de hastalık bulaştırma potansiyeli bulunan Anopheles, Aedes ve Culex cinsi sivrisineklerin bulunduğuna dikkat çekerek, riskin yalnızca sivrisinek sayısındaki artış üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Ekinci, asıl önemli noktanın belirli sivrisinek türlerinin hastalık etkenlerini taşıyabilecek ekolojik koşullara kavuşması olduğunu ifade etti.
Sivrisineklerle Taşınan Hastalıklar.docx
Türkiye’de en güncel risk Batı Nil virüsü
Türkiye açısından bugün en önemli sivrisinek kaynaklı enfeksiyonlardan biri Batı Nil virüsü olarak öne çıkıyor. Virüsün doğal taşıyıcısı olan Culex türleri, Türkiye’nin hemen her bölgesinde bulunuyor.
Enfeksiyonların büyük bölümü herhangi bir belirti ortaya çıkmadan geçirilebiliyor. Ancak ileri yaştaki kişilerde, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda ve kronik hastalığı bulunan bireylerde menenjit, ensefalit ve akut gevşek felç gibi ağır nörolojik tablolar gelişebiliyor.
Bu nedenle yaz aylarında ateş, şiddetli baş ağrısı, bilinç değişikliği, kas güçsüzlüğü ve nörolojik belirtilerle başvuran hastalarda Batı Nil virüsü olasılığının klinik değerlendirmede akılda tutulması önem taşıyor.
Asya kaplan sivrisineğinin yayılması dikkatle izlenmeli
Doç. Dr. Semiha Çelik Ekinci’nin değerlendirmesinde öne çıkan bir diğer başlık ise Asya kaplan sivrisineği olarak bilinen Aedes albopictus oldu.
İlk olarak Doğu Karadeniz’de tespit edilen bu istilacı türün zaman içerisinde Karadeniz kıyılarının yanı sıra Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde de yayılım gösterdiği belirtiliyor. Asya kaplan sivrisineği; dengue, chikungunya ve Zika virüslerini taşıyabilme kapasitesi nedeniyle halk sağlığı açısından özel önem taşıyor.
Türkiye’de bu hastalıklar halen çoğunlukla yurt dışı seyahatleriyle bağlantılı, ithal vakalar biçiminde görülüyor. Ancak hastalığı taşıyabilecek sivrisinek türünün ülkede yerleşik hale gelmesi, enfekte bir yolcudan sivrisineğe ve sivrisinekten başka kişilere uzanan yerel bulaş zincirinin teorik olarak kurulabileceği anlamına geliyor.
Avrupa’da son yıllarda Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde bildirilen yerel dengue ve chikungunya vakaları, bu ihtimalin yalnızca teorik bir senaryo olmadığını gösteriyor.
Türkiye’de sıtma sona erdi ancak vektörler hâlâ bulunuyor
Türkiye, uzun yıllardır yerli sıtma bulaşının görülmediği ve sıtma eliminasyonunda önemli başarı elde etmiş ülkeler arasında yer alıyor. Bununla birlikte özellikle Sahra Altı Afrika’dan gelen yolcularda her yıl ithal sıtma vakalarıyla karşılaşılabiliyor.
Sıtma parazitlerini taşıyan Anopheles türü sivrisineklerin Türkiye’de yaşamaya devam etmesi ise sürveyans çalışmalarının kesintisiz sürdürülmesini gerekli kılıyor.
İthal vakaların artması, vakaların geç tanınması ve uygun sıcaklık koşullarının oluşması halinde yerel bulaşın yeniden ortaya çıkması teorik olarak mümkün. Bu nedenle ateşli hastalıkla başvuran kişilerde yakın dönem yurt dışı seyahatinin mutlaka sorgulanması gerekiyor.
İklim değişikliği bulaş mevsimini uzatıyor
İklim değişikliği sivrisineklerle taşınan hastalıkların yayılımını birden fazla mekanizma üzerinden etkiliyor.
Artan sıcaklıklar, sivrisinek larvalarının gelişme süresini kısaltarak yıl içerisinde daha fazla sivrisinek nesli oluşmasına neden olabiliyor. Sıcaklık artışı aynı zamanda virüslerin sivrisineklerin vücudunda çoğalması için gereken süreyi kısaltarak bulaştırıcılık kapasitesini artırabiliyor.
Yağış düzenindeki değişiklikler, kontrolsüz kentleşme, açık bırakılan su depoları, saksı altlıkları, kullanılmayan lastikler ve küçük su birikintileri de sivrisinekler için yeni üreme alanları oluşturuyor. Uluslararası seyahatler ve küresel ticaret ise hem sivrisineklerin hem de hastalık etkenlerinin ülkeler arasında taşınmasını kolaylaştırıyor.
Sivrisineklerle Taşınan Hastalıklar.docx
Sivrisinekle mücadele yalnız ilaçlamadan ibaret değil
Doç. Dr. Semiha Çelik Ekinci, sivrisinek kaynaklı hastalıklarla mücadelenin yalnızca erişkin sivrisineklere yönelik ilaçlama çalışmalarıyla sınırlı tutulmaması gerektiğine dikkat çekti.
En etkili mücadele yöntemlerinden biri, sivrisineklerin yumurta bıraktığı küçük ve durgun su kaynaklarının ortadan kaldırılması olarak gösteriliyor. Evlerin, iş yerlerinin, bahçelerin ve ortak yaşam alanlarının düzenli olarak kontrol edilmesi büyük önem taşıyor.
Vatandaşların alabileceği başlıca önlemler şöyle sıralanıyor:
- Saksı altlıklarında ve açık kaplarda su birikmesine izin verilmemeli.
- Su depoları, bidonlar ve yağmur varilleri kapalı tutulmalı.
- Kullanılmayan lastikler ve su tutabilecek atıklar kaldırılmalı.
- Pencere ve kapılarda sineklik kullanılmalı.
- Sivrisineklerin yoğun olduğu saatlerde uzun kollu ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli.
- Uygun sivrisinek kovucu ürünler kullanım talimatlarına göre uygulanmalı.
- Yurt dışı seyahatinin ardından gelişen ateşli hastalıklarda sağlık kuruluşuna başvurulmalı.
“Erken tanı ve güçlü sürveyans kritik önem taşıyor”
Türkiye’de sivrisineklerle bulaşan hastalıklar bakımından bugün en somut tehdidin Batı Nil virüsü olduğunu belirten Doç. Dr. Semiha Çelik Ekinci, Asya kaplan sivrisineğinin yayılması nedeniyle dengue, chikungunya ve Zika gibi enfeksiyonların da yakından izlenmesi gerektiğini kaydetti.
Ekinci’nin değerlendirmesine göre önümüzdeki dönemde entomolojik sürveyansın güçlendirilmesi, insan ve hayvan vakalarının birlikte takip edilmesi, laboratuvar tanı kapasitesinin artırılması ve toplumun sivrisinek üreme alanları konusunda bilinçlendirilmesi koruyucu sağlık politikalarının temel unsurları arasında yer alacak.
Sivrisineklerle taşınan hastalıklara karşı mücadelede erken uyarı sistemleri, düzenli saha takibi ve toplum katılımı kritik önem taşıyor. Çünkü risk yalnızca uzak ülkelerden gelen bir enfeksiyon tehdidinden ibaret değil; değişen iklim ve çevre şartlarıyla birlikte Türkiye’nin kendi halk sağlığı gündeminin de giderek daha görünür bir parçası haline geliyor.
Kaynaklar
[1] Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi, Vektörlerle Bulaşan Hastalıklar.
[2] Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi, Sivrisineklerle Taşınan Hastalıklara İlişkin Halk Sağlığı Önerileri.
[3] Dünya Sağlık Örgütü, Sivrisineklerin Önlenmesi ve Kontrolüne İlişkin Uygulama Kılavuzu.




