Ahmet Balcı
Araştırmacı/Yazar
Haydarpaşa Garı’nın gerisindeki ağaçların arasında, İstanbul’un en az bilinen tarih alanlarından biri bulunuyor. Dışarıdan bakıldığında sessiz bir parkı andıran Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı’nın toprağı altında; savaşlardan salgınlara, modern hemşireliğin doğuşundan diplomatik krizlere uzanan yaklaşık 170 yıllık bir geçmiş yatıyor.
Burası yalnızca İngiliz askerlerinin gömüldüğü bir mezarlık değil. Kırım Savaşı sırasında hastanelerde hayatını kaybeden binlerce askerin, Osmanlı hizmetine giren yabancı paşaların, Britanyalı diplomatların, İstanbul’un Levanten ailelerinin ve iki dünya savaşında ölen Commonwealth askerlerinin ortak hafıza alanı.
CEPHEDEKİ MERMİDEN ÇOK HASTALIK ÖLDÜRDÜ
Mezarlığın hikâyesi 1853’te başlayan Kırım Savaşı’na dayanıyor. Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa ile birlikte Rusya’ya karşı savaşırken Kırım cephesinde yaralanan ve hastalanan binlerce İngiliz askeri gemilerle İstanbul’a getirildi.
Selimiye Kışlası, Haydarpaşa Askerî Hastanesi, Kuleli ve Tarabya’daki bazı yapılar geçici hastanelere dönüştürüldü. Ancak hastaneler kısa sürede kapasitelerinin çok üzerine çıktı. Temiz su, kanalizasyon, havalandırma, yatak ve ilaç yetersizliği büyük bir sağlık felaketine yol açtı.
Askerlerin önemli bir bölümü cephede aldıkları yaralardan değil; kolera, dizanteri, tifüs ve hastane enfeksiyonlarından öldü. Ölümlerin hızla artması üzerine hastanelere yakın olan Haydarpaşa sırtları defin alanı olarak kullanılmaya başlandı.
Commonwealth War Graves Commission kayıtlarında mezarlıkta yaklaşık 6 bin Kırım Savaşı defni bulunduğu belirtiliyor. Ancak bunların çoğunun isimsiz ve toplu mezarlarda bulunması nedeniyle kesin sayı bilinmiyor. Bugün görülen mezar taşları, burada yatanların yalnızca küçük bir bölümünü temsil ediyor.
SULTAN ABDÜLMECİD ARAZİYİ TAHSİS ETTİ
Mezarlığın bulunduğu alan 1855’te Sultan Abdülmecid tarafından Britanya’ya tahsis edildi. İlk yıllarda definler birbirinden ayrı iki arazi parçasına yapılıyordu. Bu iki bölüm, 1867’de verilen ek araziyle birbirine bağlandı.
Yaklaşık 30 dönümlük alan, zaman içinde ağaçlı yolları, çimenleri, anıtları ve heykelsi mezar taşlarıyla Viktoryen bir bahçe mezarlığı görünümü kazandı. Aynı yıl mezarlık, İstanbul’da yaşayan Britanyalı sivillerin definlerine de açıldı.
FLORENCE NIGHTINGALE’İN ÜSKÜDAR YILLARI
Mezarlığın dünyaca bilinen ismi Florence Nightingale burada gömülü değil. Ancak mezarlığın doğmasına neden olan büyük sağlık krizinin tam merkezinde onun Üsküdar’daki çalışmaları bulunuyor.
Nightingale, 38 kişilik hemşire grubuyla 5 Kasım 1854’te Üsküdar’a geldi. Selimiye Kışlası’ndaki ağır koşullarla karşılaşınca koğuşların temizlenmesi, çamaşırların yıkanması, hastaların ayrılması ve temel hijyen kurallarının uygulanması için çalıştı.
Geceleri elindeki lambayla koğuşları dolaşması nedeniyle askerler ona “Lambalı Kadın” adını verdi. Ancak hastanelerdeki ölüm oranlarının düşmesinde Nightingale’in hemşirelik düzenlemelerinin yanı sıra kanalizasyon ve havalandırma sistemlerini yenileyen sıhhiye ekiplerinin çalışmaları da belirleyici oldu.
Florence Nightingale’in bölgedeki hizmetlerinin yüzüncü yılı dolayısıyla 1954’te mezarlıktaki Kırım Savaşı Anıtı’na bronz bir hatıra levhası yerleştirildi.
KRALİÇE VICTORIA’DAN İSTANBUL’A 28 METRELİK ANIT
Mezarlığın simgesi, Kraliçe Victoria ve Britanya halkı adına 1857’de yaptırılan yaklaşık 28 metre yüksekliğindeki Kırım Savaşı Anıtı.
Fransız asıllı heykeltıraş Baron Carlo Marochetti tarafından Neo-Mısır üslubunda tasarlanan anıtın dört köşesinde melek figürleri bulunuyor. Bu nedenle yapı, “Melekler Anıtı” olarak da biliniyor.
Meleklerin ellerindeki defne tacı zaferi ve hatırayı, kalem ise hayatını kaybedenlerin isimlerinin tarihe yazılmasını simgeliyor. Anıtın dört cephesinde İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Arap harfli Osmanlı Türkçesiyle yazılmış kitabeler yer alıyor.
Anıtın tasarım modeli, Kırım Savaşı’nın bitişi dolayısıyla Mayıs 1856’da Londra’daki Crystal Palace’ta düzenlenen barış etkinliğinde sergilendi. Eser bir yıl sonra Haydarpaşa’ya dikildi.
1923’TE 17 MEZAR ZARAR GÖRDÜ
Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı, Cumhuriyet’in kuruluş günlerinde Türk–İngiliz ilişkilerini etkileyen sıra dışı bir diplomatik krize de sahne oldu.
Türk ordusunun İstanbul’a girişinin kutlandığı 5–6 Ekim 1923’te bir grup bohça hamalı, kutlamalarda kullanmak üzere mezarlıktan defne dalları koparmak için alana girdi. Bu sırada 17 mezar kısmen zarar gördü.
İngiltere olaya sert tepki gösterirken Türk hükümeti, yaşananların planlı veya resmî bir saldırı olmadığını bildirdi ve hasarın giderilmesi için girişimlerde bulundu. Arşiv belgelerine yansıyan olay, Lozan Antlaşması’nın hemen ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin ne kadar hassas olduğunu gösteren örneklerden biri oldu.
DÜNYA SAVAŞLARININ İZLERİ DE BURADA
Mezarlık, Kırım Savaşı’nın ardından da kullanılmaya devam etti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı topraklarında hayatını kaybeden Commonwealth savaş esirleri buraya gömüldü. İstanbul’un işgal altında bulunduğu 1918–1923 döneminde de yeni definler yapıldı.
Resmî kayıtlara göre mezarlıkta Birinci Dünya Savaşı’ndan 407 Commonwealth askeri bulunuyor. Bunların 60’ının kimliği bilinmiyor. İkinci Dünya Savaşı’na ait 39 mezarın ise 14’ü kimliği belirlenemeyen askerlere ait.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye savaş dışında kalmasına rağmen Ege’deki operasyonlarda esir düşen, kaçmaya çalışırken hayatını kaybeden veya cesetleri Türkiye kıyılarına vuran askerler Haydarpaşa’ya defnedildi.
122 HİNT ASKERİ İÇİN AYRI ANIT
Mezarlığın en dikkat çekici bölümlerinden biri de Hint Ordusu mensuplarına ayrılmış durumda.
1919 ve 1920’de hayatını kaybeden 122 Hindu ve Sih asker başlangıçta Maslak ve Osmaniye’deki Hint mezarlıklarında anılıyordu. Bu alanların bakımının sürdürülememesi üzerine askerlerin küllerinin bulunduğu topraklar 1961’de Haydarpaşa’ya getirildi.
Aynı bölgelerde gömülü Müslüman askerlerin kalıntıları da Haydarpaşa’da yeniden defnedildi. Bu nedenle mezarlıkta haçların yanında üzerinde “Bismillah” yazılı Müslüman asker mezarlarına da rastlanıyor.
OSMANLI HİZMETİNDEKİ PAŞALAR DA BURADA
Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı’nda yalnızca savaş askerleri bulunmuyor. Mezarlık, Osmanlı Devleti’nde görev yapan yabancı subaylar ve diplomatlar açısından da önemli bir tarih arşivi niteliğinde.
İngiliz deniz subayıyken Osmanlı donanmasının hizmetine giren ve müşirliğe kadar yükselen Hobart Paşa, vasiyeti üzerine 1886’da Haydarpaşa’ya defnedildi.
1848 Macar ayaklanmasının ardından Osmanlı Devleti’ne sığınan İngiliz asıllı General Richard Guyon’un mezarı da burada bulunuyor. Britanya Büyükelçisi Sir Nicholas O’Conor için yapılan tapınak biçimindeki mozole ise mezarlığın en büyük mezar yapısı olarak dikkat çekiyor.
Bizans tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan Robert Kolej öğretim üyesi Alexander van Millingen ile İstanbul’un tanınmış Whittall, La Fontaine ve van Millingen ailelerinin mezarları da sivil bölümde yer alıyor.
1590’LARDAN KALAN MEZAR TAŞI
Mezarlıkta korunan en eski tarihî eserlerden biri, Kraliçe I. Elizabeth döneminde İstanbul’da görev yapan İngiliz elçi Edward Barton’a ait mezar taşı.
Barton, Osmanlı ordusuyla Eğri Seferi’ne katıldıktan sonra İstanbul’a döndü ve salgın hastalıktan korunmak amacıyla gittiği Heybeliada’da hayatını kaybetti. İlk olarak adadaki bir kilisenin avlusuna gömüldü.
Yüzyıllar içinde yeri değişen ve bir dönem kaybolduğu düşünülen Latince kitabeli mezar taşı, 1990’larda yeniden bulunarak Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı’na getirildi. Ancak Barton’un naaşının da taşındığına ilişkin kesin bir belge bulunmuyor.
MEZAR TAŞLARI İNGİLTERE’DEN GEMİYLE GETİRİLDİ
Mezarlıktaki heykelsi taşların kaidelerinde bulunan küçük üretici damgaları, dikkat çekici bir gerçeği ortaya çıkardı. Sivil bölümdeki birçok mezar taşı Britanya’daki atölyelerde sipariş üzerine hazırlanmış ve gemilerle İstanbul’a getirilmişti.
Bazı taşlar ise İstanbul’daki yerli heykeltıraşlar tarafından üretildi. Antik Yunan, Roma, Gotik, Kelt ve Neo-Mısır üsluplarını taşıyan eserler, mezarlığı açık hava heykel galerisine dönüştürüyor.
Mezarlığın parkı andıran tasarımında Osmanlı mezarlık kültürünün de etkisi bulunuyor. Dönemin İngiliz mimar ve gezginleri, İstanbul’un servi ağaçlı ve manzaralı mezarlıklarından etkilenmişti. Böylece Haydarpaşa’da Osmanlı peyzaj anlayışıyla Viktoryen mezar sanatı aynı alanda buluştu.
İSTANBUL’UN SESSİZ TARİH ARŞİVİ
Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı’nın başlangıç noktası bir zafer hikâyesi değil, büyük bir sağlık felaketiydi. Kırım’dan getirilen binlerce asker, cephedeki kurşunlardan çok salgınlar ve kötü hastane koşulları nedeniyle öldü.
Zamanla askerlerin yanına diplomatlar, paşalar, eğitimciler, Levanten aileler, savaş esirleri ve farklı inançlardan Hint askerleri eklendi.
Bugün Haydarpaşa’nın ağaçları arasında yükselen dört melek, yalnızca ölen askerleri değil; Osmanlı–Britanya ittifakını, modern hemşireliğin gelişimini, İstanbul’un kozmopolit yapısını ve savaşların geride bıraktığı insani bedeli de hatırlatıyor.
KAYNAKLAR
1. Commonwealth War Graves Commission — Haidar Pasha Cemetery kayıtları.
2. Mustafa Kaan Sağ ve Mustafa Çağhan Keskin — Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı’nda Mezar Taşı Heykeltıraşları ve Damgaları, Sanat Tarihi Dergisi.
3. Feyza Kurnaz Şahin — Lozan Antlaşması Sonrasında Haydarpaşa İngiliz Mezarlığının Tahribi Meselesi, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi.




