Bugün bir çocuk hastanesinin bahçesinde serum üretimi için atların bulunduğunu düşünmek şaşırtıcı gelebilir.
Fakat 20. yüzyılın hemen başında İstanbul’daki Hamidiye Etfal Hastanesi’nde tedavi, laboratuvar çalışmaları ve koruyucu sağlık hizmetleri aynı kurumun çatısı altında yürütülüyordu.
Bir tarafta hasta çocuklar muayene ediliyor, ameliyatlar yapılıyor; diğer tarafta bakteriyoloji laboratuvarında mikroorganizmalar inceleniyor, kimyahanede çeşitli analizler gerçekleştiriliyor ve dönemin önemli tedavi araçlarından biri olan serumların hazırlanmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyordu.
Bu çalışmaların en dikkat çekici ayrıntılarından biri ise Bursa’dan İstanbul’a getirilen atlardı.
Osmanlı’nın modern çocuk hastanesi
Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi, 5 Haziran 1899’da hizmete girdi.
Türkiye’nin ilk çocuk hastanesi olarak kabul edilen kurum, yalnızca hasta yataklarından ve koğuşlardan oluşmuyordu. Pavyon sistemiyle tasarlanan hastanede poliklinikler, hasta bölümleri, bakteriyoloji laboratuvarı, kimyahane, mutfak ve çeşitli hizmet birimleri bulunuyordu.
Hastanenin kuruluşunda Avrupa’daki modern çocuk hastanelerinden, özellikle Berlin’deki çocuk hastanesi modelinden yararlanılmıştı.
Bu yapı, dönemin tıp anlayışında yaşanan büyük değişimin İstanbul’daki yansımalarından biriydi.
- yüzyılın sonlarında bakteriyolojinin gelişmesiyle bulaşıcı hastalıkların nedenleri daha iyi anlaşılmaya başlanmış; mikroorganizmalar, toksinler ve bağışıklık üzerine çalışmalar tıbbın merkezine yerleşmişti.
Hamidiye Etfal de bu yeni bilimsel dünyanın Osmanlı başkentindeki dikkat çekici kurumlarından biri oldu.
Peki neden hastaneye at getiriliyordu?
Bu sorunun cevabı, modern immünolojinin ilk yıllarında saklı.
Antibiyotiklerin henüz bulunmadığı dönemde özellikle difteri, eski adıyla kuşpalazı, çocukluk çağının en korkulan bulaşıcı hastalıklarından biriydi.
Hastalığa neden olan bakterinin ürettiği toksine karşı geliştirilen antitoksin, 1890’lardan itibaren tıpta önemli bir dönüm noktası oluşturdu.
Antitoksin üretiminde büyük hayvanlardan, özellikle de atlardan yararlanılıyordu.
At kontrollü biçimde bağışık hale getiriliyor, daha sonra kanında oluşan antikorları taşıyan serum ayrıştırılıyordu. Elde edilen antitoksin serumu hastalara uygulanarak bakterinin oluşturduğu toksinin etkisinin azaltılması amaçlanıyordu.
Bu yöntem, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında dünyada serum tedavisinin temel yöntemlerinden biri haline geldi.
Hamidiye Etfal de bu gelişmeleri yakından takip ediyordu.
Hastanenin tarihini inceleyen akademik çalışmalarda, kızıl ve kuşpalazı serumları ile çiçek aşısının hazırlanmasına yönelik laboratuvar kurulduğu ve çalışmalar için Bursa’dan atlar getirildiği belirtiliyor.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Atların tarihsel önemi serum ve antitoksin üretimindeki kullanımlarıyla ilgilidir. Aynı laboratuvarda çiçek aşısı hazırlanmış olması, çiçek aşısının bu atlardan üretildiği anlamına gelmez.
Bu ayrım, dönemin uygulamalarını bugünkü bilgilerimizle doğru değerlendirmek açısından önemlidir.
Kuşpalazına karşı serum
Difteri, özellikle çocuklarda boğazda zar oluşumuna, solunum güçlüğüne, kalp ve sinir sistemi komplikasyonlarına yol açabilen ağır bir enfeksiyondu.
Antibiyotiklerin olmadığı dönemde hekimlerin elindeki en önemli tedavi araçlarından biri difteri antitoksiniydi.
Bu serum günümüzdeki aşılarla aynı şey değildi.
Aşı, kişinin bağışıklık sistemini uyararak gelecekte hastalığa karşı koruyucu yanıt oluşturmasını amaçlar.
Antitoksin serumu ise hastaya hazır antikorlar verilmesi esasına dayanıyordu.
Hamidiye Etfal kayıtlarında kuşpalazının serumla tedavisine ilişkin istatistiklerin tutulması da dikkat çekicidir.
Dönemin hastane yıllıklarında, Dr. Ömer Fuad tarafından hazırlanan “Hamidiye Etfal Hastahane-i Âlisi’nde Serum ile Tedavi Edilen Kuşpalazı İstatistiği” başlıklı çalışmanın yer aldığı görülüyor.
Bu ayrıntı önemli.
Çünkü hastane yalnızca yeni bir tedavi yöntemini uygulamıyor; sonuçlarını kaydediyor, değerlendiriyor ve bilimsel bilgi haline getirmeye çalışıyordu.
Hastanenin içinde bir bakteriyoloji merkezi
Hamidiye Etfal’in laboratuvarları, hastanenin kuruluşundan itibaren sağlık hizmetinin önemli bir parçasıydı.
Dönemin Avrupa hastanelerinde gelişen bakteriyoloji anlayışı burada da uygulanmaya çalışılıyordu.
Hastanenin ilk başhekimi İbrahim Bey’in Almanya’da çocuk hastalıkları ve bakteriyoloji alanında çalışmış olması da bu bilimsel yaklaşımın oluşmasında etkiliydi.
Kızıl ve kuşpalazı serumlarının hazırlanmasına yönelik çalışmalar ile çiçek aşısı faaliyetleri, hastanenin yalnızca tedavi veren bir kurum olmadığını gösteriyordu.
Burası aynı zamanda bilgi üreten, laboratuvar çalışmaları yapan ve çağının yeni tıbbi yöntemlerini uygulamaya çalışan bir merkezdi.
Çocuğun tabağındaki yiyecek bile inceleniyordu
Hamidiye Etfal’de dikkati çeken uygulamalardan biri de çocukların beslenmesine verilen önemdi.
Hasta çocuklara sunulacak yiyeceklerin yalnızca mutfakta hazırlanması yeterli görülmüyordu.
Hastanede kullanılan erzak ve gıda maddeleri kimyahanede inceleniyordu.
Bu uygulama, dönemi açısından son derece dikkat çekiciydi.
Çünkü çocukların tedavisinde ilaç kadar beslenmenin, temiz suyun ve güvenilir gıdanın da önemli olduğu düşünülüyordu.
Bugün “gıda güvenliği” veya “beslenme desteği” gibi kavramlarla değerlendirdiğimiz yaklaşımın erken örneklerinden biri, bir Osmanlı çocuk hastanesinde görülüyordu.
Taze süt için hastanede inekler de vardı
Çocukların beslenmesinde süt önemli bir yere sahipti.
Ancak 20. yüzyılın başında güvenilir ve hijyenik süt temini bugünkü kadar kolay değildi.
Bu nedenle Hamidiye Etfal’de çocuklara taze süt sağlamak amacıyla ineklerin bulunduğu bir ahır oluşturulduğu tarihî kayıtlarda yer alıyor.
Böylece hastanenin günlük yaşamında oldukça sıra dışı bir görüntü ortaya çıkıyordu:
Bir tarafta serum üretiminde yararlanılan atlar…
Diğer tarafta çocuklara taze süt sağlamak amacıyla beslenen inekler…
Laboratuvarda çalışan hekimler ve görevliler…
Koğuşlarda tedavi edilen çocuklar…
Bugünün hastane düzeninden oldukça farklı görünen bu yapı, aslında dönemin sağlık hizmetlerinin nasıl örgütlendiğini gösteriyor.
İlaç üretimi, laboratuvar, beslenme, hijyen ve hasta bakımı henüz birbirinden tamamen ayrılmış alanlar değildi.
Karahisar’dan maden suyu getiriliyordu
Hamidiye Etfal’de çocukların beslenmesi ve içecekleri konusunda yapılan çalışmalar bununla da sınırlı değildi.
Tarihî kayıtlarda hastaneye Karahisar’dan maden suyu getirildiği ve çocukların kullanımına sunulduğu bilgisi bulunuyor.
Dönemin tıp anlayışında maden sularına bugünkünden daha geniş tedavi edici özellikler atfedilebiliyordu.
Bu nedenle tarihî kaynaklardaki söz konusu uygulamaları bugünkü tıbbi bilgilerle doğrudan aynı anlamda değerlendirmemek gerekir.
Ancak bütün bu ayrıntılar bir araya getirildiğinde Hamidiye Etfal’in yalnızca hastalanan çocukların yatırıldığı bir bina olmadığı açıkça görülüyor.
Tedavi eden değil, aynı zamanda üreten bir hastane
Serum hazırlanıyor.
Aşı çalışmaları yürütülüyor.
Bakteriyolojik incelemeler yapılıyor.
Yiyecekler kimyahanede analiz ediliyor.
Çocuklara taze süt sağlanmaya çalışılıyor.
Serum üretiminde kullanılmak üzere Bursa’dan at getiriliyor.
Ve bütün bu faaliyetler kayıt altına alınıyordu.
Hamidiye Etfal’in yayımladığı istatistik yıllıkları, hastaların yaşlarından hastalık türlerine, uygulanan tedavilerden laboratuvar faaliyetlerine kadar dönemin sağlık hizmetlerine ilişkin önemli bilgiler içeriyordu.
Bu nedenle Hamidiye Etfal’in hikâyesini yalnızca “Türkiye’nin ilk çocuk hastanesi” olarak anlatmak eksik kalır.
Burası aynı zamanda laboratuvarın kliniğin hemen yanı başında bulunduğu, tedavinin araştırmayla birleştiği ve koruyucu sağlık anlayışının çocuk bakımının içine yerleştirilmeye çalışıldığı erken dönem modern hastanelerden biriydi.
Belki de bu tarihin en çarpıcı görüntülerinden biri, hastane bahçesindeki atlardır.
Çünkü Bursa’dan İstanbul’a getirilen o atlar, modern immünolojinin henüz başlangıç döneminde olduğu yıllarda serum tedavisinin hastane pratiğine nasıl girdiğinin sessiz tanıklarıydı.
Tıbbi tarih notu
Bu yazıda anlatılan serum ve aşı üretim yöntemleri 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki tıp uygulamalarına ilişkindir. Günümüzde aşıların, antikor ürünlerinin ve diğer biyolojik tedavilerin üretimi çok farklı bilimsel, teknolojik ve düzenleyici standartlara tabidir. Tarihsel uygulamalar güncel tıbbi yöntemler olarak değerlendirilmemelidir.
Kaynaklar
- Betül Altıntaş Selçuk, Cihan Çolak, “Türkiye’nin İlk Çocuk Hastanesi; Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi”, Lokman Hekim Dergisi, 2012.
- Hamidiye Etfal Hastahane-i Âlisi İstatistik Risaleleri / İstatistik Mecmua-i Tıbbiyesi, 20. yüzyıl başı hastane yıllıkları.
- Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği Tarihçesi.
- Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı Tarihçesi.
- Nil Sarı’nın Hamidiye Etfal’in laboratuvarları ve tıp tarihi üzerine çalışmaları.
- Difteri antitoksini ve serum tedavisinin tarihine ilişkin uluslararası tıp tarihi çalışmaları.




