The Lancet’te yayımlanan çok merkezli ORFAN çalışması, koroner BT anjiyografi yapılan 40 binden fazla hastanın verilerini inceleyerek, obstrüktif olmayan koroner arter hastalığı bulunan kişilerde de ciddi kardiyovasküler olayların görülebildiğini gösterdi.
Araştırmaya göre, takip sürecinde gelişen majör kardiyovasküler olayların önemli bir bölümü ilk incelemede ciddi darlık saptanmayan hastalarda meydana geldi. Uzmanlar, bunun “damarda ciddi darlık yoksa risk de yoktur” yaklaşımının her zaman doğru olmadığını gösterdiğini belirtiyor.
Damar Darlığı Tek Başına Yeterli Değil
Uzmanlara göre günümüzde koroner BT anjiyografi yalnızca damar içindeki darlığı değil, aynı zamanda plak yükü ve plağın biyolojik özellikleri hakkında da önemli bilgiler sağlayabiliyor.
Özellikle düşük atenüasyonlu plak, pozitif yeniden şekillenme ve yüksek riskli plak özellikleri bulunan hastalarda gelecekte kalp krizi gelişme olasılığı daha yüksek olabiliyor.
Damar Çevresindeki İnflamasyon Araştırılıyor
Son yıllarda dikkat çeken konulardan biri de damar çevresindeki yağ dokusunun bilgisayarlı tomografi ile analiz edilmesi.
Bu amaçla geliştirilen Fat Attenuation Index (FAI) yöntemi, damar çevresindeki yağ dokusunda inflamasyona bağlı oluşan değişiklikleri dolaylı olarak değerlendirebiliyor.
Araştırmacılar, yüksek FAI değerlerinin bazı hasta gruplarında gelecekteki kardiyovasküler olaylarla ilişkili olabileceğini bildiriyor. Ancak bu yöntemin rutin klinik uygulamadaki yeri konusunda çalışmalar devam ediyor.
Rutin Kullanım İçin Daha Fazla Kanıt Gerekiyor
Kardiyoloji uzmanları, FAI analizinin umut verici bir biyobelirteç olduğunu ancak henüz tüm koroner BT anjiyografi raporlarında standart olarak yer alan bir değerlendirme olmadığını vurguluyor.
Güncel uluslararası kılavuzlarda koroner arter hastalığı riskinin değerlendirilmesinde hâlâ;
- damar darlığı,
- toplam plak yükü,
- plak özellikleri,
- LDL kolesterol düzeyi,
- diyabet,
- hipertansiyon,
- sigara kullanımı ve diğer klasik risk faktörleri
temel belirleyiciler arasında yer alıyor.
İnflamasyon Aterosklerozun Önemli Bir Parçası
Bilimsel çalışmalar, aterosklerozun yalnızca kolesterol birikiminden ibaret olmadığını, aynı zamanda kronik inflamasyonun da hastalığın gelişiminde önemli rol oynadığını gösteriyor.
Bu nedenle son yıllarda inflamasyonu hedefleyen tedaviler üzerine çok sayıda araştırma yürütülüyor. Düşük doz kolşisin gibi bazı tedaviler, seçilmiş koroner arter hastalarında kardiyovasküler olay riskini azaltabildiği için uluslararası kılavuzlarda belirli hasta gruplarında değerlendirilebiliyor.
Uzmanlar ise herhangi bir antiinflamatuvar ilacın yalnızca görüntüleme bulgularına dayanarak başlanmasının doğru olmadığını, tedavinin hastanın genel kardiyovasküler riskine göre planlanması gerektiğini belirtiyor.
Gelecekte Daha Kişiselleştirilmiş Risk Analizi Bekleniyor
Uzmanlara göre koroner BT teknolojisindeki gelişmeler sayesinde yalnızca damar darlığını değil, plak yapısını ve damar çevresindeki biyolojik değişimleri de değerlendirebilen yeni yöntemler geliştiriliyor.
Bu yaklaşımların ilerleyen yıllarda kalp krizi riski yüksek kişilerin daha erken belirlenmesine katkı sağlayabileceği düşünülüyor. Ancak bu teknolojilerin rutin klinik uygulamadaki yerinin netleşmesi için yeni doğrulama çalışmalarına ihtiyaç bulunduğu ifade ediliyor.




