İstanbul, 1910: Yeni bir tıp dalının kitabı basılıyor
Bugün yerleşik bir cerrahi uzmanlık alanı olan ortopedi ve travmatoloji, 20. yüzyılın başındaki Osmanlı tıbbında henüz sınırlarını belirlemeye çalışan genç bir alandı.
Kemik, eklem ve özellikle vücuttaki şekil bozukluklarıyla ilgili sorunların önemli bir bölümü genel cerrahinin içinde değerlendiriliyor; ortopediye özgü klinikler, eğitim kadroları ve Türkçe kaynaklar henüz oluşma aşamasında bulunuyordu.
İşte böyle bir dönemde İstanbul’da dikkat çekici bir kitap yayımlandı:
Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi.
Tıp tarihçisi Sait Naderi’nin 2026 yılında Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları dergisinde yayımlanan incelemesi, eseri ilk Türkçe ortopedi kitabı olarak tanımlıyor.
Kitabın kapağında Rıza Nur’un hem “mütercim” hem de “müellif” olarak gösterilmesi ise eserin yalnızca bir tercümeden ibaret olmadığını düşündüren ilk işaretlerden biri.
Hazırlık 1907’de başladı, kitap 1910’da yayımlandı
Eser 1910 yılında yayımlanmış olmakla birlikte hazırlık süreci birkaç yıl daha eskiye uzanıyor.
Kitabın önsözü 1907 tarihini taşıyor. Bu nedenle eserin 1907’den itibaren hazırlandığını, 1910’da ise basılarak tıp dünyasına sunulduğunu söylemek daha doğru.
Bu dönem aynı zamanda Osmanlı tıbbında cerrahinin giderek alt dallara ayrılmaya başladığı yıllardı.
Ortopedi de bu dönüşümün içerisindeydi.
Rıza Nur’un hekimlik yılları
Rıza Nur sonraki yıllarda daha çok siyasi hayatıyla tanınsa da meslek yaşamına hekim olarak başlamıştı.
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den mezun olduktan sonra Gülhane’de çalıştı, cerrahi alanında eğitim aldı ve Askerî Tıbbiye’de cerrahi hocalığı yaptı.
Kitabın kapağında kendisinden eski Askerî Tıbbiye’nin “Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi muallimi” olarak söz edilmesi dikkat çekicidir.
Bu ifade, ortopedinin henüz bağımsız bir uzmanlık dalı hâline gelmediği bir dönemde bu alandaki eğitimin kurumsal tıp öğretimine girmeye başladığını göstermesi bakımından önemlidir.
Avrupa’daki ortopedi bilgisi Türkçeye taşınıyor
Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi tamamen sıfırdan yazılmış bir eser değildi.
Kitabın temelinde A. Lüning ve W. Schulthess’in 1901 yılında Almanca yayımlanan Atlas und Grundriss der Orthopädischen Chirurgie adlı eseri bulunuyordu.
Bu eser Paul Villemin tarafından 1902’de Fransızcaya Atlas-Manuel de Chirurgie Orthopédique adıyla çevrildi.
Rıza Nur’un Türkçe çalışmasını büyük ölçüde bu Fransızca baskı üzerinden hazırladığı anlaşılıyor.
Ancak Rıza Nur yalnızca tercümanlık yapmadı.
Kitabın ilk iki kısmı ağırlıklı olarak çeviriye dayanırken üçüncü kısmın Rıza Nur tarafından kaleme alındığı belirtiliyor. Ayrıca farklı kaynaklardan yararlanılarak esere çeşitli eklemeler yapıldığı da görülüyor.
Bu nedenle kitap, yalnızca yabancı bir eserin Osmanlı Türkçesine aktarılması olarak değerlendirilmemeli.
Daha doğru bir ifadeyle, Avrupa’da gelişmekte olan ortopedi bilgisinin Türkçeye taşındığı ve dönemin tıp eğitimine uyarlanmaya çalışıldığı bir eserdi.
Kitabın merkezinde kırıklar değil, deformiteler vardı
Bugün “ortopedi” denildiğinde ilk akla gelen konulardan biri kırıklardır.
Ancak 1910 tarihli bu kitabın ağırlık merkezi kırıklardan çok deformitelerdi.
Eserde omurga eğrilikleri, skolyoz, boyun ve gövde deformiteleri, doğuştan ve sonradan gelişen ekstremite şekil bozuklukları, kontraktürler ve farklı ortopedik sorunlar ayrıntılı biçimde ele alınıyordu.
Bu durum aslında “ortopedi” kavramının tarihsel gelişimiyle de uyumludur.
Ortopedinin ilk dönemlerinde özellikle çocukluk çağındaki şekil bozukluklarının düzeltilmesi, omurga eğrilikleri ve ekstremite deformiteleri alanın temel uğraşları arasında bulunuyordu.
Dolayısıyla eseri yalnızca kırık tedavisi üzerinden değil, deformitelerin düzeltilmesi ve yeni bir cerrahi alanın oluşması üzerinden okumak tarihsel açıdan daha doğru.
Skolyoza geniş yer ayrılmıştı
Kitabın dikkat çekici bölümlerinden biri omurga eğrilikleriyle ilgiliydi.
Omurganın fizyolojik eğrilikleri, oturma mekaniği, omurga eğriliklerinin değerlendirilmesi, farklı skolyoz tipleri, klinik tanı ve dönemin tedavi yaklaşımları kitapta yer alıyordu.
Özellikle skolyozun ölçülmesine ilişkin yöntemlerin ayrıntılı biçimde aktarılması dikkat çekiciydi.
Bu başlıklar, erken dönem ortopedinin yalnızca cerrahi girişimlerden ibaret olmadığını; vücut yapısının değerlendirilmesi, deformitenin ölçülmesi ve mekanik yöntemlerle düzeltilmesinin de önemli olduğunu gösteriyor.
Çarpık ayaktan doğuştan kalça çıkığına
Eserin kapsamı yalnızca omurgayla sınırlı değildi.
Dönemin ortopedik bilgi birikimi içerisinde üst ve alt ekstremite deformiteleri, eklem kontraktürleri, çarpık ayak, düz tabanlık, doğuştan kalça çıkığı ve çeşitli gelişimsel iskelet sorunları da ele alınıyordu.
Bununla birlikte eski Osmanlıca tıp terimlerini günümüz terminolojisine aktarırken dikkatli olmak gerekiyor.
Bir asırdan uzun süre önce kullanılan bazı kavramların bugünkü anatomik ve klinik karşılıklarıyla birebir örtüşmeyebileceği unutulmamalı.
Bu nedenle eseri günümüz ortopedi terminolojisiyle değil, kendi döneminin tıp dili içerisinde değerlendirmek daha sağlıklı.
Üçüncü bölüm Rıza Nur’un kendi katkısıydı
Kitabın tarihsel değerini artıran bölümlerden biri üçüncü kısmıydı.
İlk iki kısmın büyük ölçüde tercümeye dayandığı, üçüncü kısmın ise Rıza Nur tarafından hazırlandığı belirtiliyor.
Bu bölümde çeşitli ortopedik destek ve tespit araçları, alçı uygulamaları, cihazlar ve mekanik tedavi yöntemleri ele alınıyordu.
Burada günümüz terminolojisini geçmişe doğrudan taşımamak gerekiyor.
Kitapta yer alan araçların bir kısmı bugün ortez, bir kısmı protez, bir kısmı ise immobilizasyon veya destek cihazı olarak değerlendirilebilecek nitelikteydi.
Dolayısıyla eseri yalnızca “protez” üzerinden tanımlamak yerine, dönemin ortopedik cihaz ve mekanik tedavi yöntemlerini anlatan bir çalışma olarak değerlendirmek daha doğru.
Cemil Topuzlu’nun dikkat çekici değerlendirmesi
Kitabın başında dönemin önemli cerrahlarından Cemil Topuzlu’nun bir takrizi de bulunuyordu.
Topuzlu burada Avrupa ve Amerika’da ortopedinin giderek ayrı bir uzmanlık alanı hâline geldiğini; ortopediye özgü klinikler, koğuşlar ve ameliyathaneler oluşturulduğunu anlatıyordu.
Türkiye’de de bu alanın geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Topuzlu, kitabın ülkedeki ilk ortopedi telif ve tercüme çalışmalarından biri olduğunu belirtiyordu.
Bu satırlar, Osmanlı tıbbındaki değişimi anlamak açısından oldukça önemli.
Artık mesele yalnızca bazı kemik ve eklem hastalıklarını tedavi etmek değildi.
Yeni bir uzmanlık alanı kendi eğitimini, dilini ve literatürünü oluşturmaya başlıyordu.
Ortopedinin Osmanlı’daki ilk dersleri
Rıza Nur bu sürecin tek aktörü değildi.
Türk ortopedi tarihinin önemli isimlerinden Orhan Abdi Bey, 1900 yılında ortopedi alanında eğitim görmek ve ilgili teknikleri öğrenmek amacıyla Almanya’ya gönderilmişti.
1905 yılında Gülhane’de “Ortopedi ve Cerrahi-i Harbi” hocası olarak görevlendirildi.
Bu yıllarda ortopedi henüz bağımsız ve yerleşik bir klinik yapı hâline gelmemişti. Konular büyük ölçüde genel cerrahi eğitimi içerisinde ele alınıyor, ortopedi dersleri sınırlı zamanlarda veriliyordu.
Tam da bu nedenle 1910’da Türkçe bir ortopedi kitabının yayımlanması ayrı bir önem taşıyor.
Alan henüz tam olarak kurumsallaşmadan Türkçe ders kitabına kavuşmaya başlamıştı.
Yeni bilim dalı, yeni kelimeler
Eserin belki de en ilginç yönlerinden biri tıp diliyle ilgiliydi.
Yeni bir bilim alanını Türkçeye aktarmak yalnızca yabancı bir metni çevirmek anlamına gelmiyordu.
Yeni hastalık adları, anatomik tanımlar, cihazlar ve tedavi yöntemleri için anlaşılabilir karşılıklar bulunması gerekiyordu.
Rıza Nur da eserin hazırlanışı sırasında ortopediye ait bazı yabancı terimlerin Türkçede karşılığının bulunmadığına dikkat çekiyordu.
Bu nedenle Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi, yalnızca ortopedi tarihinin değil, aynı zamanda Türkçe tıp terminolojisinin gelişiminin de dikkat çekici belgelerinden biri olarak görülebilir.
Bir başka ifadeyle yeni bir tıp dalı, aynı zamanda kendisine yeni bir dil kuruyordu.
Cerrahi neden tam o yıllarda dallara ayrılıyordu?
yüzyılın ikinci yarısından itibaren cerrahi büyük bir dönüşüm yaşamaya başlamıştı.
Anestezinin gelişmesi, antisepsi ve asepsi uygulamalarının yaygınlaşmasıyla daha önce son derece riskli olan birçok ameliyat yapılabilir hâle geldi.
Cerrahların müdahale edebildiği hastalıkların kapsamı genişledikçe bilgi ve teknik birikim de hızla arttı.
Bunun doğal sonucu olarak cerrahinin içerisinden giderek daha özel çalışma alanları ortaya çıktı.
Ortopedi de bu branşlaşmanın parçalarından biriydi.
Osmanlı hekimleri Avrupa’daki gelişmeleri takip ediyor, hekimleri eğitim amacıyla yurt dışına gönderiyor, yeni dersler açıyor ve yabancı tıp literatürünü Türkçeye kazandırmaya çalışıyordu.
Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi tam da bu geçiş döneminin ürünlerinden biri oldu.
Bir kitabın anlattığından daha fazlası
Bugünden bakıldığında 1910 tarihli bir ortopedi kitabında kullanılan bazı tanımlar, cihazlar ve tedavi yöntemleri doğal olarak eskimiş görünebilir.
Fakat eserin tarihsel önemi yalnızca içindeki tedavilerde değildir.
Bu kitap bize Osmanlı tıbbının 20. yüzyılın başında Avrupa’daki cerrahi gelişmeleri nasıl takip ettiğini, yeni uzmanlık alanlarının nasıl ortaya çıktığını, yabancı bilimsel bilginin Türkçeye nasıl aktarıldığını ve yeni bir tıp terminolojisinin nasıl oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
1910’da İstanbul’da yayımlanan Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi bu nedenle yalnızca eski bir tıp kitabı değildir.
Türk tıbbında ortopedinin ayrı bir uzmanlık alanına dönüşmeye başladığı yıllardan günümüze ulaşan önemli belgelerden biridir.
Belki de eserin en güçlü hikâyesi tam burada saklıdır:
Bir tıp dalı bazen önce ameliyathanede değil; bir dersin, yeni bir kelimenin ve bir kitabın sayfalarında doğmaya başlar.
Tıbbiye Bülteni notu
Bu yazıda sözü edilen tanı, tedavi ve ortopedik uygulamalar 20. yüzyılın başındaki tıp bilgisini ve tarihsel uygulamaları yansıtmaktadır. Günümüz hastalarının tanı veya tedavisinde kullanılabilecek tıbbi öneriler olarak değerlendirilmemelidir. Ortopedik hastalıkların güncel tanı ve tedavisi uzman hekimler tarafından çağdaş bilimsel veriler ve rehberler doğrultusunda yürütülmelidir.
Kaynaklar
Sait Naderi, “İlk Türkçe Ortopedi Kitabı: Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi”, Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları, Sayı 30, 2026.
Rıza Nur, Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi, Matbaa-i Hayriye ve Şürekası, Dersaadet, 1326/1910.
A. Lüning ve W. Schulthess, Atlas und Grundriss der Orthopädischen Chirurgie, 1901.
Paul Villemin, Atlas-Manuel de Chirurgie Orthopédique, 1902.
H. Tanaçan, “Türk Ortopedisinin Tarihçesi”, Acta Orthopaedica et Traumatologica Turcica, 1993.
1910’da Yayımlanan İlk Türkçe Ortopedi Kitabı: Deformiteler, Skolyoz ve Yeni Bir Cerrahi Dal
1910’da yayımlanan Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi, tıp tarihi literatüründe ilk Türkçe ortopedi kitabı olarak değerlendiriliyor. Rıza Nur’un Fransızca bir ortopedi atlasından hareketle hazırladığı ve kendi katkılarıyla genişlettiği eser; skolyozdan doğuştan kalça çıkığına, çarpık ayaktan alçı ve ortopedik cihazlara uzanan içeriğiyle Osmanlı tıbbında yeni bir cerrahi uzmanlık alanının doğuşuna ışık tutuyor.
Yorumlar




