Sağlık bilimlerinde 15 Ekim 2026’da yayımlanan beş ayrı çalışma, beslenme alışkanlıklarından yapay zekânın klinikteki kullanımına, acil tıptan kalp-damar hastalıklarına ve kanser tedavisine kadar geniş bir alanda yeni sonuçlar sundu.

Araştırmaların büyüklüğü ve kanıt düzeyi birbirinden farklı. Bir çalışma yalnızca 65 ağır hastayı kapsarken bir diğeri yaklaşık 6 milyon kişinin ulusal sağlık kayıtlarını değerlendirdi. Bu nedenle ortaya çıkan sonuçların her biri, çalışmanın yöntemi ve sınırlılıkları içinde yorumlanıyor.

Ultra işlenmiş gıdalar ile beyin damar hasarı arasında ilişki

Kanada’da yürütülen araştırmada, kalp-damar hastalığı bulunmayan 35–69 yaşlarındaki 8 bin 783 yetişkinin beslenme alışkanlıkları, vücut yağ oranları, beyin MR görüntüleri ve bilişsel testleri incelendi.

Katılımcılar ultra işlenmiş gıda tüketimine göre dört gruba ayrıldı. Bu gruba paketli atıştırmalıklar, şekerli içecekler ve yoğun endüstriyel işlemden geçirilmiş bazı hazır ürünler gibi gıdalar dahil edildi.

En yüksek tüketim grubundakilerin vücut yağ oranı, en düşük tüketim grubuna göre ortalama 1,7 yüzde puan daha yüksekti. Karın içindeki yağ dokusu miktarında da artış görüldü.

Beyin görüntülemelerinde ise en düşük tüketim grubundakilerin yüzde 8,1’inde, en yüksek tüketim grubundakilerin yüzde 11,3’ünde sessiz damar hasarıyla uyumlu MR bulguları saptandı.

Yaş, cinsiyet, gelir, eğitim, fiziksel aktivite, sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve kan yağları gibi etkenler hesaba katıldığında, en fazla ultra işlenmiş gıda tüketen grupta bu beyin bulgularına sahip olma olasılık oranı yaklaşık yüzde 40 daha yüksekti.

Bu değer doğrudan “beyin hasarı riski yüzde 40 arttı” şeklinde yorumlanmamalı. Araştırmada hesaplanan ölçüt, düzeltilmiş olasılık oranıydı.

Çalışmada ultra işlenmiş gıda tüketimi ile bilişsel test sonuçları arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Başka bir ifadeyle daha fazla tüketimin bu grupta hafıza veya düşünme performansında ölçülebilir bir düşüşe yol açtığı gösterilmedi.

Araştırmanın kesitsel olması da önemli bir sınırlılık. Beslenme ile beyin MR bulguları aynı dönemde değerlendirildiği için çalışmadan neden-sonuç ilişkisi çıkarılamıyor.

Hekimler yapay zekâya en çok tedavi ve hasta yönetimini soruyor

JAMA’da yayımlanan geniş ölçekli araştırma, sağlık çalışanlarının yapay zekâ destekli klinik bilgi sistemlerini gerçek yaşamda nasıl kullandığını inceledi.

Ocak 2024 ile Haziran 2026 arasındaki iki buçuk yıllık dönemde ABD’deki 952 bin 8 sağlık çalışanının 271 milyon sorgusu analiz edildi. Kullanıcıların 556 bin 200’ünü hekimler oluşturdu.

Sistemi aktif kullanan sağlık çalışanlarının aylık sayısı Ocak 2024’te 355 iken Haziran 2026’da 703 bin 265’e yükseldi.

Potasyum sitrat huzursuz bacağa iyi gelir mi? 68 kişilik çalışmanın sınırları
Potasyum sitrat huzursuz bacağa iyi gelir mi? 68 kişilik çalışmanın sınırları
İçeriği Görüntüle

Araştırmacılar ayrıca 38,8 milyon sorguluk bir örneklemi içerik açısından sınıflandırdı.

Hekimlerin sorgularının yüzde 33,1’i tedavi ve hasta yönetimiyle ilgiliydi. İlaç bilgileri yüzde 14,1’lik pay alırken tanıya yönelik sorgular yüzde 13,9’da kaldı.

Veriler, yapay zekâ destekli bilgi araçlarının yalnızca hastalık tanısı konusunda kullanılmadığını; tedavi seçenekleri, ilaçlar ve günlük klinik kararlarla ilgili bilgi arayışında da yer aldığını gösterdi.

Kullanım, mesleğinin ilk yıllarındaki hekimlerde; onkoloji ve hematoloji, iç hastalıkları ve aile hekimliği alanlarında çalışanlarda ulusal iş gücündeki paylarına kıyasla daha yüksekti.

Çalışmanın önemli bir sınırı bulunuyor: Araştırma yapay zekânın verdiği cevapların doğruluğunu ölçmedi. Bu kullanımın tanı başarısını artırdığı, tedavi hatalarını azalttığı veya hastaların sağlık sonuçlarını iyileştirdiği de araştırılmadı.

Sonuçlar ayrıca tek bir klinik yapay zekâ bilgi sisteminin kullanıcılarından elde edildi. Bu nedenle bütün hekimlerin yapay zekâ kullanım davranışlarını temsil ettiği kabul edilemez.

Beyin kanamasının ambulansta belirlenmesi için kan testi

İngiltere’de gerçekleştirilen erken aşama tanısal araştırma, ağır bilinç bozukluğu yaşayan hastalarda kafa içi kanamanın hastaneye ulaşılmadan önce kan testiyle ayırt edilip edilemeyeceğini değerlendirdi.

Travmaya bağlı olmayan nedenlerle komaya giren ve ambulans ekibi tarafından ileri hava yolu müdahalesi uygulanan 65 yetişkin çalışmaya alındı.

Hastanede yapılan bilgisayarlı tomografi incelemelerinde 33 kişide kafa içi kanama saptandı.

Araştırmacılar, beyin hücrelerini destekleyen yapılarda hasar oluştuğunda kana geçebilen GFAP adlı proteini taşınabilir cihazla ölçtü.

Belirlenen eşikte test, kanaması bulunan 33 hastanın 32’sini doğru belirledi. Duyarlılık yüzde 97 olarak hesaplandı.

Buna karşılık özgüllük yüzde 53,1’de kaldı. Yani kanaması bulunmayan hastaların önemli bir bölümünde test pozitif sonuç verebildi.

Bu nedenle sonuçlar, GFAP testinin bilgisayarlı tomografinin yerini alabileceğini göstermiyor.

Yöntemin olası kullanım alanı, kanaması bulunma ihtimali yüksek ağır hastaların henüz ambulanstayken belirlenmesine ve doğrudan nöroşirürji hizmeti sunabilen merkezlere yönlendirilmesine yardımcı olmak olabilir.

Araştırma tek bir hava ambulansı hizmetinde yapıldı ve yalnızca ağır durumdaki 65 hastayı kapsadı. Farklı sağlık sistemlerinde ve daha geniş hasta gruplarında doğrulama yapılmadan rutin uygulamaya geçilmesi beklenmiyor.

Kalp-damar hastalıkları azaldı ancak gelir farkı devam etti

Danimarka’daki ulusal kayıt araştırması, ekonomik koşullar ile kalp-damar sağlığı arasındaki uzun dönemli ilişkiyi değerlendirdi.

Araştırmacılar, 1988 ile 2023 yılları arasında 30 yaş ve üzerindeki 5 milyon 932 bin 672 kişinin kayıtlarını inceledi.

Büyük kalp-damar olaylarının görülme sıklığı 35 yıllık dönemde bütün gelir gruplarında belirgin biçimde azaldı.

Ancak en düşük gelir grubundakiler, çalışma boyunca en yüksek gelir grubundakilere göre daha yüksek kalp-damar hastalığı ve ölüm yükü taşımaya devam etti.

Erkeklerde en düşük gelir grubundaki büyük kalp-damar olayı oranı 1988’de 10 bin kişi-yıl başına 191,1 iken 2023’te 119,6’ya geriledi. En yüksek gelir grubunda aynı oran 153,5’ten 85,9’a düştü.

Veriler, kalp-damar hastalıklarının önlenmesi ve tedavisindeki ilerlemelerin toplumun farklı ekonomik kesimlerine ulaştığını, ancak gelir grupları arasındaki farkın tamamen kapanmadığını gösteriyor.

Araştırma gelir düşüklüğünün tek başına kalp hastalığına neden olduğunu kanıtlamıyor.

Sigara kullanımı, beslenme, eğitim, çalışma koşulları, yaşam çevresi ve kronik hastalıkların yönetimi gibi çok sayıda değişken ekonomik koşullarla birlikte değişebiliyor.

Rektum kanserinde organ koruyucu izlem ve yaşam kalitesi

Rektum kanserine ilişkin beşinci araştırma, tedaviden sonra tümörü klinik olarak tamamen kaybolan bazı hastalarda ameliyat yerine yakın izlemin uzun dönem yaşam kalitesiyle ilişkisini değerlendirdi.

Almanya’daki 19 merkezden elde edilen verilerin kullanıldığı çalışma, daha önce iki klinik araştırmaya dahil edilmiş 385 hastanın sonuçlarını içerdi.

Hastalar ameliyat öncesinde kemoterapi ve radyoterapiyi kapsayan toplam neoadjuvan tedavi aldı.

Tedavi sonrasında klinik olarak tam yanıt elde edilen 56 hasta “izle ve bekle” yaklaşımıyla takip edildi. Diğer 329 hastaya ise rektum ve çevresindeki ilgili dokunun cerrahi olarak çıkarıldığı total mezorektal eksizyon uygulandı.

Beş yıla kadar uzanan değerlendirmelerde organı korunarak izlenen hastalarda dışkılama sorunları, dışkı kaçırma, sosyal işlevler ve genel sağlık algısı gibi çeşitli yaşam kalitesi ölçütlerinde daha iyi sonuçlarla ilişki görüldü.

Beşinci yılda ciddi dışkı kaçırma, klinik tam yanıtı devam eden ve ameliyat edilmeyen değerlendirilebilir hastaların yüzde 11,1’inde bildirildi. Karşılaştırma için eşleştirilen cerrahi hasta grubunda bu oran yüzde 52,9’du.

Bu fark güçlü görünse de çalışma tasarımı nedeniyle doğrudan “ameliyatsız tedavi daha iyidir” sonucu çıkarılamıyor.

Hastalar ameliyat veya izlem gruplarına rastgele atanmadı. Ameliyatsız takip yalnızca tedavi sonrasında klinik tam yanıt veren seçilmiş hastalarda uygulandı.

Ayrıca başlangıçta 346 hastadan yaşam kalitesi anketi elde edilirken beşinci yılda değerlendirmeye ulaşılabilen hasta sayısı 185’e düştü.

Organ koruyucu “izle ve bekle” yaklaşımı bütün rektum kanseri hastaları için uygun değil. Bu seçenek; tedaviye çok iyi yanıt veren, düzenli görüntüleme, endoskopi ve klinik kontrollerle yakın biçimde takip edilebilen seçilmiş hastalarda değerlendiriliyor.

Beş araştırma birlikte değerlendirildiğinde sağlık bilimlerindeki yönelim de belirginleşiyor. Araştırmacılar bir yandan günlük yaşam alışkanlıklarının henüz belirti vermeyen hastalık bulgularıyla ilişkisini araştırırken diğer yandan yapay zekâyı klinik bilgiye erişimde, kan biyobelirteçlerini hastane öncesi triyajda ve organ koruyucu yöntemleri kanser sonrası yaşam kalitesinde değerlendiriyor.

Bu çalışmaların hiçbiri tek başına yeni bir standart tedavi veya tarama yöntemi oluşturmuyor. Bulgular, farklı büyüklükte ve farklı tasarımlardaki araştırmalardan geliyor. Klinik uygulamaya aktarılmaları için her çalışmanın kendi alanında ek doğrulama, uzun dönem izlem veya kontrollü araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.

KAYNAKLAR

• JAMA Network Open – Ultraprocessed Food Intake and Adiposity, Vascular Brain Injury, and Cognition in Middle-Aged Adults

• JAMA – Clinician Use of an Artificial Intelligence–Enabled Clinical Information Platform

• JAMA Network Open – Prehospital Point-of-Care GFAP for Detection of Intracranial Hemorrhage in Acute Nontraumatic Coma

• JAMA Network Open – Socioeconomic Inequality and Major Adverse Cardiovascular Events

• JAMA Network Open – Organ Preservation and Quality of Life After Total Neoadjuvant Treatment in Rectal Cancer