Sıtma Matematik Dersine Bile Girdi: Cumhuriyet Çocuklara Sivrisinekle Mücadeleyi Nasıl Öğretti?
Sıtma Matematik Dersine Bile Girdi: Cumhuriyet Çocuklara Sivrisinekle Mücadeleyi Nasıl Öğretti?
İçeriği Görüntüle

1838 yılının Londra’sında bir hastanenin amfisinde sıra dışı sahneler yaşanıyordu.
Doktorlar, tıp öğrencileri, aristokratlar ve dönemin tanınmış isimleri genç hastaların “manyetik uyku” olarak tanımlanan bir duruma sokulmasını izliyordu.
Gösterilerin merkezindeki isim ise sıradan bir hekim değildi.
Dr. John Elliotson, University College London’ın önde gelen tıp profesörlerinden, döneminin tanınmış klinisyen ve öğretmenlerinden biriydi. Stetoskopun Britanya’da kullanılmasını destekleyen erken dönem hekimleri arasında yer almış, yeni tedavi ve tanı yöntemlerine açık bir isim olarak ün kazanmıştı.
Ancak kariyerinin yönünü değiştiren konu bunların hiçbiri olmadı.
Elliotson’ı tıp tarihinin en tartışmalı hekimlerinden biri hâline getiren şey mesmerizm, yani dönemin ifadesiyle “hayvan manyetizması” oldu.
Bu gerçekten hipnoz muydu?
Bugünden bakıldığında Elliotson’ın uygulamalarını “hipnoz” olarak adlandırmak kolaydır. Ancak tarihsel açıdan önemli bir ayrım vardır.
Elliotson’ın savunduğu yöntem, 18. yüzyılda Franz Anton Mesmer tarafından geliştirilen hayvan manyetizması düşüncesine dayanıyordu. Bu görüşe göre canlılar arasında görünmez bir güç ya da “manyetik akışkan” bulunuyor ve bunun çeşitli hastalıklar üzerinde etkili olabileceği düşünülüyordu.
Bugünkü klinik hipnoz anlayışı böyle bir manyetik gücün varlığını kabul etmez.
İskoç cerrah James Braid, 1840’ların başında mesmerizm gösterilerini incelemeye başladı ve ortaya çıkan durumları gizemli bir manyetik güç yerine dikkat, odaklanma ve zihinsel-fizyolojik süreçlerle açıklamaya çalıştı.
Braid’in çalışmalarıyla birlikte “hipnotizm” kavramı giderek mesmerizmden ayrıldı.
Bu nedenle Elliotson’ın hikâyesi, modern hipnozun doğrudan başlangıcından çok hipnozun bilimsel bir kavrama dönüşmesinden önceki tartışmalı dönemin en önemli olaylarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Hastane bir anda deney sahnesine dönüştü
Elliotson, Fransız mesmerist Baron du Potet’nin Londra’daki gösterilerinden etkilendikten sonra University College Hospital’da mesmerizm uygulamalarına yöneldi.
Kısa sürede bu çalışmalar sıradan hasta muayenelerinin ötesine geçti.
Özellikle epilepsi nedeniyle hastaneye yatırılan genç Elizabeth ve Jane Okey kardeşler, Elliotson’ın deneylerinin merkezine yerleşti.
Elliotson, kardeşleri mesmeric trans olarak tanımladığı durumlara sokuyor; ağrı, elektriksel uyaranlar ve çeşitli nesnelere verdikleri tepkileri gözlemliyordu.
Gösteriler giderek daha fazla ilgi çekmeye başladı.
10 Mayıs 1838’de gerçekleştirilen gösterilerden birini yaklaşık 200 tıp mensubunun yanı sıra aristokratların, milletvekillerinin ve ünlü bilim insanı Michael Faraday’ın da izlediği kaydediliyor.
Hastane böylece yalnızca tedavinin yürütüldüğü bir yer olmaktan çıkıyor; bilimsel deney, toplumsal merak ve gösteri kültürünün iç içe geçtiği bir mekâna dönüşüyordu.
Charles Dickens da izleyiciler arasındaydı
Elliotson’ın çalışmalarına ilgi gösterenlerden biri de genç Charles Dickens oldu.
University College London arşivlerindeki Elliotson vaka kayıtlarına dayanan tarihsel çalışmalara göre Dickens, ressam ve karikatürist George Cruikshank ile birlikte 4 Ocak 1838’de University College Hospital’a giderek Elliotson’ın mesmerizm uygulamalarını izledi.
Dickens gördüklerinden etkilendi.
Daha sonraki yıllarda mesmerizm teknikleriyle ilgilendiği, çevresindeki bazı kişiler üzerinde uygulamalar yaptığı ve konuya uzun süre merak duyduğu biliniyor.
Böylece mesmerizm yalnızca hastanelerde tartışılan bir tıbbi mesele olmaktan çıktı; Viktorya dönemi İngiltere’sinde bilim, edebiyat, basın ve popüler kültürün kesiştiği geniş bir tartışma alanına dönüştü.
Bilimsel tartışma büyüyor
Elliotson zamanla yalnızca trans hâllerini değil, daha sıra dışı iddiaları da araştırmaya başladı.
Mesmerize edilen kişilerin belirli maddeleri fark edebileceği, başka insanların hastalıkları hakkında bilgi verebileceği ya da normal duyuların ötesinde bazı yetenekler gösterebileceği öne sürülüyordu.
İşte tartışmanın kırılma noktası burada ortaya çıktı.
Dönemin en etkili tıp yayınlarından The Lancet’in kurucusu ve editörü Thomas Wakley, Okey kardeşlerle yapılan bazı gösterileri kontrollü biçimde sınamaya girişti.
Wakley’nin Ağustos 1838’de yürüttüğü deneylerin sonuçları, 1 Eylül 1838 tarihli The Lancet sayısında yayımlandı.
Wakley ve dergi, deneylerin Elliotson’ın ileri sürdüğü olağanüstü iddiaları desteklemediği sonucuna vardı ve Okey kardeşlerin bazı tepkilerinde aldatmanın rol oynadığını ileri sürdü.
Bu yorum Elliotson’ın bilimsel itibarı açısından ağır bir darbe oldu.
Burada önemli bir ayrıntı vardır: Okey kardeşlerin “sahtekâr” olduklarını kesinleşmiş tarihsel bir gerçek olarak söylemek yerine, Wakley ve The Lancet’in deneylerden bu sonuca vardığını belirtmek daha doğru bir tarih yazımı yaklaşımıdır.
Tartışma kısa sürede University College yönetimine kadar ulaştı.
Kurum, hastane içinde mesmerizm uygulamalarına karşı tavır aldı. Elliotson ise geri adım atmadı.
Sonunda Aralık 1838’de University College’daki profesörlük ve hastane görevlerinden istifa etti.
Ancak Elliotson mesmerizmden vazgeçmedi
Akademik kariyerinin ağır yara alması Elliotson’ın görüşlerini değiştirmedi.
Mesmerizmi savunmaya ve uygulamaya devam etti.
İlk sayısı Mart 1843’te yayımlanan The Zoist’in ortaya çıkışında önemli rol oynadı ve dergi mesmerizmin tıbbi kullanımını savunan başlıca yayınlardan biri hâline geldi.
Elliotson ve onu destekleyen hekimler özellikle mesmerizmin ağrı kontrolünde kullanılabileceğini savundular.
Bu tartışmaların yaşandığı dönem, cerrahi tarihinin de önemli bir dönüm noktasına denk geliyordu.
Etkili genel anestezi henüz tıbbın rutin bir parçası değildi.
Mesmerizm savunucuları bazı ameliyatların bu yöntemle daha az ağrılı gerçekleştirilebildiğini öne sürerken, 1840’ların ortasından itibaren eter ve ardından kloroform gibi kimyasal anesteziklerin kullanıma girmesi cerrahide çok daha büyük ve kalıcı bir dönüşüm yarattı.
Saygın bir hekim nasıl tartışmanın merkezine geldi?
Elliotson’ın hikâyesini yalnızca “yanlış bir fikre inanmış doktor” şeklinde okumak eksik kalır.
Çünkü Elliotson kendi döneminde saygın bir klinisyen, etkili bir öğretmen ve tıptaki yenilikleri yakından izleyen bir hekimdi.
Onun hikâyesindeki asıl sorun, yeni fikirlere açık olması değildi.
Sorun, olağanüstü iddiaların olağanüstü derecede güçlü kanıt gerektirdiği noktada ortaya çıktı.
Bir gözlemin ilginç olması ile bilimsel olarak kanıtlanmış olması aynı şey değildi.
Okey kardeşlerle yapılan gösterilerde bugünkü klinik araştırmaların temel unsurları olan sistematik kontrol grupları, körleme, bağımsız doğrulama ve modern etik denetim mekanizmaları bulunmuyordu.
Ayrıca tedavi amacıyla hastaneye yatırılmış genç hastaların büyük izleyici grupları önünde deney ve gösterilerin merkezine yerleştirilmesi, bugünün tıp etiği ölçütleri açısından önemli sorular doğurmaktadır.
Ancak 19. yüzyıldaki uygulamaları değerlendirirken bugünkü etik kuralların o dönemde henüz kurumsallaşmadığını da göz önünde bulundurmak gerekir.
Elliotson vakasını değerli kılan nokta tam da budur:
Bilim yeni fikirlere kapalı olmamalıdır. Fakat yeni ve sıra dışı iddialar, daha gevşek değil daha sıkı yöntemlerle sınanmalıdır.
Peki modern hipnoz bugün tıpta kullanılıyor mu?
Evet.
Modern klinik hipnoz, tarihsel olarak mesmerizm tartışmalarından gelişmiş olsa da Elliotson’ın “hayvan manyetizması” için öne sürdüğü manyetik akışkan açıklamasına dayanmaz.
Günümüzde hipnoz; kişinin dikkatinin belirli düşünce, duyum veya deneyimlere yoğunlaştırıldığı psikolojik bir yöntem olarak değerlendiriliyor.
Bazı araştırmalarda özellikle irritabl bağırsak sendromu, işlem sırasında yaşanan kaygı ve bazı ağrı durumlarında destekleyici yararlar bildirilmiştir.
Ancak kanıtların gücü kullanım alanına göre değişmektedir.
Örneğin bazı ağrı çalışmalarında hipnoz, tedavi uygulanmayan gruplara kıyasla mütevazı faydalar gösterebilirken; gevşeme teknikleri, bilişsel davranışçı yöntemler veya başka aktif müdahaleler karşısında her zaman belirgin bir üstünlük göstermemektedir.
Bu nedenle modern tıpta hipnoz, çoğu durumda standart tedavilerin yerine geçen bir yöntem değil, uygun hastalarda tamamlayıcı bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.
İki yüzyıl sonra kalan ders
John Elliotson’ın hikâyesi yaklaşık iki yüz yıl sonra bile tıp için şaşırtıcı derecede güncel.
Çünkü tıp tarihinde benzer soru tekrar tekrar karşımıza çıkar:
Bir yenilik ne zaman cesur bir bilimsel fikir, ne zaman yeterince sınanmamış bir iddia hâline gelir?
Cevap yöntemin ne kadar etkileyici göründüğünde değildir.
Belirleyici olan;
kontrollü deney,
tekrar edilebilir sonuç,
bağımsız doğrulama,
eleştiriye açıklık
ve etik denetimdir.
Elliotson’ın yükselişi ve düşüşü bu nedenle yalnızca hipnoz tarihinin değil, kanıta dayalı tıbbın neden gerekli olduğunun da çarpıcı hikâyelerinden biridir.
Tıbbi uyarı
Hipnoz herhangi bir hastalığın standart tanı veya tedavisinin yerine kullanılmamalıdır. Klinik amaçla uygulanması düşünülüyorsa, yöntem konusunda eğitimli ve yetkin sağlık profesyonellerinin değerlendirmesi tercih edilmelidir.
Kaynaklar
University College London — John Elliotson, University College Hospital ve 1838 mesmerizm tartışmaları.
Royal College of Physicians — John Elliotson biyografisi ve tıbbi kariyeri.
Wellcome Collection — John Elliotson, Okey kardeşler ve Charles Dickens’ın mesmerizme ilgisi.
The Lancet tarihsel kayıtları — Thomas Wakley’nin 1838 mesmerizm deneyleri ve tartışmaları.
Cambridge University Press — mesmerizm, cerrahi ağrı ve 19. yüzyıl tıp tarihi üzerine çalışmalar.
Wellcome Collection — The Zoist, ilk sayı Mart 1843.
NIH / National Center for Complementary and Integrative Health — modern hipnozun klinik kullanım alanları ve bilimsel kanıtların değerlendirilmesi.