Bulgular gelecekteki tedavi araştırmalarına katkı sağlayabilir ancak herhangi bir tedavinin etkinliğini kanıtlamıyor.
Farklı organ ve dokularda gelişen fibrozisle ilişkili hastalıkların genetik temellerini inceleyen kapsamlı bir araştırma, bu hastalıkların bazı ortak moleküler mekanizmalardan etkilenebileceğini ortaya koydu.
Nature Communications dergisinde 31 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan araştırma, Johan Skov Bundgaard ve çalışma arkadaşları tarafından gerçekleştirildi. Araştırmacılar, beş büyük biyobankanın genetik verilerini birleştirerek fibrozisle ilişkili 18 hastalık ve özellik arasındaki benzerlikleri değerlendirdi.
Fibrozis, dokularda aşırı bağ dokusu birikimiyle karakterize bir süreçtir. Normal doku onarımının bozulmasıyla gelişebilen bu durum, akciğer, karaciğer ve diğer organların yapısını ve işlevlerini olumsuz etkileyebilir.
Beş biyobankanın verileri incelendi
Araştırmada Kopenhag Hastane Biyobankası, Danimarka Kan Bağışçıları Araştırması, Birleşik Krallık Biyobankası, FinnGen ve Million Veteran Program verilerinden yararlanıldı.
Çalışma kapsamında dokuz tipik fibrotik hastalık, fibrozisin hastalık sürecinin bir bölümünü oluşturduğu beş organ hastalığı ve görüntüleme yöntemleriyle belirlenen dört fibrotik özellik incelendi.
Bu ayrım önem taşıyor. Araştırmada değerlendirilen 18 başlığın tamamı bağımsız birer fibrozis hastalığını temsil etmiyor. Bazıları, fibrotik değişikliklerin eşlik edebildiği daha geniş kapsamlı organ hastalıklarından oluşuyor.
Genom çapında ilişkilendirme analizleriyle belirli genetik değişkenlerin incelenen hastalık ve özelliklerle bağlantılı olup olmadığı araştırıldı. Daha sonra farklı veri gruplarından elde edilen bulgular meta-analiz yöntemiyle birleştirildi.
Fibrozisle ilişkili 654 genetik bağlantı
Araştırmacılar, genom genelinde istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşan 654 genetik ilişki belirledi.
Bu ilişkilerin 139'u ilgili hastalık veya özellik bakımından daha önce bildirilmemişti. Böylece araştırma, fibrozisle bağlantılı genetik yatkınlıkların daha ayrıntılı değerlendirilmesini sağlayan yeni bulgular ortaya koydu.
Tıbbiye Bülteni'nin açıklanan veriler üzerinden yaptığı hesaplamaya göre, belirlenen 654 ilişkinin yaklaşık yüzde 21'i ilgili hastalık veya özellik açısından daha önce bildirilmemiş bağlantılardan oluşuyor.
Ancak bu sonuç, 139 yeni gen keşfedildiği anlamına gelmiyor. Araştırmada bildirilen sayılar, genetik değişkenler veya bölgeler ile hastalık ve özellikler arasında saptanan istatistiksel ilişkileri ifade ediyor.
Farklı hastalıklarda örtüşen 38 genetik bölge
Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri, farklı fibrotik hastalıklar arasında ortak genetik sinyallerin belirlenmesi oldu.
Araştırmacılar, farklı hastalık veya özelliklerdeki genetik sinyallerin aynı bölgede örtüştüğünü gösteren 38 bölge belirledi. Bunların 11'inde en az üç hastalık veya özellikle örtüşme saptandı.
Bu bulgu, anatomik olarak birbirinden farklı dokularda görülen bazı fibrotik süreçlerin ortak genetik yatkınlık bileşenlerine sahip olabileceğini düşündürüyor.
Bununla birlikte, genetik sinyallerin aynı bölgede örtüşmesi, ilgili genlerin hastalığa doğrudan neden olduğunu tek başına kanıtlamıyor.
En güçlü genetik benzerlik iki el hastalığında
Araştırmada hastalık çiftleri arasındaki genetik benzerlikler de değerlendirildi.
En güçlü genetik korelasyon, karpal tünel sendromu ile tetik parmak hastalığı arasında belirlendi. Bu iki hastalık için genetik korelasyon katsayısı 0,60 olarak hesaplandı.
Karpal tünel sendromu, el bileğindeki median sinirin sıkışmasıyla ortaya çıkarken tetik parmak hastalığı, parmağın hareket sırasında takılması veya kilitlenmesiyle karakterize bir durumdur.
Her iki hastalıkta da bağ dokusu yapıları önemli rol oynayabiliyor. Araştırmada saptanan genetik benzerlik, bu hastalıkların yatkınlık mekanizmalarında bazı ortak bileşenler bulunabileceğine işaret ediyor.
Ancak 0,60 değeri, hastalıklardan birinin diğerine yüzde 60 olasılıkla neden olduğu veya hastaların yüzde 60'ında iki hastalığın birlikte görüldüğü anlamına gelmiyor. Bu katsayı, incelenen iki özelliğin genetik etkileri arasındaki benzerliği gösteriyor.
Doku onarımı ve bağışıklık sistemiyle ilişkili genler öne çıktı
Araştırmacılar, genetik bulguların hangi biyolojik süreçlerle ilişkili olabileceğini de değerlendirdi.
Öne çıkan aday genler arasında hücrelerin gelişim ve iletişim süreçlerinde görev alan Wnt sinyal yoluyla ilişkili WNT7B, TCF7L2 ve WNT2 bulunuyor.
COL11A1, MMP14 ve P4HA2 genleri ise dokuların yapısal bütünlüğünde rol oynayan hücre dışı matriksin oluşumu ve yeniden düzenlenmesiyle ilişkilendirildi.
Ayrıca FGFR2 ve FGF21 büyüme faktörü sinyalleriyle; IRF5, STAT3 ve TNFAIP3 ise bağışıklık ve iltihaplanma süreçleriyle bağlantılı adaylar arasında yer aldı.
Bu sonuçlar, fibrotik hastalıkların genetik temelinde doku yapısının yeniden düzenlenmesi, bağışıklık yanıtının kontrolü ve hücresel gelişim mekanizmalarının ortak rol oynayabileceği görüşünü destekliyor.
Ortak tedavi hedefleri açısından önemi
Fibrotik hastalıklar genellikle etkilenen organa ve hastalığın nedenine göre ayrı ayrı değerlendiriliyor. Akciğerdeki fibrotik değişiklikler ile karaciğer veya diğer dokulardaki fibrotik süreçler farklı klinik özellikler gösterebiliyor.
Yeni araştırma ise bu hastalıkların bazı ortak genetik yatkınlıklara sahip olabileceğine işaret ediyor.
Bunun tedavi araştırmaları açısından olası önemi, farklı hastalıklarda rol oynayabilecek ortak moleküler süreçlerin daha sistematik biçimde incelenebilmesi.
Ancak genetik benzerlik, aynı tedavinin farklı organlardaki fibroziste etkili olacağını göstermiyor. Aday genlerin hastalık gelişimindeki işlevlerinin laboratuvar araştırmalarıyla doğrulanması ve olası tedavi yaklaşımlarının ayrı klinik çalışmalarla değerlendirilmesi gerekiyor.
Bulguların klinik sınırları
Araştırma, insanlardan elde edilen genetik verilerin kullanıldığı genom çapında ilişkilendirme ve meta-analiz çalışması olarak gerçekleştirildi.
İncelenen hastalık veya özelliğe göre vaka sayıları 4.559 ile 126.358 arasında değişti. Bu sayılar araştırmadaki toplam katılımcı sayısını değil, farklı analizlerde yer alan vaka sayılarını gösteriyor.
Genetik ilişkilendirme çalışmaları, hastalıklarla bağlantılı olabilecek genetik bölgeleri belirleyebilse de neden-sonuç ilişkisini tek başına ortaya koyamıyor. Ayrıca farklı hastalıkların tanımlanma ve ölçülme biçimleri, elde edilen genetik sonuçların yorumlanmasında önem taşıyor.
Belirlenen aday genlerin fibrozis gelişimindeki doğrudan işlevleri ve farklı hasta topluluklarında ne ölçüde benzer sonuçlar vereceği daha ileri araştırmalarla açıklığa kavuşturulmalı.
Araştırma herhangi bir ilacın etkinliğini veya güvenliliğini incelemedi. Hastalık ilerlemesi, yaşam süresi ya da tedaviye yanıt üzerinde yeni bir klinik yarar gösterilmedi.
Çalışmanın finansmanında Kopenhag Üniversite Hastanesi Rigshospitalet ve Aarhus Üniversitesi Araştırma Vakfı destekleri yer aldı. Makalede, bazı araştırmacıların ilaç ve genomik alanındaki şirketlerle mesleki veya finansal ilişkileri bulunduğu da beyan edildi.
KAYNAKLAR
- Nature Communications — Johan Skov Bundgaard ve arkadaşları. “Shared genetic architecture across fibrotic diseases.” 31 Ekim 2026.




