Erkeklerde göğüs deformiteleri arasında yer alan Poland sendromu, pektoral kasın yani göğüs kaslarından birinin az gelişmesi ya da hiç gelişmemesiyle tanımlanır. Görülme sıklığı kadınlara kıyasla erkeklerde iki ila üç kat daha fazladır. Pektoral kas eksikliğine kimi zaman göğüs kafesi ve üst ekstremitenin diğer yapılarında eşlik eden bozukluklar da eklenebilir; kaburga eksiklikleri ya da parmaklarda kısalık gibi durumlar tabloya dahil olabilir. Bu anatomik farklılıklar yalnızca fiziksel değil, kişinin beden algısını ve sosyal yaşamını da etkileyen bir görünüm oluşturur.

Poland sendromu olan pek çok erkek, özellikle ergenlik döneminde göğüs kafesindeki belirgin asimetri nedeniyle kozmetik bir rahatsızlık hisseder ve tedavi arayışına girer. Ne kadar spor yapıp kaslarını geliştirmeye çalışsa da tek tarafta kasın hiç olmaması, asimetriyi daha da görünür kılar. Göğsün bir tarafı normal dolgunlukta iken diğer tarafın daha çökük ve çukur görünmesi, kişinin aynayla ve toplumla kurduğu ilişkiyi zorlayabilir. Günümüz teknolojisi ise bu noktada önemli olanaklar sunar. Gelişmemiş pektoral kası taklit eden, farklı boy ve yapıda silikon implantlar üretilmektedir. İçi silikon jel dolu olanlar olduğu gibi, daha inert yapıda tamamen silikondan üretilmiş implant seçenekleri de mevcuttur.

FDA onaylı firmaların sunduğu bu protezler artık çok farklı hacim ve ölçülerde temin edilebilmektedir. İstenen boyut hazır ürünlerde bulunmadığında, kişiye özel ölçülerle implant üretimi de mümkündür. Oldukça kısa süren bir cerrahi işlem ve hızlı iyileşme sağlayan modern teknikler sayesinde bu asimetri azaltılabilmekte, göğüs kafesinin görünümü daha dengeli ve simetrik hâle getirilebilmektedir. Böylece bu deformiteyle yaşayan erkeklerde yalnızca fiziksel görüntü değil, buna paralel olarak özgüven de belirgin biçimde iyileşmektedir.

Kadınların aksine erkekler, özellikle yaz aylarında göğüslerini kapatma ihtiyacı hissetmedikleri için bu deformiteyi çok daha açık biçimde yaşar. Deniz, havuz, spor salonu gibi ortamlarda asimetri daha görünür hâle gelir ve bu durum kimi zaman sosyal geri çekilmeye kadar varan etkiler yaratabilir. Daha hafif asimetriye sahip kişilerde yağ doku transferi gibi yöntemler yeterli olabilirken, daha ileri deformitelerde kas nakli gibi daha kapsamlı cerrahi seçenekler de gündeme gelebilir. Her hastada uygulanacak yöntemin, deformitenin derecesine ve hastanın beklentilerine göre belirlenmesi esastır.

Tedavi planı, hastanın bireysel ihtiyaçları, deformitenin tipi ve beklenen iyileşme süresi dikkate alınarak oluşturulur. Bu kişiye özgü yaklaşım sayesinde asimetri azaltılır, vücut görünümü daha dengeli bir hâl alır ve hastaların kendilerine duydukları güven anlamlı biçimde artar. Poland sendromu yalnızca bir anatomik farklılık değil, doğru ele alındığında modern tıbbın estetik ve fonksiyonel çözümleriyle yönetilebilen bir durumdur.