Erzurum, 1915. Tevfik Salim Bey hastanenin subay koğuşunda dolaşırken yataklardan birinden güçlükle yükselen bir ses duydu. Seslenen kişi, İstanbul Cerrahi Kliniğinin genç asistanlarından Dr. Emin Bey'di.
Fakat karşısındaki genç hekimi tanımakta zorlandı.
Dr. Emin artık hastaların başında duran doktor değildi. Tifüsün yüksek ateşi altında yatağa düşmüş bir hastaydı. Uzun süre aynı pozisyonda yatmaktan sırtında büyük bir bası yarası, halk arasında bilinen adıyla yatak yarası oluşmuştu. Üstelik yarasının pansumanını düzenli yapacak sağlık çalışanı bile bulunamıyordu. [1]
Sarıkamış'ın ardından yaşanan sağlık felaketinin belki de en çarpıcı görüntülerinden biri buydu:
Hastalara şifa vermek için cepheye gelen bir hekim, birkaç hafta sonra kendisine bakacak insan bulunamayan bir hastaya dönüşmüştü.
Sarıkamış'ta çatışmalar bitti, ölüm devam etti
22 Aralık 1914'te başlayan Sarıkamış Harekâtı, Ocak 1915'in ilk günlerinde Osmanlı 3. Ordusu açısından ağır kayıplarla sonuçlandı.
Askerlerin karşısında yalnızca Rus birlikleri yoktu.
Dondurucu soğuk, açlık, yorgunluk, yetersiz beslenme, barınma sorunları ve ulaşım güçlükleri askerlerin direncini ciddi biçimde azaltmıştı.
Harekâtın ardından hasta, yaralı ve bitkin askerler Erzurum ve çevresindeki hastanelere taşındı. 8 Şubat 1915 tarihli kayıtlarda hastanelerde 15 bin 808 hasta ve yaralı bulunduğu belirtiliyordu. [2]
Ancak giderek büyüyen başka bir tehlike vardı.
Tifüs.
Ve kısa süre içinde hastalığın hedefinde yalnızca askerler değil, onları tedavi eden sağlık çalışanları da yer aldı.
Erzurum'da doktorlar da yatağa düşüyordu
Erzurum Valiliğinin döneme ilişkin bildirimleri, sağlık sisteminin karşı karşıya kaldığı tabloyu açık biçimde ortaya koyuyordu.
Kayıtlara göre ordu içinde yaklaşık 20 bin kişi hastaydı. Tifüs ve diğer ateşli hastalıklar yalnızca askerî birliklerde değil, çevredeki yerleşimlerde de ölümlere neden oluyordu.
Daha çarpıcı olan ise hekimlerin durumuydu.
Dönemin kayıtlarında 20 doktorun hayatını kaybettiği, 30 doktorun ise hasta olduğu bildiriliyordu. [1]
Bir doktorun hastalanması yalnızca bir kişinin daha tedaviye ihtiyaç duyması anlamına gelmiyordu.
Aynı zamanda onlarca, hatta yüzlerce hastaya bakabilecek bir hekimin görev dışı kalması demekti.
Bu nedenle tifüs, sağlık teşkilatını adeta içeriden tüketen bir salgına dönüştü.
Hastalarını yaşatmaya çalışırken şehit oldular
Cephedeki hekimlerin görevi yalnızca kurşun veya şarapnel yaralarını tedavi etmek değildi.
Tifüs, dizanteri ve diğer bulaşıcı hastalıklarla da mücadele ediyorlardı.
Üstelik bugünkü anlamda etkili antibiyotikler, modern yoğun bakım olanakları, tek kullanımlık koruyucu ekipmanlar ve gelişmiş enfeksiyon kontrol sistemleri henüz yoktu.
Hekimler hastalarının yanına giriyor, onları muayene ediyor, ateşlerini takip ediyor ve çoğu zaman bitlerle dolu kıyafetlerle doğrudan temas ediyordu.
Bu nedenle bazı hekimler birkaç gün önce tedavi ettikleri hastalar gibi yüksek ateşle yatağa düştü.
Bazıları iyileşti.
Bazıları görevine dönemedi.
Bazıları ise hayatını kaybetti.
Kafkas Cephesi'nde tifüsle mücadele sırasında yaşamını yitiren hekimler, Türk tıp tarihinin sağlık şehitleri arasında yer aldı.
Dr. Emin Bey'in yatağı salgının sembolü gibiydi
Tevfik Salim Bey'in yıllar sonra aktardığı Dr. Emin Bey sahnesi, dönemin dramını rakamlardan çok daha güçlü anlatıyor.
Genç doktor cepheye hasta olmak için gelmemişti.
Görevi başkalarını iyileştirmekti.
Ancak tifüs hekim ile hasta arasındaki çizgiyi birkaç gün içinde silebiliyordu.
Tevfik Salim Bey, Dr. Emin'i gördüğünde onu tanımakta güçlük çektiğini aktarır. Genç hekimin durumu ağırdı ve sırtındaki bası yarasının bakımı dahi gerektiği gibi yapılamamıştı. [1]
Bu tablo yalnızca bir hastanın kötü bakım gördüğünü göstermiyordu.
Asıl sorun çok daha büyüktü.
Hastaya bakması gereken insanların bir bölümü de artık hasta yataklarındaydı.
Tifüs nasıl bulaşıyordu?
Salgın tifüsü, Rickettsia prowazekii adlı bakterinin neden olduğu ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır.
Hastalığın yayılmasında insan vücut biti temel rol oynar.
Bit, tifüslü bir kişinin kanını emerek mikrobu alabilir. Daha sonra başka bir insan üzerinde beslenirken bıraktığı enfekte dışkı, kaşınma sırasında oluşan küçük deri yaralarından vücuda girebilir.
Hastalık yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, halsizlik, bilinç değişiklikleri ve deri döküntüleriyle seyredebilir.
1915'in cephe şartları ise bitlerin yayılması için son derece elverişliydi.
Binlerce asker kalabalık alanlarda yaşıyor, kıyafetlerini uzun süre değiştiremiyor ve yeterince yıkanamıyordu.
Bu nedenle tifüs yalnızca bir mikrobun neden olduğu hastalık değildi.
Savaşın yarattığı yoksulluk, kalabalık, temizlik sorunu ve insan bedeninin tükenmesi salgının büyümesine zemin hazırlıyordu. [1]
Bazen en önemli silah sıcak buhardı
Tifüsle mücadelede en önemli hedeflerden biri bitleri ortadan kaldırmaktı.
Fakat savaş şartlarında binlerce askerin düzenli olarak yıkanması ve kıyafetlerinin temizlenmesi son derece güçtü.
Hamamlar ve temizleme merkezleri oluşturuldu. Kıyafetlerin yüksek sıcaklık ve buhar yardımıyla bitlerden arındırılmasına çalışıldı. Çeşitli dezenfeksiyon yöntemleri kullanıldı. [1]
Cephede bazen bir askerin hayatını kurtaran şey silah değil, temizlenmiş bir gömlek olabiliyordu.
Çünkü bit ortadan kaldırılmadan tifüs zincirini kırmak son derece zordu.
32 yaşındaki Tevfik Salim ağır görevin başına geçti
14 Mart 1915'te Tevfik Salim Bey, 3. Ordu Sıhhiye Reisliğine, yani ordunun sağlık hizmetlerinin yönetimine getirildi. [1]
Henüz 32 yaşındaydı.
Önünde devasa bir sorun vardı.
Hastanelerin yeniden düzenlenmesi, hasta askerlerin ayrılması, temizlik koşullarının iyileştirilmesi, bitlerle mücadele edilmesi ve giderek azalan sağlık personelinin korunması gerekiyordu.
Üstelik tifüsü bugünkü anlamda etkili antibiyotiklerle tedavi etmek mümkün değildi.
Bu nedenle salgına yakalanmamak, tedavinin kendisi kadar önemliydi.
1915 yazına doğru alınan tedbirlerle salgının şiddeti azaltıldı. Ancak savaş devam ettiği için tifüs tehlikesi tamamen ortadan kalkmadı. [1]
Ordunun komutanı bile tifüsten kurtulamadı
Tifüs rütbe ayırmıyordu.
Sarıkamış Harekâtı sonrasında 3. Ordu Komutanlığı görevini üstlenen Hafız Hakkı Paşa da hastalığa yakalandı.
Erzurum'da tedavi edilen Hafız Hakkı Paşa, Şubat 1915'te hayatını kaybetti. [2]
Bir ordunun en üst düzey komutanlarından birinin bile tifüsten korunamaması salgının ulaştığı boyutu gösteriyordu.
Ancak hastalarla sürekli ve yakın temas hâlinde bulunan sağlık çalışanlarının riski daha da büyüktü.
125 şehit hekim: Rakamın doğru anlamı ne?
Türk tıp tarihi kaynaklarında Kafkas Cephesi'ndeki tifüs salgını anlatılırken dikkat çeken rakamlardan biri 125 hekim kaybıdır.
Ancak bu sayının doğru yorumlanması gerekir.
125 hekimin tamamının Sarıkamış Harekâtı sırasında veya birkaç hafta içinde hayatını kaybettiğini söylemek doğru değildir.
Mustafa Karatepe'nin tarihsel araştırmasına göre Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kafkas Cephesi ve çevresindeki tifüs mücadelesi sırasında hastalığa yakalanarak yaşamını yitiren 164 sağlık subayının 125'i hekimdi. Kayıplar arasında eczacılar, cerrahlar, bir diş hekimi ve tıp öğrencileri de bulunuyordu. [3]
Dolayısıyla 125 hekim, yalnızca Sarıkamış'ın birkaç haftalık bilançosu değil; daha geniş Kafkas Cephesi tifüs mücadelesinin ağır kaybıdır.
Ancak Sarıkamış'ın ardından ortaya çıkan sağlık krizi, bu büyük salgının en çarpıcı dönemlerinden birini oluşturdu.
Bu hekimleri yalnızca sayı olarak anmak eksik kalır.
Onlar, savaşın sağlık cephesinde görevlerini yaparken hayatlarını kaybeden tıp şehitleriydi.
Hekimler tifüse karşı aşı geliştirmeye çalıştı
Salgının büyümesi Türk hekimlerini yalnızca hastaları tedavi etmeye değil, hastalığı önleyecek yöntemler aramaya da yöneltti.
28 Mart 1915'te Tevfik Salim Bey tarafından hazırlanan tifüs aşısı 5'i hekim olmak üzere toplam 9 subaya uygulandı. Daha sonraki dönemde Erzurum, Hasankale, Erzincan ve Bayburt gibi merkezlerde benzer uygulamalar gerçekleştirildi. [1]
Bu girişimleri bugünkü aşılarla aynı koşullarda değerlendirmek doğru değildir.
Modern klinik araştırma sistemleri, ayrıntılı güvenlik aşamaları ve bugünün laboratuvar teknolojisi o yıllarda mevcut değildi.
Dönemin hekimleri, tifüslü hastalardan alınan kanı belirli işlemlerden geçirerek koruyucu bir uygulama geliştirmeye çalışıyordu.
Buna rağmen bu çalışmalar Türk tıp tarihinde tifüse karşı gerçekleştirilen erken bağışıklama girişimleri arasında yer aldı. [3]
Buradaki amaç yalnızca askerleri korumak değildi.
Hekimlerin de hayatta kalması gerekiyordu.
Çünkü cephede bir hekimin kaybı, onun tedavi edebileceği yüzlerce hastanın da sağlık hizmetinden mahrum kalması anlamına geliyordu.
Sarıkamış'ın karların altında kalan sağlık şehitleri
Sarıkamış denildiğinde karların üzerinde kalan askerler hatırlanıyor.
Bu hafıza haklıdır.
Ancak hikâyenin başka bir cephesi daha vardır.
Cephe gerisindeki hastanelerde ateşler içindeki askerlerin başından ayrılmayan doktorlar da vardı.
Kimi birkaç gün sonra aynı hastalığa yakalandı.
Kimi iyileşip yeniden görevine döndü.
Kimi ise bir daha hastane yatağından kalkamadı.
Bazılarının adı tıp tarihine geçti.
Bazılarının adı yalnızca askerî kayıtların satırlarında kaldı.
Fakat hepsinin ortak bir yönü vardı:
Hastalarını yaşatmaya çalışırken kendi hayatlarını da ortaya koydular.
Kafkas Cephesi'ndeki tifüs salgınları sırasında yaşamlarını yitiren 125 hekim, Türk tıp tarihinin sağlık şehitleri arasında hatırlanmayı hak ediyor.
Çünkü savaşın yalnızca silahla yürütülen bir cephesi yoktu.
Bir de hastanelerin, salgın koğuşlarının ve ateşler içindeki hastaların başında verilen mücadele vardı.
Sarıkamış'ın tıp tarihine bıraktığı en ağır derslerden biri de budur:
Bazen şehitlik, cephede silahla savaşırken değil; bir hastanın hayatını kurtarmak için onun başında kalırken yazılır.
Kaynaklar
[1] Özer S. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nde Tifüs (Lekeli Humma) Salgını. Belleten. 2016;80(287):219-260. DOI: 10.37879/belleten.2016.219.
[2] Özcan A. Sarıkamış Harekâtı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.
[3] Karatepe M. I. Dünya Savaşı Yıllarında Tifüs Aşısının Uygulanmasında Türk Hekimlerinin Rolü. Mikrobiyoloji Bülteni. 2008;42(2):301-313.
[4] Sağlam T. Büyük Harpte 3. Orduda Sıhhî Hizmet. İstanbul: Askerî Matbaa; 1941.
[5] Unat EK. Birinci Dünya Harbinde Türk Ordusunda Tifüs Savaşı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dergisi. 1989;20(2):255-263.
Sarıkamış’ın Ardından Tifüs: Şehit Hekimlerin Sessiz Mücadelesi
Sarıkamış Harekâtı'nın ardından Erzurum ve çevresinde büyüyen tifüs salgını, yalnızca askerleri değil onları hayatta tutmaya çalışan hekimleri de vurdu. Dönemin kayıtları, bir aşamada Erzurum'da 20 doktorun hayatını kaybettiğini, 30 doktorun ise hastalandığını gösteriyor. Kafkas Cephesi'ndeki tifüs mücadelesinde yaşamını yitiren 125 hekim, Türk tıp tarihinin sağlık şehitleri arasında anılıyor.
Yorumlar




