Kan Şekeri ve Ketonu Aynı Sensörden İzleyen İlk Cihaza FDA Yetkisi
Kan Şekeri ve Ketonu Aynı Sensörden İzleyen İlk Cihaza FDA Yetkisi
İçeriği Görüntüle

“Atriyal fibrilasyonum var, spor yapmam sakıncalı mı?”
Bu, ritim bozukluğu tanısı alan birçok kişinin merak ettiği sorulardan biri.
Özellikle egzersiz sırasında nabzın hızlanması, çarpıntı hissinin artması veya nefes darlığı yaşanması bazı hastaların fiziksel aktiviteden tamamen uzaklaşmasına neden olabiliyor.
Ancak 30 Ağustos 2026’da Avrupa Kardiyoloji Derneği Kongresi’nde sunulan NEXAF randomize kontrollü çalışması, uygun hastalarda kişiye göre planlanmış egzersizin atriyal fibrilasyon yönetiminde yararlı bir tamamlayıcı yaklaşım olabileceğini gösteriyor.
Norveç’te gerçekleştirilen çalışmada bir yıl boyunca uygulanan yapılandırılmış egzersiz programı, kalıcı olmayan atriyal fibrilasyonu bulunan hastalarda ritim bozukluğunda geçirilen toplam sürenin azalmasıyla ilişkilendirildi.
Atriyal fibrilasyon nedir?
Atriyal fibrilasyon, kalbin üst odacıkları olan atriyumlarda düzenli elektriksel aktivitenin bozulduğu ve kalp ritminin düzensizleştiği bir ritim bozukluğu.
Bazı kişilerde çarpıntı, düzensiz kalp atımı, nefes darlığı, halsizlik, baş dönmesi veya efor kapasitesinde azalma görülebilir.
Bazı hastalarda ise hiçbir belirti olmayabilir.
Atriyal fibrilasyon yalnızca çarpıntıya yol açan bir durum değildir. İnme ve kalp yetersizliği gibi komplikasyonların riskini de artırabilir.
Bu nedenle tedavi; yalnız ritmi düzenlemeye değil, inme riskini azaltmaya, belirtileri kontrol etmeye ve eşlik eden kardiyovasküler risk faktörlerini yönetmeye de odaklanır.
NEXAF çalışmasına 295 hasta katıldı
Norwegian Exercise in Atrial Fibrillation Trial olarak adlandırılan NEXAF çalışmasına Norveç’teki üç merkezden toplam 295 hasta alındı.
Katılımcıların ortalama yaşı yaklaşık 64 idi ve hastaların yaklaşık yüzde 30’unu kadınlar oluşturuyordu.
Çalışmaya kalıcı atriyal fibrilasyonu bulunmayan; ağırlıklı olarak paroksismal veya persistan atriyal fibrilasyonu olan ve başlangıçta önerilen fiziksel aktivite düzeylerinin altında kalan hastalar dahil edildi.
Katılımcılar rastgele iki gruba ayrıldı.
Bir grup standart klinik takibini sürdürürken diğer grup bir yıl süren yapılandırılmış egzersiz programına alındı.
Kalp ritmi sürekli takip edildi
Çalışmanın önemli özelliklerinden biri, atriyal fibrilasyonun yalnızca poliklinikte çekilen elektrokardiyografilerle değerlendirilmemesiydi.
Katılımcıların kalp ritmi implante edilebilir kardiyak monitörlerle sürekli olarak takip edildi.
Bu yöntem sayesinde araştırmacılar hastaların yalnızca atriyal fibrilasyon atağı geçirip geçirmediğini değil, toplam takip süresinin ne kadarını atriyal fibrilasyonda geçirdiklerini de ölçebildi.
Bu oran “atriyal fibrilasyon yükü” olarak değerlendirildi.
Egzersiz programı nasıl uygulandı?
Egzersiz grubundaki hastalar ilk dört ila altı haftalık dönemde toplam sekiz gözetimli yüksek yoğunluklu egzersiz seansına katıldı.
Programın sonraki bölümü ise büyük ölçüde ev ortamında sürdürüldü.
Katılımcılara akıllı saat sağlandı ve egzersizleri dijital uygulamalarla takip edildi.
Çalışma protokolünde hedef, genel fiziksel aktivite önerileriyle uyumlu şekilde haftada:
150–300 dakika orta şiddette fiziksel aktivite
veya
75–150 dakika daha yüksek şiddette fiziksel aktivite
ya da bunların uygun bir kombinasyonuna ulaşmaktı.
Ancak bu rakamların çalışmaya katılan herkese aynı egzersiz reçetesinin uygulandığı anlamına gelmediği özellikle belirtilmeli.
Egzersiz programı hastaların fiziksel kapasitesi ve klinik durumuna göre yapılandırıldı.
Atriyal fibrilasyonda geçirilen süre azaldı
Bir yıllık takip sonunda egzersiz grubundaki hastalar toplam izlem süresinin ortalama yüzde 3,9’unu atriyal fibrilasyonda geçirdi.
Standart bakım grubunda ise bu oran yüzde 7,1 olarak bildirildi.
Bu sonuç, atriyal fibrilasyonda geçirilen toplam zamanın oranının egzersiz grubunda göreli olarak yaklaşık yüzde 45 daha düşük olduğunu gösteriyor.
Buradaki yüzde 45’in “hastalığın yüzde 45 iyileştiği” anlamına gelmediği önemli.
Bu değer iki grup arasındaki atriyal fibrilasyon yükünün göreli farkını ifade ediyor.
Kondisyon arttı, hastaneye yatışlar daha az görüldü
Egzersiz grubunda kardiyorespiratuvar kondisyonun arttığı da bildirildi.
Bunun yanında tüm nedenlere bağlı ve atriyal fibrilasyonla ilişkili hastaneye yatışların egzersiz grubunda daha az görüldüğü belirtildi.
Ancak bu sonuçların çalışmanın ana sonlanım noktası olmadığı ve farklı hasta gruplarında doğrulanması gerektiği unutulmamalı.
Dolayısıyla çalışmadan “egzersiz hastaneye yatışı kesin olarak önler” sonucu çıkarılamaz.
Yaşam kalitesinde anlamlı üstünlük gösterilemedi
Çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de yaşam kalitesiydi.
Egzersiz programı atriyal fibrilasyon yükünü azaltmasına ve kondisyonu artırmasına rağmen, atriyal fibrilasyona özgü yaşam kalitesi açısından standart bakıma kıyasla anlamlı bir üstünlük gösterilemedi.
Bu nedenle bulgular:
“Egzersiz atriyal fibrilasyonu olan herkesin yaşam kalitesini belirgin biçimde artırır”
şeklinde yorumlanmamalı.
Atriyal fibrilasyonu olan herkes spor yapabilir mi?
Çalışmanın sonuçlarını bütün ritim bozukluklarına genellemek doğru değil.
NEXAF, özellikle kalıcı olmayan atriyal fibrilasyonu bulunan ve yeterince fiziksel olarak aktif olmayan hastaları değerlendirdi.
Ventriküler taşikardi, uzun QT sendromu, Brugada sendromu, ciddi iletim bozuklukları veya farklı kalıtsal ritim hastalıkları bu çalışmanın konusu değildi.
Dolayısıyla “ritim bozukluğu olan herkes spor yapabilir” şeklinde genel bir sonuç çıkarılamaz.
Atriyal fibrilasyonu olan hastalarda bile egzersiz türü ve yoğunluğu kişinin klinik durumuna göre belirlenmeli.
Kimler egzersize başlamadan önce değerlendirilmelidir?
Özellikle aşağıdaki durumlarda egzersiz programına başlamadan önce hekim değerlendirmesi önem taşıyor:
Yeni başlayan veya kontrolsüz atriyal fibrilasyon
Egzersizle ortaya çıkan göğüs ağrısı
Bayılma veya bayılacak gibi olma
Ciddi ya da yeni gelişen nefes darlığı
Kontrolsüz yüksek tansiyon
İleri kalp yetersizliği
Önemli kalp kapağı hastalığı
Yakın zamanda geçirilmiş kalp krizi veya kardiyak girişim
Bazı hastalar kalp hızını azaltan ilaçlar da kullanabiliyor.
Bu nedenle yalnızca nabız değerine bakılarak egzersiz yoğunluğunun belirlenmesi bazı hastalarda yanıltıcı olabilir.
Egzersiz sırasında çarpıntı olursa ne yapılmalı?
Egzersiz sırasında kalbin hızlanması fizyolojik bir durumdur ve tek başına hastalık belirtisi değildir.
Ancak atriyal fibrilasyonu bulunan bir kişide yeni başlayan veya alışılmıştan belirgin biçimde farklı bir çarpıntıya göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, baş dönmesi, bayılma veya belirgin halsizlik eşlik ediyorsa egzersizin bırakılması ve tıbbi değerlendirme yapılması gerekir.
Özellikle ilk kez ortaya çıkan belirtilerin “zaten ritim bozukluğum var” düşüncesiyle göz ardı edilmemesi önemlidir.
Çok yoğun dayanıklılık sporu farklı bir konu
Egzersiz ile atriyal fibrilasyon arasındaki ilişki tamamen doğrusal değil.
Düzenli ve uygun dozda fiziksel aktivite genel kalp-damar sağlığı açısından yararlı kabul edilirken, uzun yıllar boyunca çok yüksek hacimli dayanıklılık sporu yapan bazı kişilerde atriyal fibrilasyon riskinin artabileceğine yönelik veriler de bulunuyor.
Bu ilişki özellikle uzun mesafe koşucuları, bisikletçiler ve yüksek hacimli dayanıklılık sporcularında araştırılıyor.
Dolayısıyla bilimsel mesaj:
“Ne kadar çok egzersiz, o kadar iyi”
değil.
Daha doğru mesaj:
“Kişiye uygun yoğunlukta ve düzenli fiziksel aktivite yararlı olabilir.”
Egzersiz ilaçların veya ablasyonun yerini alır mı?
Hayır.
NEXAF çalışması egzersizi antikoagülan tedavi, kalp hızını veya ritmini kontrol eden ilaçlar ya da kateter ablasyonuna alternatif olarak değerlendirmedi.
Egzersiz, atriyal fibrilasyon yönetiminde diğer tedavilere eklenen tamamlayıcı bir yaşam tarzı yaklaşımı olarak ele alınmalı.
Özellikle inme riskini azaltmak amacıyla kullanılan kan sulandırıcıların egzersize başlanması gerekçesiyle bırakılması veya dozunun değiştirilmesi uygun değildir.
Tedavi değişiklikleri hastayı takip eden hekim tarafından yapılmalıdır.
Kilo, tansiyon, alkol ve uyku da önemli
Atriyal fibrilasyon yönetimi yalnızca kalp ritminin düzeltilmesine dayanmıyor.
Fazla kilo, yüksek tansiyon, fiziksel hareketsizlik, aşırı alkol tüketimi ve uyku apnesi atriyal fibrilasyonun ortaya çıkması veya tekrarlamasıyla ilişkilendiriliyor.
Bu nedenle güncel yaklaşım ritim bozukluğunu besleyebilecek risk faktörlerinin de kontrol edilmesini önemsiyor.
Düzenli fiziksel aktivite bu bütüncül yaklaşımın önemli parçalarından biri olabilir.
Yeni çalışma bize ne söylüyor?
NEXAF çalışmasının temel mesajı, kalıcı olmayan atriyal fibrilasyonu bulunan hastaların otomatik olarak fiziksel aktiviteden uzaklaştırılmaması gerektiği.
Bir yıl süren kişiye uyarlanmış egzersiz programı:
atriyal fibrilasyonda geçirilen toplam zamanın oranını azalttı, kardiyorespiratuvar kondisyonu artırdı ve hastaneye yatışların daha az görülmesiyle ilişkilendirildi.
Buna karşılık atriyal fibrilasyona özgü yaşam kalitesi açısından anlamlı üstünlük gösterilemedi.
Sonuçlar bütün ritim bozukluklarına veya bütün atriyal fibrilasyon hastalarına doğrudan genellenemez.
Bu nedenle çalışmanın mesajı:
“Atriyal fibrilasyonu olan herkes yoğun spor yapmalı”
değil;
“Uygun hastalarda, kişiye özel ve kontrollü egzersiz atriyal fibrilasyon yönetiminin yararlı bir parçası olabilir”
şeklinde yorumlanmalı.
KAYNAKLAR
European Society of Cardiology — ESC Congress 2026, NEXAF Hot Line sonuçları
American College of Cardiology — NEXAF çalışma değerlendirmesi
Open Heart — NEXAF randomize kontrollü çalışma protokolü
European Heart Journal — ESC Atriyal Fibrilasyon Yönetimi Kılavuzu
European Heart Journal — ESC Kardiyak Rehabilitasyon ve Egzersiz önerileri
EP Europace — Fiziksel aktivite ve atriyal fibrilasyon ilişkisine ilişkin bilimsel değerlendirmeler