Yolun Olmadığı Yerde Hekimlik: Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Köy Doktorları
Yolun Olmadığı Yerde Hekimlik: Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Köy Doktorları
İçeriği Görüntüle

İstanbul’da sağlık bilgisini “gösteren” bir müze
1918 yılının İstanbul’u…
Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişti. Şehir, savaş yıllarının beraberinde getirdiği ekonomik ve toplumsal güçlüklerle karşı karşıyaydı. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele ise dönemin en önemli sağlık meselelerinden biriydi.
Sağlık bilgisini geniş toplum kesimlerine ulaştırmanın imkânları bugünkü kadar çeşitli değildi. Televizyon yoktu, internet yoktu; sağlık bilgisinin halka aktarılmasında basılı materyaller, konferanslar ve görsel eğitim araçları önemli rol oynuyordu.
İşte böyle bir dönemde İstanbul’da dikkat çekici bir girişim hayata geçirildi:
Sıhhi Müze.
23 Temmuz 1918’de Sultanahmet-Divanyolu’nda, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin kullandığı binada açılan müze, Osmanlı’da kendi türünün ilk örneği olarak sağlık ve hijyen eğitimini görsel yöntemlerle desteklemeyi amaçlıyordu.
Müzenin düşüncesi basitti fakat dönemi için son derece dikkat çekiciydi:
İnsanlara hastalıkları yalnızca anlatmak değil, göstermek.
Fikrin arkasında Dr. Abdülhak Adnan Adıvar vardı
Müzenin kuruluş sürecinin önde gelen isimlerinden biri Dr. Abdülhak Adnan Adıvar idi.
Avrupa’daki sağlık ve hijyen müzelerini görmüş olan Adıvar, benzer bir eğitim modelinin İstanbul’da da kurulmasını istiyordu.
Bu amaçla hekimliğinin yanında ressamlık ve hattatlık yönü de bulunan Dr. Hikmet Hamdi Bey görevlendirildi.
Hikmet Hamdi Bey, Almanya’da Berlin, Frankfurt ve Dresden’deki sağlık ve hijyen müzelerini inceledi. Kaynaklar Almanya’da geçirdiği sürenin uzunluğu konusunda farklı bilgiler verse de 1917’de İstanbul’a döndüğü ve beraberinde 25 öğretici levha getirdiği belirtiliyor.
Levhalarda verem, frengi, yumuşak şankr, belsoğukluğu, sıtma ve çiçek gibi bulaşıcı hastalıkların yanı sıra alkol, morfin ve kokain kullanımının zararları anlatılıyordu.
Hikmet Hamdi Bey bu materyalleri yalnızca aktarmadı.
Hattatlık bilgisinden de yararlanarak levhaları dönemin Osmanlı Türkçesine uyarladı ve halkın anlayabileceği öğretici materyallere dönüştürdü.
Önce sergide halkın karşısına çıktı
Sıhhi Müze bir anda ortaya çıkmadı.
Hikmet Hamdi Bey’in hazırladığı çalışmaların bir bölümü 1917’de düzenlenen Hilal-i Ahmer Sergisi’nde halka gösterildi.
Sergide sekiz yağlı boya ve on suluboya çalışma yer aldı. Sağlık konularını öğretici resimlerle anlatan bu çalışmaların gördüğü ilgi, İstanbul’da kalıcı bir sağlık müzesi kurulması düşüncesini güçlendirdi.
Böylece geçici bir sergide başlayan görsel sağlık eğitimi, kısa süre sonra sürekli bir kuruma dönüştü.
Hastalıklar neredeyse gerçeği gibi gösteriliyordu
Müzenin en çarpıcı taraflarından biri, ziyaretçilere yalnızca yazılı bilgi sunmamasıydı.
Hastalıkların insan bedeninde oluşturduğu değişiklikleri göstermek için teknisyen Halit Bey tarafından 30 balmumu mulaj hazırlandı.
Mulaj, hastalık belirtilerinin son derece gerçekçi biçimde üç boyutlu olarak modellenmesine dayanan bir eğitim yöntemiydi. Özellikle deri lezyonlarının ve dışarıdan görülebilen hastalık belirtilerinin öğretilmesinde kullanılıyordu.
Patoloji profesörü Hamdi Suat, daha sonra aldığı soyadıyla Hamdi Suat Aknar, hastalıkların patolojik özelliklerini gösteren 10 modelin hazırlanmasına katkıda bulundu.
Böylece ziyaretçi yalnızca:
“Verem tehlikelidir.”
yazan bir levha okumuyordu.
Hastalığın nasıl yayıldığını öğreniyor, insan bedenindeki etkilerini görüyor ve korunmanın neden önemli olduğunu daha somut biçimde anlayabiliyordu.
Veremden çiçeğe, koleradan kuduza…
Sıhhi Müze zaman içinde oldukça geniş bir sağlık eğitimi içeriğine kavuştu.
Sergilerde verem, frengi, sıtma, çiçek, kızıl, kızamık, tifüs, difteri ve kuduz gibi hastalıkların kuluçka dönemleri, vücutta meydana getirdiği değişiklikler ve korunma yöntemleri anlatılıyordu.
Su yoluyla bulaşan hastalıklar için özel bölümler hazırlanmıştı. Kolera ve dizanteri gibi hastalıkların bulaşmasını anlatmak amacıyla hareketli ve görsel düzeneklerden de yararlanılıyordu.
Aşılama uygulamalarına ilişkin bilgiler, sağlıklı beslenme konusunda hazırlanmış panolar ve kalori çizelgeleri de müzenin eğitim materyalleri arasındaydı.
Alkolün iç organlar üzerindeki zararları ise görsel anlatımlarla ziyaretçilere gösteriliyordu.
Sadece halka değil, tıp öğrencilerine de
Sıhhi Müze’nin kuruluş düşüncesinde önemli bir ayrıntı daha vardı.
Müze yalnızca halka sağlık bilgisi vermek amacıyla tasarlanmamıştı.
Tıp öğrencilerinin hijyen ve koruyucu sağlık konularını uygulamalı ve görsel materyaller üzerinden öğrenmelerine katkı sağlamak da kuruluş amaçlarından biriydi. Zaman içerisinde müzenin halka yönelik sağlık iletişimi işlevi daha belirgin hâle geldi.
Bu yönüyle Sıhhi Müze, iki alanı bir araya getiriyordu:
Tıp eğitimi ve halk sağlığı eğitimi.
Bir asır önceki “sağlık infografikleri”
Bugün bir sağlık kurumunun sosyal medya hesabında gördüğümüz infografikleri düşünün.
Bir hastalığın nasıl bulaştığını anlatan çizimler…
Korunma yöntemlerini gösteren şemalar…
İnsan bedenindeki değişiklikleri anlatan üç boyutlu modeller…
1918 İstanbul’undaki Sıhhi Müze, bunların bir asır önceki karşılıklarını kullanıyordu.
Duvarlardaki tablolar, bilgi levhaları ve üç boyutlu modeller bilimsel bilginin daha anlaşılır hâle gelmesini sağlıyordu.
Bu nedenle Sıhhi Müze’yi yalnızca tarihî tıbbi objelerin sergilendiği bir mekân olarak görmek eksik kalır.
Müze aynı zamanda Türkiye’de görsel sağlık iletişiminin erken ve dikkat çekici örneklerinden biriydi.
Müzedeki bilgiler kitaba dönüştü
Sıhhi Müze’nin çalışmaları Cumhuriyet döneminde de devam etti.
1924 yılında “Sıhhi Müze Rehberi” yayımlandı.
Bunu 1926’da yaklaşık 70 sayfalık “Sıhhi Müze Atlası” izledi. Atlas, Hikmet Hamdi Bey’in renkli resimlerinin yanı sıra mikroorganizmaları gösteren çizimleri de içeriyordu.
Atlas sayesinde müzenin duvarlarında bulunan sağlık eğitimi, basılı bir esere dönüşmüş oluyordu.
Sıtma, frengi, kolera, dizanteri, tifo, verem, çiçek, kızamık, kızıl, difteri, tifüs, veba ve kuduz gibi hastalıkların yanında günlük yaşam alışkanlıklarının sağlık üzerindeki etkileri de ele alınıyordu.
Dönemin sağlık anlayışını yansıtan en ilginç örneklerden biri ise yüksek ökçeli ayakkabıların sağlık üzerindeki etkilerini anlatan görsellerdi.
Bugünden bakıldığında bazı anlatımlar doğal olarak kendi döneminin tıbbi ve toplumsal değerlerini yansıtıyor.
Ancak atlasın önemi başka bir yerdeydi:
Sağlık bilgisini resimlerle anlatmaya çalışıyordu.
Çocukların da ziyaret ettiği bir sağlık okulu
Sıhhi Müze’nin etkisi yalnızca kuruluş yıllarıyla sınırlı kalmadı.
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün tarihçesine göre müze, ilerleyen yıllarda İstanbul halkının yakından tanıdığı bir kurum hâline geldi ve 1960’lı yıllara kadar ilkokullar tarafından tekrar tekrar ziyaret edildi.
Bir başka ifadeyle, başlangıçta tıp öğrencilerinin eğitimine de katkı sağlaması düşünülen Sıhhi Müze, zamanla çocukların ve geniş halk kesimlerinin sağlık bilgisiyle karşılaştığı bir eğitim alanına dönüşmüştü.
Müzenin belki de en değerli mirası buydu.
Bir asır önce sorulan soru bugün de aynı
Sıhhi Müze’nin hikâyesinin asıl önemi, yalnızca 1918’de açılmış eski bir müze olmasında değil.
Arkasındaki düşüncede yatıyor:
Hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek kadar, insanlara hastalıktan nasıl korunacaklarını öğretmek de önemlidir.
1918’de bunun araçları yağlı boya tablolar, öğretici levhalar, balmumu mulajlar ve modellerdi.
Bugün aynı amaç için videolar, animasyonlar, infografikler, mobil uygulamalar ve sosyal medya kullanılıyor.
Teknoloji değişti.
Araçlar değişti.
Fakat halk sağlığının temel sorularından biri değişmedi:
Bilimsel bilgiyi toplumun anlayabileceği bir dile nasıl çevirebiliriz?
1918 İstanbul’undaki Sıhhi Müze, bundan bir asırdan fazla önce bu soruya oldukça güçlü bir cevap vermişti:
Göstererek, anlatarak ve korunmayı öğreterek.
Kaynaklar
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Tarihçe – Sağlık Müzesi
Uğurgül Tunç, Museums of Medicine and Health: Curating Public Health, Infectious Diseases and Clinical Microbiology / PubMed Central.
Sıhhi Müze Rehberi, 1924.
Sıhhi Müze Atlası, 1926.
Nuran Yıldırım’ın Sıhhi Müze ve Osmanlı sağlık tarihi üzerine çalışmaları.
Tıbbi not: Bu yazı tıp tarihi ve sağlık iletişimi amacıyla hazırlanmıştır. Metinde yer alan hastalık tanımları, eğitim yöntemleri ve sağlık yaklaşımlarının bir bölümü tarihsel dönemlerinin bilgi ve koşullarını yansıtmaktadır; güncel tanı veya tedavi önerisi olarak değerlendirilmemelidir.