Türk Bilim İnsanı Can Aztekin'in Katkısıyla Uzuv Yenilenmesinde Yeni Bulgular
Almanya'da çalışmalarını sürdüren Türk bilim insanı Can Aztekin'in de katkı sunduğu uluslararası araştırma, bazı hayvanların kaybettikleri uzuvları yeniden oluşturabilmesinin arkasındaki önemli bir biyolojik mekanizmayı ortaya çıkardı. Aksolotl adı verilen semenderler üzerinde gerçekleştirilen çalışmada, yeniden büyüyen uzvun mevcut iskeletle birleşmesi sırasında kemik ve kıkırdak dokusunun farklı hücresel süreçleri harekete geçirdiği belirlendi.
15 Ekim 2026 tarihinde Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırma, uzuv yenilenmesinin yalnızca kaybedilen dokunun yeniden büyümesinden ibaret olmadığını gösteriyor. Yeni oluşan yapıların geride kalan dokularla bütünleşmesi de bu sürecin önemli bir parçasını oluşturuyor. Çalışma henüz insanlarda uygulanabilecek bir tedavi ortaya koymasa da rejeneratif biyoloji açısından yeni moleküler bilgiler sunuyor.
Kopan Uzvunu Yeniden Oluşturabilen Aksolotl Nedir?
Aksolotl, bilimsel adı Ambystoma mexicanum olan, Meksika kökenli bir semender türü.
Bu canlıları bilim dünyası açısından dikkat çekici kılan özelliklerinden biri, kaybettikleri kol ve bacak gibi karmaşık yapıların yeniden oluşmasını sağlayabilmeleri.
İnsanlarda ağır bir uzuv kaybından sonra aynı yapının kendiliğinden yeniden büyümesi mümkün değilken aksolotllarda kemik, kıkırdak, kas, deri ve diğer dokuları içeren yeni bir uzuv gelişebiliyor.
Ancak kaybolan yapının yeniden meydana gelmesi tek başına yeterli değil.
Yeni oluşan dokuların, uzvun geride kalan bölümündeki mevcut dokularla birleşmesi gerekiyor. Özellikle iskelet yapısının bütünleşmesi, yenilenmenin önemli aşamalarından birini oluşturuyor.
Uluslararası araştırma ekibi, bu birleşmenin uzvun hangi bölgesinden kaybedildiğine göre değişip değişmediğini inceledi.
Kemik ve Kıkırdak Dokusu Farklı Tepkiler Verdi
Araştırmacılar, aksolotlların uzuvlarında birbirine yakın ancak doku özellikleri bakımından farklı iki bölgeyi karşılaştırdı.
Bunlardan ilki, uzun kemiklerin daha fazla kalsiyum içeren ve sertleşmiş gövde bölgesi olan diyafizdi.
İkincisi ise kıkırdak dokusunun ağırlıklı olduğu epifiz bölgesiydi.
Deneylerde bu iki bölgeden gerçekleştirilen amputasyonların ardından dokuların yeniden oluşma ve birleşme süreçleri izlendi.
Sonuçlar, iskelet dokusunun yapısına bağlı olarak farklı onarım mekanizmalarının etkinleştiğini gösterdi.
Sertleşmiş kemik bölgesinden gerçekleştirilen amputasyonlarda osteoklast adı verilen hücrelerin etkinliği belirgin biçimde arttı.
Osteoklastlar, kemik dokusunun kontrollü şekilde parçalanmasında ve yeniden şekillendirilmesinde görev alan hücrelerdir.
Kıkırdak ağırlıklı bölgeden gerçekleştirilen amputasyonlarda ise aynı düzeyde osteoklast aracılı doku yıkımı gözlenmedi.
Böylece uzuv yenilenmesi sırasında her bölgede aynı biyolojik programın kullanılmadığı ortaya konuldu.
Yeni Bir Uzuv Oluşurken Kemik Neden Parçalanıyor?
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri, başarılı bir yenilenme sürecinde bazı mevcut dokuların kontrollü biçimde parçalanmasının gerekli olabilmesi.
İlk bakışta doku yıkımı, iyileşmenin karşıtı gibi görünebilir.
Ancak aksolotllarda yeni iskelet yapısının mevcut iskeletle bütünleşebilmesi için belirli bölgelerde eski dokunun yeniden şekillendirilmesi gerekiyor.
Osteoklastlar bu süreçte sertleşmiş iskelet dokusunun bir bölümünü ortadan kaldırarak yeni gelişen dokuların mevcut yapıyla birleşmesine katkı sağlıyor.
Araştırmada, kalsifiye kemik bölgesindeki yaralanmaların bu hücrelerin etkinleşmesini destekleyen moleküler sinyalleri artırdığı belirlendi.
Kıkırdak ağırlıklı bölgelerde ise yeni dokunun bütünleşmesi, aynı düzeyde kemik yıkımı gerektirmeyen farklı bir süreçle gerçekleşebiliyor.
Bu farklılık, yenilenme mekanizmasının yaralanmanın gerçekleştiği dokunun özelliklerine uyum sağlayabildiğini gösteriyor.
Loc483 Adlı Molekülün Rolü Ortaya Çıkarıldı
Bilim insanları, kemik dokusunun yeniden şekillendirilmesini hangi moleküler sinyallerin düzenlediğini anlamak için gen aktivitesini ayrıntılı biçimde inceledi.
Bu analizlerde RANK ve RANKL adı verilen, osteoklastların gelişimiyle ilişkili moleküler sistemin önemli rol oynayabileceğine ilişkin bulgular elde edildi.
Özellikle sertleşmiş kemik bölgesindeki amputasyonlardan sonra RANKL sinyalinin daha uzun süre etkin kaldığı gözlendi.
Araştırmacılar ayrıca Loc483 olarak adlandırılan ve bağışıklık hücrelerinin hareketlerini düzenleyen kemokin ailesiyle ilişkili bir molekülü belirledi.
Loc483'ün kemik dokusunun kontrollü olarak parçalandığı bölgelerde etkin olduğu saptandı.
Daha sonra gerçekleştirilen deneylerde, normalde belirgin kemik yıkımı görülmeyen kıkırdak ağırlıklı amputasyon bölgelerinde Loc483 üretimi artırıldı.
Bu müdahalenin ardından söz konusu bölgelerde osteoklastların varlığı arttı.
Bulgular, Loc483'ün bu hücrelerin hasarlı bölgeye yönlendirilmesinde veya gelişiminde etkili olabileceğini gösterdi.
Ancak deney, yalnızca bu molekül kullanılarak tam bir uzuv yenilenmesinin sağlandığını göstermiyor. Loc483'ün belirli bir hücresel aşamadaki rolü araştırıldı.
Yenilenme Programı Yaralanan Dokuya Göre Değişiyor
Araştırmada yalnızca iskelet hücreleri değil, uzuv yenilenmesinin erken aşamalarında oluşan yara örtüsü de incelendi.
Aksolotllarda amputasyon sonrasında yara yüzeyinde özel bir epitel tabakası oluşuyor.
Apikal epitel başlığı olarak adlandırılan bu yapı, yenilenme sırasında farklı hücreler arasında gerçekleşen sinyal iletişiminde önemli rol oynuyor.
Bilim insanları, bu bölgedeki gen aktivitesinin de amputasyonun kemik veya kıkırdak ağırlıklı dokudan yapılmasına bağlı olarak değişebildiğini belirledi.
Böylece yaralanmanın gerçekleştiği doku tipinin yalnızca iskelet hücrelerinin davranışını değil, yenilenmeyi düzenleyen diğer hücresel mekanizmaları da etkileyebileceğine ilişkin bulgular elde edildi.
Çalışmada mekânsal transkriptomik ve RNA dizileme gibi yöntemler kullanıldı.
Bu teknikler, hangi genlerin aktif olduğunu ve söz konusu gen etkinliğinin dokunun hangi bölgelerinde gerçekleştiğini incelemeye olanak sağlıyor.
Almanya'daki Türk Bilim İnsanı Can Aztekin de Araştırma Ekibinde
Araştırmanın yazarları arasında Almanya'nın Tübingen kentindeki Max Planck Topluluğuna bağlı Friedrich Miescher Laboratuvarında araştırma grubu yöneten Türk bilim insanı Can Aztekin de bulunuyor.
Sabancı Üniversitesinde Biyolojik Bilimler ve Biyomühendislik eğitimi alan Aztekin, yüksek lisansını Koç Üniversitesinde, doktorasını ise İngiltere'deki Cambridge Üniversitesinde gelişim biyolojisi alanında tamamladı.
Daha sonra İsviçre'deki École Polytechnique Fédérale de Lausanne bünyesinde bağımsız araştırmalar yürüttü.
2025 yılında Almanya'daki Friedrich Miescher Laboratuvarında araştırma grubu lideri olarak göreve başladı.
Aztekin'in bilimsel çalışmalarının merkezinde, bazı hayvanların kaybettikleri uzuvları neden yeniden oluşturabildiği ve memelilerde bu kapasitenin neden sınırlı olduğu sorusu bulunuyor.
Uluslararası araştırmaya danışmanlık ve araştırma finansmanına katkı sağlayan bilim insanları arasında yer alan Aztekin, yenilenme biyolojisi alanında çalışmalarını sürdürüyor.
Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmanın araştırma tasarımı ve deneysel yürütücülüğünde ise Rita Aires ile Tatiana Sandoval-Guzmán öne çıkıyor.
Araştırma ekibinde Dresden Teknik Üniversitesinden Sean D. Keeley, Kerstin Brandt ve diğer bilim insanlarının yanı sıra Yıldız Teknik Üniversitesi bağlantılı araştırmacı Doğa Berşan Güneş de yer aldı.
Bu iş birliği, Türkiye'deki araştırmacılar ile Avrupa'daki rejeneratif biyoloji merkezlerinin ortak bilimsel çalışmalarına örnek oluşturuyor.
İnsanlarda Kaybedilen Kol veya Bacak Yeniden Büyütülebilir mi?
Araştırmanın doğal olarak akla getirdiği en önemli soru, aksolotllarda gözlenen yenilenme mekanizmalarının bir gün insanlarda kullanılıp kullanılamayacağı.
Bugün için bu sorunun kesin bir yanıtı bulunmuyor.
İnsan vücudunda yara iyileşmesi, kemik onarımı ve bazı dokuların yenilenmesi mümkün olsa da kaybedilen bir kolun veya bacağın bütün yapılarıyla yeniden oluşmasını sağlayan klinik bir tedavi mevcut değil.
Aksolotl araştırmaları, karmaşık dokuların yeniden oluşmasında görev alan hücreleri ve sinyal mekanizmalarını anlamaya yardımcı oluyor.
Ancak farklı canlı türlerinde görülen biyolojik süreçlerin insanlarda aynı şekilde çalıştığı varsayılamaz.
Bu araştırmada da deneyler aksolotllar üzerinde gerçekleştirildi. İnsan hücrelerinde veya hastalarda uzuv yenilenmesini sağlayan bir uygulama test edilmedi.
Ayrıca Loc483 molekülünün insanlarda aynı işlevi üstlendiği de gösterilmiş değil.
Dolayısıyla çalışma, insanlarda kopan uzuvların yeniden çıkarılabildiğine ilişkin bir tedavi başarısı olarak değerlendirilmemeli.
Araştırmanın Bilimsel Önemi Ne?
Uzuv yenilenmesi araştırmalarında uzun yıllardır temel sorulardan biri, kaybedilen yapıların nasıl yeniden oluşturulduğu.
Yeni çalışma ise bu sorunun yanında başka bir önemli mekanizmaya odaklanıyor: Yeniden oluşan uzuv, mevcut iskeletle nasıl bütünleşiyor?
Araştırmacılar, bu süreçte yaralanmanın gerçekleştiği dokunun yapısının belirleyici olabileceğini ve hücresel onarım programının buna göre farklılaşabildiğini gösterdi.
Kemik yıkımı, bağışıklık sistemiyle ilişkili moleküler sinyaller ve yara örtüsündeki gen aktivitesi değişikliklerinin aynı yenilenme sürecinin farklı parçaları olarak işleyebileceğine ilişkin yeni veriler elde edildi.
Çalışmanın uzun vadeli değeri, karmaşık dokuların onarımı ve bütünleşmesine ilişkin biyolojik mekanizmaların daha ayrıntılı anlaşılmasında yatıyor.
Bu bilgiler gelecekte rejeneratif tıp ve doku mühendisliği çalışmalarına bilimsel temel sağlayabilir.
Ancak klinik uygulamaya geçiş için farklı canlı modellerinde doğrulama, insan biyolojisiyle karşılaştırmalı çalışmalar ve kapsamlı güvenlik araştırmaları gerekiyor.
KAYNAKLAR
1. Nature Communications — Tissue composition shapes differential skeletal integration strategies during axolotl limb regeneration — 15 Ekim 2026.
2. The Branco Weiss Fellowship — Can Aztekin: Araştırmacı profili, akademik geçmişi ve yenilenme biyolojisi çalışmaları.





