Tıp fakültesinde geçirdiğimiz yıllar çoğu zaman yoğun ders programları ve sınavlarla tanımlanıyor. Ancak bir noktada fark ediyoruz ki, öğrendiğimiz bilgileri yalnızca sınavlarda değil, bilimsel bir dil içerisinde ifade edebilmek de mesleki gelişimimizin önemli bir parçası. Benim için bu farkındalığın en somut karşılığı kongreler oldu. Kürsüye çıkmak, sadece bir sunum yapmak değil; öğrendiğin bilgiyi yapılandırmak, sorgulamak ve paylaşmak anlamına geliyor.
Bu yazıda, bir tıp öğrencisi olarak kongre sürecinde edindiğim deneyimleri ve bana yol gösteren bazı noktaları paylaşmak istedim.
1. Süreç Aslında Çok Daha Önce Başlıyor
Bir kongrede sunum yapmak, çoğu zaman “bildiri gönderimi” ile başlıyor gibi görünse de aslında süreç çok daha erken başlıyor. İlgi duyduğumuz alanlardaki kongreleri takip etmek, başvuru tarihlerini not almak ve yazım kurallarını incelemek ilk adım olmalı. Ama asıl önemli olan nokta şu; bir hocanın kapısını çalmadan önce hazırlıklı olmak. Literatürde kısa da olsa bir tarama yapmak, aklımızda net bir fikirle gitmek, süreci ciddi anlamda değiştirir. Bu, hem hocalarımıza ciddiyetimizi gösterir hem de çalışmamızın daha sağlam bir temele oturmasını sağlar.
2. Kongre Sadece Sunum Yapılan Bir Yer Değil
İlk katıldığım kongrelerde, kendi sunumuma odaklanıp diğer oturumları ikinci planda bıraktığımı fark ettim. Zamanla bunun büyük bir eksiklik olduğunu anladım. Sunumları dinlemek, soru sormak, tartışmalara katılmak…Bunların hepsi sürecin en az sunum kadar önemli parçaları.Bazen sorduğun bir soru hem seni görünür kılıyor hem de düşündüğünden çok daha fazla kapı açabiliyor. Kahve aralarında yapılan kısa sohbetler bile bizler için yeni kapılar açabilir. Var olan bir çalışmada yer alma şansı yakalayabilir, çok istediğimiz bir birimde staj imkanı sunabilir.
3. Slaytlar Yardımcıdır, Anlatım Esastır
Sunum hazırlarken en çok zorlandığım noktalardan biri, slayt ile anlatım arasındaki dengeydi. Slaytlarımızı hazırlarken hazırladığımız sayfaların sadece destekleyici olduğunu, asıl anlatım yapanın biz olduğunu daima akılda tutmalıyız. Etkili bir slayt seti teknik bir zorunluluk olsa da, sunumu unutulmaz kılan unsur hitabettir. Şunu unutmamalıyız: Slayttan metin okumak, dinleyiciyle kurulan bağı koparır. Dinleyiciler oradaki veriyi saniyeler içinde okuyabilir; bizim görevimiz ise o veriyi yorumlayarak bir değer katmaktır. Sahnede duruşumuz, ses tonumuz ve doğru kullanılan mimikler, konuya hakimiyetimizin dışa vurumudur. O an kürsüde, çalıştığı konuyu en taze ve heyecanla aktaran birer paydaş olduğumuzu unutmadan hareket etmeliyiz.
4. Sunum Türüne Göre Yaklaşım Değişiyor
Her sunum formatı aslında farklı bir bakış açısı gerektiriyor:
· Vaka Sunumu: Tanı ve tedavi sürecini bir dedektif titizliğiyle kurgulamalı, dinleyiciyi çözüm sürecine ortak etmeliyiz.
· Sözlü Sunum: Bilimsel bir hikaye anlatıcısı gibi hareket etmeli; zaman yönetimini verilerimizi gölgelemeyecek bir ritimle planlamalıyız.
· Poster Sunumu: Bilgiyi en kompakt ve görsel haliyle sunmalı, kısa sürede çalışmanın can alıcı noktasını (take-home message) aktarabilmeliyiz.
Sonuç: Zor Ama Değerli Bir Süreç
İlk sunumlarda yaşanacak heyecan, bu yolculuğun en doğal parçasıdır. Önemli olan, o akademik cesareti göstererek bilimin ortak diline kendi sesimizi katabilmektir. Unutmamalıyız ki; bizler sadece bugünün öğrencileri değil, yarının tıbbını inşa edecek bilim insanlarıyız. O kürsüye çıkmak, teorik bilgimizi mesleğimizin mutfağına, yani hayatın içine taşımanın ilk ciddi adımıdır.
Bir sonraki kongrede, salonun bir köşesinde birbirimizin çalışmalarını tartışmak ve ortak projelerde buluşmak dileğiyle.