Yüzyıllardır değişmeyen bir ritüelin içindeyiz: Usta-çırak ilişkisi, Latince terminolojinin ağırlığı ve insan vücudunun sonsuz gizemi...

Bizler, Hipokrat’tan bu yana süregelen o kadim zincirin halkaları olmaya hazırlanırken, bir sabah uyandık ve masamızda bizimle beraber ders çalışan, bizden çok daha hızlı okuyan ve hiç yorulmayan bir "zihin" bulduk. Yapay zeka artık sadece bilim kurgu filmlerinin bir parçası ya da radyolojideki uzak bir algoritma değil; stetoskopumuzun yanına sessizce yerleşen yeni oda arkadaşımız. Peki bu teknoloji bizim için sadece "olsa iyi olur" dediğimiz bir lüks mü, yoksa kaçamayacağımız saf bir zorunluluk mu?

"Stetoskopu Bırakıp Kod mu Yazacağız?"

Aslında hepimizin içindeki o ince korkuyu biliyorum: "Robotlar yerimizi mi alacak?" Dürüst olalım; hiçbir algoritma, uykusuz bir nöbetin ardından hastasının gözlerine bakıp o insani bağı kuran hekimin yerini tutamaz. Ancak kabul etmeliyiz ki; binlerce sayfalık görüntüyü saniyeler içinde tarayan ya da devasa veri setlerinden anlamlı sonuçlar çıkaran bir gücü görmezden gelmek, gelişen tıbbı reddetmekten farksızdır.

Yapay zeka bize kod yazmayı değil, bilgiyi yönetmeyi dayatıyor. Verinin bu denli devasa olduğu bir çağda onu dışlamak; kütüphaneye gidip fişli katalogla kitap aramak gibi romantik ama bir o kadar da verimsiz bir çaba olur.

Ezber Çarkından Bilgelik Yoluna

Tıp fakültesi öğrencisi denince akla gelen ilk imge, binlerce bilgiyi zihnine hapsetmeye çalışan o yorgun zihindir. Günlerimizi, aylarımızı aynı bilgileri unutmamak için tekrar tekrar ezberlemeye, zihnimizi adeta bir veri depolama cihazına dönüştürmeye adıyoruz. Ancak yapay zeka bize şunu fısıldıyor: "Sen sadece ezberleme; sen anla, sentezle ve bağ kur. Bilgiyi ham haliyle akılda tutma yükünü bana bırak, sen o bilgiyi nasıl kullanacağına odaklan." Geleceğin tıbbı aslında tam olarak bu dengede saklı. Yapay zeka bizim yerimize hekimlik yapmayacak; ama o devasa ezber yükünü bir enstrüman gibi yönetebilen hekimler, bu teknolojiye mesafeli kalan meslektaşlarından bir adım önde olacak.

Sosyal Reçetemize Bir "Prompt" Ekleyelim

Daha önceki yazılarımızda "sosyal reçete"den, tıp fakültesi hengamesinde kendimize vakit ayırmaktan bahsetmiştik. İşte yapay zeka burada imdadımıza yetişiyor. Literatür tararken harcayacağımız o bitmek bilmeyen saatleri bize geri veriyor. Binlerce makaleyi filtrelemek veya karmaşık bir patofizyolojiyi saniyeler içinde özetlemek artık bir "komut" uzağımızda. Yani yapay zeka aslında bize "insan" kalmamız, hastamızla daha çok vakit geçirmemiz ve hobilerimize dönmemiz için gereken o kıymetli zamanı hediye ediyor.

Sonuç: Bir "Güncelleme" Şart

Sevgili yol arkadaşlarım; yapay zeka bizim için saf bir zorunluluktan ziyade, mesleki kimliğimizin yeni ve kaçınılmaz bir parçası. Onu bir tehdit olarak değil, tıp tarihindeki güçlü "multidisipliner ekip arkadaşımız" olarak görmeliyiz. Amfilerde dirsek çürütmeye devam edeceğiz ama bu sefer yanımızda algoritmaların hızı da olacak.

Unutmayalım; tıp ruhuyla, teknoloji aklıyla güzel.

Not: Küçük bir itiraf: Bu yazının kurgulanmasında, fikirlerin derlenmesinde ve cümlelerin akışında bir "yapay zeka"nın parmağı var. Tıpkı gelecekteki tanılarımızda olacağı gibi...