"...Bu yemine ve bu taahhüde gücüm kuvvetim yettiğince ve iradem elverdiğince sadık kalacağım; bu sanatı bana öğreten hocamı ana babamla bir tutup rızkımı onunla paylaşacağım, gerektiğinde dertlerine ortak olacağım, çoluk çocuğunu erkek kardeşlerim yerine koyacağım, öğrenmek istedikleri takdirde onlara bu sanatı herhangi bir karşılık ve taahüt beklemeden öğreteceğim...“ bu sözler gerçek yazarı ve yazım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, büyük ihtimal Sisam Adalı (Samos Adası) Pythagoras ve öğrencilerine yani Hipokrat’dan bir kuşak öncesine ait olabileceği düşünülen, ancak M.Ö. 4. yüzyılda Hipokrat tarafından yazıldığı genel olarak kabul edilmiş olan „ Hipokrat Andı“nın ilk paragrafından alınmadır. Son senelerde gözlemlediğim tıp camiasındaki ast üst ilişkileri Hipokrat Andı’nın bu ilk paragrafını daha da önemli hale getirmektedir.

Hoca ve öğrencisi arasındaki bağın değerine kendi adıyla anılan Hipokrat Andı’nın ilk paragrafında bu kadar büyük önem veren ve dünyadaki her tıp fakültesi mezuniyet töreninde yeni hekim adaylarınca edilen modern hekim andlarının temelini atan bu Hipokrat kim hiç düşündünüz mü?

Sorması kolay ancak cevabı zor olan bu soru . Çünkü klinik göstergelere ve akılcı yaklaşıma dayanan modern tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat’ın hayatı hakkındaki detayları anlatacak kesin ifadeler elimizde yok.

Hipokrat hakkında en detaylı bilgilere ise; kendisinden 500 yıl sonra yaşamış Efesli meşhur hekim Soranos’un, özellikle kendisi ile adaş olan İstanköylü Soranos’un bilgilerini temel alarak gerçekleştirdiği kısa biyografik çalışmalardan ulaşılmaktadır. Bu çalışmalara göre Hipokrat şimdiki adıyla İstanköy (Kos) adasında olimpiyatların düzenlendiği 80.yılda (M.Ö. 460) yerel takvime göre sekizinci ayın yirmi yedisinde dünyaya gelmiştir . Ancak mevcut kaynaklara göre tarihte Hipokrat adı ilk kez MÖ 500 civarında ortaya çıkıyor ve bu Hipokrat I. Hipokrat olarak bilinmekte olup bizim günümüzde bildiğimiz modern tıbbın kurucusu II. Hipokrat'ın dedesidir. Doktor bir ailenin mensubu olan II.Hipokrat’ın, dedesi gibi babası da doktor olup, oğulları Thessalus ve Draco ile ünlü bir hekim olan damadı Polybus da doktorluğu seçmiştir. Ayrıca Hipokrat’ın erkek torunlarından birçoğu da onun adını (Hipokrat III, Hipokrat IV ve nihayet Hipokrat VII) alarak onun okulunda hekim olmuşlardır.

II. Hipokrat o çağlarda adet olduğu üzere hekimlikle ilgili ilk eğitimini babasından almış ve daha sonra mesleğinde ustalaşabilmek için hekim Herodikos’un öğrencisi olmuştur. Hatta II Hipokrat, Soranus’a göre genç yaşlarda hitabet ve felsefe dersleri alarak da konuşma ve düşünme konusunda da kendini geliştirmeye çalışmıştır.

II.Hipokrat’ın çağdaşları olan Platon, Aristotales ve Menon un eserleri incelendiğinde de II. Hipokrat’tan „ Büyük Hipokrat“, „Hipokrat Asklepiades“, „Koslu Hipokrat“ gibi tanıtıcı bilgiye gerek olmadan söz edilmektedir. Asklepiades sözcüğünün sağlık tanrısı olarak kutsanmış Asklepios’un soyundan geldiği inancıyla mı kullanıldığı yoksa yalnızca usta hekim anlamında genel bir adlandırmamı olduğu bilinmemektedir. Bu ve bunun gibi tanımlamalar da II.Hipokrat‘ın M.Ö 4. yüzyılda bile ne kadar tanınmış olduğunun ve isminin neredeyse tıpla özdeşleşmiş olarak kabul gördüğünün göstergesidir. Belki de bu büyük tanınmışlık ve „ efsanevi“ bir kişilik haline gelmesi nedeniyle II.Hipokrat hakkındaki bilgilere söylentiler karışmış ve ayrıca yüzyıllar boyunca öğrencilerinin ve yakın çevresindeki hekimlerin yazdığı kitaplar da onun adıyla anılır hale gelmiştir.

Ağırlıklı olarak Anadolu ve İstanköy kıyılarında çalışmış olan Hipokrat için bir çok kaynakda ortak olan kanaat Hipokrat’ın; Anadolu’yu, Ege kıyılarını ve Ege adalarını gezdiğidir. Bazı yazarlara görede Trakya, Mısır ve Libya’ya kadar gitmiştir. Kendisine atfedilen eserler Hipokrat’ın hekimlik sanatını icra edip bilgisini derinleştirmek amacıyla bu seyahatleri yaptığı şehir şehir dolaştığı ve uzun süreler buralarda kaldığı şeklindedir. Efesli Soranos'a göre Hipokrat Yenişehir’e (Larissa) geldiğinde yaşlılıktan öldü ve oğulları tarafından burada gömüldü ve ikinci yüzyıla kadar mezarı bir çok kişi tarafından ziyaret edildi. Hipokrat kimine göre 90, kimine göre 100 veya 104 yaşında son nefesini vermiştir (M.Ö. 380-370). Efsanevi bir karakter olan Hipokrat’ın ölümünden sonra da kendisi hakkında efsaneler devam etmiş olup, Soranos un aktardığına göre Hipokratın’ın mezarının başına yuva kurup bal yapmış arıların iyileştirici özelliği olan balları çocukların ağız yaralarının tedavisinde kullanılmış ve ölümünden sonrada Hipokrat şifa dağıtmaya devam etmiştir.

Hipokrat’ a atfedilen 60 civarında kitap mevcuttur. Ve bu kitaplar o günden bugüne Corpus Hippocraticum ya da Hipokrat Derlemesi, Hipokrat Külliyatı adı altında bilinmektedir. Bu kitaplar günümüzdeki kitapçıklar boyutunda olup genellikle 30-40 sayfa civarındadırlar. Bu kitapların sayıları bazı kaynaklara göre 59 bazılarına göre ise 53 bölüme ayrılmış 72 kitaptan oluşmaktadır. En çok kabul edilen görüş ise 60 civarında kitap olduğudur. MÖ 3. yüzyılda, bu eserlerin Büyük İskender'in mirasçıları tarafından İskenderiye kütüphanesine emanet edilmiştir. Bu eserlerin en eski korunmuş transkriptleri ise Paris, Viyana ve Vatikan'daki kütüphanelerde bulunmaktadır. Birçok bilim adamı bu koleksiyonun stilini ve içeriğini analiz ettiğinde koleksiyonun heterojen olduğunu; bu kitapların içindeki üsluplar ve görüşler farklı olduğu için tek bir kişi tarafından yazılmadığını belirlediler. Bu kitapların önemli bir kısmının Hipokrat’ın oğulları ve damadı tarafından tamamlandığı belirtilmektedir. Ancak genel düşünce Hipokrat’ın ölümünden sonraki bir kaç asırda Hipokrat tıbbının temsilcisi kabul edilen İstanköy (Kos) Adası hekimlik okulunun bütün buluşlarının Hipokrat’a mal edildiği ve Corpus Hipocraticum’un meydana getirildiği şeklindedir. Ancak özellikle vurgulanması gereken bir önemli konuda Corpus Hipocraticum içinde; o zamanın birbiriyle rekabet halinde olan ve hastalıklara yaklaşım konusunda karşıt görüşleri de olan iki büyük tıp okulunun yani Kos Tıp Okulu ve Knidos Tıp Okulu’nun da görüşlerini içermesidir. Dolayısı ile burada Hipokrat’ın eserlerinden değil ancak Hipokratik eserlerden bahsetmek mümkündür.

Corpus Hipocraticum’un 72 kitaptan oluştuğunu ifade eden kaynaklar ilk 28 kitabın Hipokratın kendi özgün çalışmasını içerdiğine ve kalan kitapların başka yazarlar tarafından eklendiğine inanılmaktadır. Arap tarihçi ve hekim İbn Ebû Usaybia ise Hipokrat’ın sahih kitaplarının otuz civarında olduğunu belirterek tıp öğreniminde en gerekli gördüğü on ikisinin adını sıralamış ve ayrıca bir de uydurma kitaplar listesi vermiştir. Tüm bu tesbit ve saptamlara rağmen Hipokrat’ın tıp anlayışı, tedavi yöntemleri ve öğretileri üstüne en güvenilir bilgi veren eser yine de Corpus Hipocraticum dur.

Tümü İyonya lehçesiyle yazılmış olan Corpus Hipocraticum’dan söz ederken; Émile Littré nin bu derlemeleri günümüz dillerine kazandıran tercüme ve kritik değerlendirme çalışmalarına değinmeden olmaz. Kendisi hayatının 27 yılını bu çalışmaya adamış olup kendi ifadesi ile bu harcadığı emeğini„ Bu çalışmaya gençken başladım yaşlılıkta tamamladım“ olarak ifade etmiştir.

Hipokrat’ın günümüz tıbbınca reddedilen görüşleri tabii ki vardır. Ancak „Tıp Andı“ hariç, günümüz modern tıbbında takriben 2500 yıldır yer edinen ve bazılarını aşşağıda sıraladığım Hipokrat’ın kendi sözlerine veya kendine atfedilen tesbitlerine bakınca, sizce de Hipokrat „efsanevi“ bir karakter olmayı ve modern tıbbın babası tanımlamasını sonuna kadar haketmiyor mu ?

Tıp tüm bilimlerin en asilidir

Nerede insan sevgisi varsa, orada bu sanata sevgi de vardır

Beden ruhtan daha kötü muamele görmemelidir.

Gıdanız ilacınız, ilacınız gıdanız olsun.

Sağlığı korumak için; doyana kadar yemek yemeyin ve efordan korkmayın

Yürümek insanın en iyi ilacıdır

Her bireye doğru oranda yiyecek ve egzersizi sağlayabilseydik, sağlığa giden en kesin yolu bulmuş olurduk.

Hastalıklarda iki şey göz önünde tutulmalıdır: Faydalı olmak, hiç olmazsa zarar vermemek.

Önce zarar verme, ikincisi dikkatli ol, üçüncü iyileştir (primum non nocere, secundum cavere, tertium sanare)

Hayat kısadır, sanat uzundur, fırsat kaçıcıdır, deney tehlikelidir, yargılama zordur. Hekim yalnız kendisi için değil, fakat aynı zamanda, hasta, hastaya bakanlar ve onun içinde bulunduğu dış koşullar için de uygun olanı yapmalıdır.” (Hipokrat’ın ilk aforizması)