Oxford Üniversitesi öncülüğünde yürütülen geniş kapsamlı bir araştırmada, yeni nesil rekombinant zona aşısını alan 60 yaş ve üzerindeki kişilerde kalp ve damar hastalığı yükünün eski canlı aşıyı alanlara kıyasla daha düşük olduğu belirlendi. ABD sağlık kayıtlarına dayanan çalışma, 26 Ağustos 2026’da Nature Medicine’da yayımlandı.
Araştırmacılar, rekombinant aşının iskemik kalp hastalığı ve kalp yetmezliğiyle bağlantılı sonuçlarını incelemek amacıyla ABD’de 2017 yılında yaşanan hızlı aşı değişimini doğal bir deney olarak kullandı.
Ülkede canlı zayıflatılmış zona aşısının yerini kısa sürede rekombinant aşının alması, iki ayrı dönemde aşılanan ancak genel özellikleri birbirine benzeyen kişilerin karşılaştırılmasına olanak sağladı.
72 bin 920 kişinin kayıtları eşleştirildi
Çalışmada, Nisan-Eylül 2017 döneminde ilk zona aşısını olan 36 bin 460 kişi ile 2018’in aynı aylarında aşılanan 36 bin 460 kişinin kayıtları eşleştirildi.
İlk grubun yüzde 98,6’sı eski canlı aşıyı, ikinci grubun yüzde 93,5’i ise rekombinant aşıyı almıştı. Katılımcıların tamamı ilk aşı sırasında en az 60 yaşındaydı.
Gruplar yaş, cinsiyet, ırk, etnik köken, medeni durum, mevcut hastalıklar, daha önce geçirilen herpes enfeksiyonları, grip aşısı geçmişi ve kalp ilaçlarının da bulunduğu 83 özellik bakımından dengelendi.
Birincil sonuç; iskemik kalp hastalığı, iskemik inme veya kalp yetmezliği tanılarından en az birinin ortaya çıkması olarak belirlendi. Sağlık kayıtları aşılamadan sonraki yedi yıl boyunca incelendi.
Kalp ve damar hastalığı yükünde yüzde 9 fark
Rekombinant aşının baskın olduğu grupta, yedi yıllık takip boyunca birleşik kalp ve damar hastalığı yükü eski aşının baskın olduğu gruba göre yüzde 9 daha düşüktü. İstatistiksel hesaplama, bu gruptaki kişilerin söz konusu tanılardan biri konulmadan geçirdiği sürenin daha uzun olduğunu gösterdi.
İskemik kalp hastalığı yükünde yüzde 10, kalp yetmezliği yükünde yüzde 12 ve atriyal fibrilasyon olarak bilinen ritim bozukluğu yükünde yüzde 7 azalma saptandı. Bu ilişkiler kadınlarda ve erkeklerde görüldü.
İskemik inme açısından genel katılımcı grubunda anlamlı bir fark belirlenmedi. Erkeklerde ise inme yükü yüzde 12 daha düşük bulundu. Kalp kası iltihabı, periferik atardamar hastalığı, geçici iskemik atak ve beyin kanaması sonuçlarında iki aşı grubu arasında anlamlı ilişki görülmedi.
Mutlak fark daha sınırlı
Araştırmada bildirilen yüzdeler, hastalık yükündeki göreceli farklılığı gösteriyor. İskemik kalp hastalığı ve kalp yetmezliği tanılarının toplam görülme sıklığındaki mutlak fark yaklaşık yüzde 0,8 düzeyindeydi.
Bu nedenle bulgu, aşılanan her kişinin kalp hastalığından korunacağı anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, bireysel düzeyde sınırlı görünen farkın milyonlarca yaşlı yetişkinin aşılandığı toplumlarda daha geniş bir karşılık bulabileceğini belirtti.
Etki ilk yıllarda daha güçlü göründü
Rekombinant aşıyla ilişkilendirilen fark, yedi yıllık takip süresinin ilk üç buçuk yılında daha belirgindi. İkinci üç buçuk yıllık dönemde ise ilişki zayıfladı ve bazı sonuçlarda istatistiksel anlamlılığını kaybetti.
Bilim insanları bu değişimin, aşının bağışıklık sistemi üzerindeki olası etkisinin zamanla azalmasından kaynaklanabileceğini değerlendiriyor. Ancak bağımsız uzmanlar, gözlenen zaman örüntüsünün ölçülmeyen farklılıklardan veya istatistiksel etkilerden de doğabileceğine işaret ediyor.
Olası mekanizma henüz açıklanamadı
Zona, daha önce suçiçeğine yol açan virüsün yıllar sonra yeniden etkinleşmesiyle ortaya çıkıyor. Enfeksiyonun vücutta iltihabi süreçleri artırarak kalp ve damar sorunlarına katkıda bulunabileceği düşünülüyor. Rekombinant aşının zonayı daha etkili biçimde önlemesi, gözlenen ilişkinin olası açıklamalarından biri.
Araştırmacılar ayrıca aşının bağışıklık yanıtını güçlendiren bileşeninin bazı bağışıklık hücrelerinde daha uzun süreli değişikliklere yol açabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Bu mekanizmanın damar iltihabını etkileyip etkilemediği henüz deneysel çalışmalarla gösterilmiş değil.
Neden-sonuç ilişkisi kanıtlanmadı
Çalışma randomize kontrollü bir klinik araştırma değil, elektronik sağlık kayıtlarına dayanan gözlemsel bir doğal deney niteliği taşıyor. Araştırma tasarımı, aşılananlarla aşılanmayanlar arasındaki yaşam tarzı ve sağlık davranışı farklılıklarından kaynaklanan yanlılığı azaltıyor; ancak tüm karıştırıcı etkenleri ortadan kaldıramıyor.
Sağlık kayıtlarındaki tanıların ayrıca doğrulanmamış olması, tanı almayan vakaların hesaba katılamaması ve yaşam tarzı ile sosyoekonomik koşullara ilişkin verilerin sınırlı kalması araştırmanın başlıca zayıflıkları arasında yer aldı. Çalışmada aşının doz sayısının etkisi de ayrı olarak değerlendirilemedi.
Bu veriler rekombinant zona aşısının kalp hastalıklarını önlemek amacıyla kullanılmasını destekleyen kesin klinik kanıt oluşturmuyor. Bulguların neden-sonuç ilişkisini gösterebilmesi için randomize kontrollü çalışmalarla doğrulanması gerekiyor. Mevcut durumda aşının temel kullanım amacı zona ve hastalığın yol açabileceği komplikasyonlardan korunmak olmaya devam ediyor.
KAYNAKLAR
• Nature Medicine – Rekombinant zona aşılaması ve kardiyovasküler olay riski araştırması, 26 Ağustos 2026
• Oxford Üniversitesi Psikiyatri Bölümü – Yeni nesil zona aşısı ve kardiyovasküler hastalık bulguları
• Birleşik Krallık Bilim Medya Merkezi – Rekombinant zona aşısı araştırmasına ilişkin bağımsız uzman değerlendirmeleri
• Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırmaları Enstitüsü Oxford Biyomedikal Araştırma Merkezleri – Zona aşısı ve kardiyovasküler olaylar araştırması




