Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde 26 Ağustos 2026 sabahı meydana gelen 4,1 büyüklüğündeki deprem, sarsıntının fiziksel etkisinin yanı sıra deprem sonrasında devam edebilen kaygı ve bedensel algı değişikliklerini de yeniden gündeme getirdi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kayıtlarına göre deprem saat 09.53’te meydana geldi ve yaklaşık 7 kilometre derinlikte kaydedildi.
Deprem sonrası yaşanan “hâlâ sallanıyorum” hissini inceleyen yakın tarihli bir Türkiye araştırması da bu deneyimin yalnız fiziksel sarsıntının şiddetiyle açıklanamayabileceğine işaret ediyor.
İstanbul Medipol Üniversitesi’nden araştırmacıların çalışmasında, 23 Nisan 2025’te Marmara Denizi’nde meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki İstanbul depremini yaşayan 18–65 yaş arasındaki 157 yetişkin değerlendirildi. Bulgular 1 Temmuz 2026’da Frontiers in Public Health’te yayımlandı.
Araştırmanın odağında, gerçekte yeni bir deprem olmadığı halde kişinin kendisini veya bulunduğu ortamı sallanıyor gibi hissetmesi vardı. Araştırmacılar bu deneyimi “fantom deprem hissi” olarak tanımladı.
Depremden sonraki dört hafta incelendi
Katılımcılar depremden sonraki dört hafta içinde deprem kaygısı, travmatik stres belirtileri ve sallanma hissine ilişkin özbildirim ölçekleriyle değerlendirildi.
Çalışma kesitsel olarak tasarlandı. Bu nedenle sonuçlar, kaygının doğrudan sallanma hissine yol açtığını veya sallanma hissinin kaygıya neden olduğunu göstermiyor. Araştırma, bu belirtilerin hangi koşullarda birlikte görüldüğünü ortaya koyuyor.
Evde bulunanlarda kaygı daha yüksekti
Araştırmada öne çıkan bulgulardan biri, deprem sırasında kişinin bulunduğu ortamla ilgiliydi.
Sarsıntıyı evde yaşayan katılımcıların deprem kaygısı ve travmatik stres puanları, deprem sırasında iş yerinde bulunanlara kıyasla daha yüksek bulundu.
Fantom sallanma hissinin sıklığı ve süresine ilişkin ayrıntılı analiz ise bu deneyimi bildiren ve geçerli verisi bulunan 57 kişilik alt grupta yapıldı.
Bu alt analizde deprem sırasında evde bulunanların, sallanma hissinin 2–3 gün devam ettiğini ve gün içinde birkaç kez tekrarlandığını bildirme olasılığı iş yerinde bulunanlara göre daha yüksekti.
Bu bulgu, evde olmanın tek başına sallanma hissine neden olduğunu göstermiyor. Kişinin yalnız olup olmaması, bulunduğu çevre, stres düzeyi ve bedensel duyumlara gösterdiği dikkat gibi başka etkenler de sonuçları etkileyebilir.
Kaygı ve travmatik stres birlikte görüldü
Çalışmada deprem kaygısı ile genel travmatik stres belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı ancak sınırlı düzeyde bir ilişki bulundu.
Daha belirgin bağlantılardan biri, depremle ilgili görüntü, düşünce veya anıların kişinin isteği dışında tekrar tekrar zihne gelmesini ifade eden “intrüzyon” belirtileriyle görüldü.
Deprem kaygısı arttıkça bu tür istemsiz hatırlamaların da daha fazla bildirildiği saptandı.
Bu ilişki, depremden sonra çevredeki küçük hareketlere daha fazla dikkat edilmesi veya yeni bir sarsıntı beklentisinin sürmesi gibi deneyimlerin anlaşılmasına katkı sağlayabilir. Ancak araştırma, bu belirtilerden birinin diğerine neden olduğunu kanıtlamıyor.
Çok hafif hissedilen sarsıntıda da kaygı yüksek olabilir
Araştırmada beklenmedik sonuçlardan biri, depremin algılanan şiddetiyle ilgiliydi.
Sarsıntıyı “çok hafif” hissettiğini belirten grubun deprem kaygısı puanları, depremi “orta” düzeyde hissettiğini söyleyenlerden daha yüksek bulundu.
Araştırmacılar, belirsiz ve güç ayırt edilen fiziksel duyumların bazı kişilerde “yeniden deprem mi oluyor?” düşüncesini artırabileceğini değerlendiriyor.
Bu açıklama olası bir mekanizma niteliğinde. Çalışmada algısal belirsizliğin doğrudan kaygıya yol açıp açmadığı ölçülmedi.
Sallanma hissi yalnızca psikolojik kabul edilmiyor
Deprem sonrasında sarsıntı olmadığı halde hareket hissedilmesi yalnızca psikolojik bir sorun şeklinde değerlendirilmemeli.
İnsan vücudu dengeyi sağlamak için iç kulaktaki denge sistemi, görme ve kas-eklemlerden gelen duyusal bilgileri sürekli birlikte değerlendiriyor. Deprem gibi olağan dışı ve tekrarlayan hareketler bu duyusal sistemlerin verdiği bilgilerin bir süre farklı algılanmasına katkıda bulunabiliyor.
Araştırmacılar fantom deprem hissinin; denge sistemi, stres yanıtı, çevresel koşullar ve kişinin bedensel duyumlara gösterdiği dikkatin birlikte rol oynayabileceği karmaşık bir deneyim olabileceğini belirtiyor.
Bu nedenle deprem sonrasında yaşanan “hâlâ sallanıyorum” hissini yalnızca kaygıya bağlamak mevcut bilimsel kanıtların sınırını aşar.
Sosyal medya kullanımı da araştırıldı
Deprem sonrasındaki bilgi akışı ve sosyal medya kullanımı da Türkiye’de yürütülen başka araştırmaların konusu oldu.
Archives of Psychiatric Nursing’in Şubat 2026 sayısında yayımlanan ve çevrim içi olarak 30 Aralık 2025’te erişime açılan ayrı bir kesitsel araştırmada, Kahramanmaraş depremlerinden doğrudan etkilenmemiş 418 sosyal medya kullanıcısı değerlendirildi.
Depremle ilgili içeriklere daha yoğun maruz kalan bazı katılımcılarda ikincil travmatik stres belirtileri daha yüksek bulundu. Özellikle sabah uyandıktan sonra sosyal medyayı kontrol eden kişilerde daha yüksek travmatik stres ve ruhsal sıkıntı puanları bildirildi.
Bu çalışma da neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Kaygısı veya stres düzeyi yüksek kişilerin deprem içeriklerini daha sık kontrol etmesi de mümkün. Bu nedenle sosyal medya kullanımının tek başına deprem kaygısının nedeni olduğu söylenemez.
Her tedirginlik ruhsal hastalık anlamına gelmiyor
Deprem sonrasında bir süre tetikte kalmak, küçük titreşimlere karşı hassaslaşmak, uyku düzeninde değişiklik yaşamak veya yeni bir sarsıntı olabileceğini düşünmek tek başına psikiyatrik hastalık tanısı anlamına gelmiyor.
Dünya Sağlık Örgütü, afet ve acil durumların ardından korku, kaygı, uyku sorunları ve stres tepkilerinin görülebileceğini; bu belirtilerin birçok kişide zaman içinde azalabildiğini belirtiyor.
Belirtilerin uzun süre devam etmesi, günlük yaşamı belirgin biçimde bozması, kişinin işe veya okula devam etmesini güçleştirmesi ya da yoğun panik ve uyku sorunlarının sürmesi halinde profesyonel değerlendirme önem kazanıyor.
Araştırmanın sınırları önemli
Çalışmanın 157 kişiyle ve tek bir deprem sonrasında yürütülmesi, sonuçların tüm deprem deneyimlerine doğrudan genellenmesini sınırlıyor.
Fantom sallanma hissinin sıklık ve süresine ilişkin bazı analizlerin 57 kişilik alt grupta yapılmış olması da sonuçların yorumlanmasında dikkate alınması gereken bir başka nokta.
Veriler katılımcıların kendi bildirimlerine dayanıyordu. İç kulak ve denge sistemi objektif vestibüler testlerle değerlendirilmedi.
Araştırmanın kesitsel tasarımı da hangi belirtinin önce başladığını ve bir belirtinin diğerine neden olup olmadığını göstermeye izin vermiyor.
Mevcut verilerin ortaya koyduğu daha sınırlı ancak önemli tablo şu: Deprem bittikten sonra bazı kişilerde devam eden sallanma hissi, deprem kaygısı ve travmatik stres belirtileriyle birlikte görülebiliyor. Bulunulan ortam, kişinin sarsıntıyı algılama biçimi ve duyusal-denge süreçleri de bu deneyimin parçaları arasında yer alabilir.
KAYNAKLAR
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı – 26 Ağustos 2026 Kayseri Pınarbaşı deprem kaydı
Frontiers in Public Health – Phantom Earthquake Sensations: A Cross-Sectional Analysis of Context, Perceptual Ambiguity, and Cognitive Intrusion, 1 Temmuz 2026
Archives of Psychiatric Nursing – Social Media Exposure to Earthquake-Related News and Secondary Traumatic Stress: A Cross-Sectional Study of Social Media Users in Türkiye, Şubat 2026; çevrim içi yayın 30 Aralık 2025
Dünya Sağlık Örgütü – Mental Health in Emergencies
Deprem Sonrası Sallanma Hissi Kaygı ve Stresle İlişkili Bulundu
İstanbul Medipol Üniversitesi araştırmacılarının 23 Nisan 2025 İstanbul depremini yaşayan 157 yetişkin üzerinde yürüttüğü ve Temmuz 2026’da Frontiers in Public Health’te yayımlanan çalışma, gerçekte yeni bir sarsıntı olmadığı halde sallanıyormuş gibi hissetmenin kaygı ve travmatik stres belirtileriyle ilişkil
Yorumlar




