“Hayatı kontrol ediyoruz” iddiası, modern insanın kendine anlattığı en büyük masallardan biri. Üstelik bu masalı artık birkaç kuşaktır, neredeyse klasikleşmiş bir güvenle dinliyoruz. Modernlik, gündelik hayatın varsayılan dili hâline geldi. Sağlıkta, ulaştırmada, bilişimde elde edilen olağanüstü başarılar; yaşamın hızlanması, kolaylaşması ve ölçülebilir hâle gelmesi, bizi şu kanaate sürükledi:
Her şey insan aklının, bilimin ve planlamanın sonucu.

Geçmişe dönüp baktığımızda, “İnsanlar binlerce yıl bu şartlarda nasıl yaşadı?” diye soruyoruz. Geleneksel dünyayı ilkel, irrasyonel ve anlaşılmaz buluyoruz. Oysa biraz mesafe alıp düşündüğümüzde, insanlık tarihi açısından asıl tuhaf ve istisnai olanın modernlik olduğunu fark ediyoruz.

Geleneksel Akıl ve Modern Gülünçlük

Geleneksel dünyanın insanı, bizim zihnimizi izleseydi muhtemelen gülümserdi. Çünkü biz, hayatın her alanını matematiksel kesinliğe bağlama, belirsizliği sıfırlama, şansı istatistikle ehlileştirme tutkusuna sahibiz. Onların kader, kısmet ve nasip dediği şeyleri, biz “hesap hatası” olarak görüyoruz.

Geleneksel akıl, belirsizliğin ortadan kaldırılamayacağını bilir. Modern akıl ise bunun mümkün olduğuna inanır. Aradaki fark tam da burada başlar. Biz, rastlantıyı bir düşman gibi görürken, onlar onu hayatın dokusuna ait sayardı.

Olumsallık: Unutulmuş Bir Hakikat

Modern zihniyetin en çok tahammül edemediği kavramlardan biri olumsallıktır. Yani şeylerin zorunlu değil, mümkün olması. Başka türlü de olabilmesi.

Bu kavram, varlığın tek bir yola mahkûm olmadığını, her an başka ihtimallere açık olduğunu ima eder. Hayatın bu “mümkünat” hâli, modern kesinlik arayışını rahatsız eder. Çünkü modern akıl, tanımlamak, sınıflandırmak ve sabitlemek ister. Kaçan, taşan, müphem olan her şey tehdit gibi algılanır.

Bu yüzden bugün hoşgörüyü yitirmiş, toleransı aşındırmış, fanatizmi ve ırkçılığı normalleştirmiş bir dünya ile karşı karşıyayız. Belirsizliğe tahammül edemeyen zihin, farklı olana da tahammül edemez.

Kesinlik Saplantısı ve Kontrol Yanılsaması

Modern çağ boyunca insan, belirsizliği ortadan kaldırmak için elindeki tüm imkânları seferber etti. Bilgi çoğaldıkça, kontrolün de artacağına inanıldı. Bilim ilerledikçe, tesadüfün alanının daralacağı düşünüldü.

Oysa sonuç tam tersi oldu. Ne kadar çok kontrol etmeye çalışırsak, hayat o kadar karmaşıklaştı. Ne kadar kesinlik ararsak, belirsizlik o kadar derinleşti. Çünkü hayat, düz bir çizgi değil; sürekli bir oluş ve bozuluş hâlidir.

Arzu, Kontrol ve Modern Açmaz

Modern insanın temel çelişkisi şudur:
Hem her şeyi bilmek ister, hem de arzularının hiç sönmemesini bekler.

Oysa arzu, doğası gereği ulaşılamayana yöneliktir. Tam kontrol edildiğinde, arzu ortadan kalkar. Her şey bütünüyle erişilebilir ve hesaplanabilir hâle geldiğinde; oyun anlamsızlaşır, müzik susar, aşk soğur.

Bu nedenle modernlik, insanı hem kontrol takıntısına sürükler hem de derin bir tatminsizlik üretir. Arzunun nesnesi giderek ilişkilerden kopar, metaya yönelir. İnsan, ulaşılabilirliği nesnelerde arar. Tüketim bu boşluğu dolduracağını vaat eder ama asla başaramaz.

Kapitalizm ve Fetişleşen Hayat

Modern kapitalizm, insanın ilişki arzusunu nesnelere tercüme eder. Deneyimler paketlenir, duygular satılabilir hâle getirilir. Ama satın alınan hiçbir şey, aranan tatmini getirmez. Çünkü kontrol edilen şey, artık canlı değildir.

Bu yüzden modern insan, sürekli yeni bir şeye yönelir. Umut ile hayal kırıklığı arasında salınan bitmeyen bir döngü içinde yaşar. Aradığı şeyin ne olduğunu tam olarak bilmeden, onu bir sonraki üründe bulacağını sanır.

Kontrol Edilemeyen Dünya ve Yanılsamanın Sonu

Tüm bu tablo bize şunu söylüyor:
Dünya, insanın kontrol edebileceği bir makine değildir.

Hayat; kurallarla işler ama o kuralların içinde her an yeni bir sapma, yeni bir ihtimal, yeni bir sürpriz vardır. Aynılık yoktur. Tekrar yoktur. Harikuladelik tam da bu yüzden vardır.

Belki de asıl bilgelik, kontrol etmek yerine ilişki kurmayı öğrenmektir. Her şeyi yönetmek yerine, ulaşılabilir kılmayı denemektir.

Son Bir İhtimal: İnsan Sonrası Kontrol

Yine de hesaba katmadığımız bir ihtimal var:
Eğer insan, yapay zekâ ve makineler tarafından bütünüyle ikame edilirse; arzu, belirsizlik ve rastlantı ortadan kalkarsa…
O zaman dünya gerçekten kontrol altına alınabilir.

Ama o noktada sorulması gereken soru şudur:
Kontrol edilen hâlâ bir dünya mı olur, yoksa sadece çalışan bir sistem mi?