(Bir üniversite öğrencisinin kişisel gözlemleri ve araştırma notları)

Benim adım Eybov Eyüp.
Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi’nde öğrenciyim.

Bu yazıyı yazarken aklımda tek bir amaç vardı:
Bir akademik çalışmayı anlatmak değil, kronik hastalıklarla yaşayan insanların gerçeğine biraz daha yakından bakmak.

Çünkü bu araştırma, benim için bir ders ödevinden çok daha fazlasıydı.

Bu soru kafama nasıl takıldı?

Bir gün, kronik bir hastalığı olan bir yakınımla konuşuyordum. Doktorun verdiği ilaçları neden düzensiz kullandığını sordum. Bana verdiği cevap çok basitti:

“Aslında biliyorum ama… insan bazen yoruluyor.”

Bu cümle uzun süre aklımdan çıkmadı.

Çünkü tıbbi açıdan her şey yerli yerindeydi:
İlaç vardı, teşhis vardı, kontrol vardı.
Ama yine de bir şey eksikti.

İşte tam bu noktada şu soruyu ciddiyetle sormaya başladım:
Tedaviye devam etmek neden bu kadar zor?

Biz neyi anlamaya çalıştık?

Bu sorunun peşine düştüğümüzde, ben ve arkadaşlarım Namaz Gaziz ile Havasxanova Solihabonu, odağımızı doğrudan hastalığın kendisine değil, insanın yaşadığı sürece çevirdik.

Özellikle şu başlıklara baktık:
• Kişinin tedaviye dair içsel motivasyonu,
• Psikolojik durumu,
• Ailesinden ya da yakın çevresinden destek görüp görmediği,
• Doktoruna duyduğu güven,
• Hastalığını gerçekten anlayıp anlamadığı.

Kısacası, tedaviyi “uygulayan” değil; tedaviyi yaşayan insanı anlamaya çalıştık.

Araştırma nasıl yapıldı?

Araştırmamıza, Kazakistan’ın Türkistan şehrinde yaşayan ve farklı kronik hastalıklara sahip 252 kişi katıldı.

Katılımcılarla anonim bir çevrim içi anket gerçekleştirdik. Onlara yalnızca “İlaç alıyor musunuz?” diye sormadık;
aynı zamanda neden bazen almadıklarını da sorduk.

Bu ayrıntı, bizim için belirleyici oldu.

En güçlü bulgu: Motivasyon

Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça netti:

Tedaviye uyumu en güçlü şekilde belirleyen faktör, hastanın motivasyonuydu.

Motivasyonu yüksek olan bireylerde tedaviye uyum oranı, düşük motivasyona sahip bireylere kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksekti.

Bu şu anlama geliyor:
İnsanlar tedaviyi yalnızca “yapmaları gerektiği için” değil; anladıkları ve sahiplendikleri zaman sürdürüyor.

Aile desteği neden bu kadar önemli?

Motivasyondan sonra en güçlü etken, aile desteğiydi.

Araştırmada açıkça gördük ki ailesinden destek alan bireyler, tedaviyi daha az yarım bırakıyor ve zorlandıklarında tamamen vazgeçmiyor.

Beni en çok düşündüren sonuç ise şuydu:

26–35 yaş arası bireyler, sosyal destek açısından en yalnız gruplardan biriydi.

Toplum bu yaş grubundan “güçlü olmasını” bekliyor.
Oysa güçlü görünmek, her zaman destek görmek anlamına gelmiyor.

Kaygı sandığımız kadar belirleyici mi?

Başlangıçta biz de kaygının tedaviye uyumu ciddi biçimde bozacağını düşündük. Ancak sonuçlar bunu doğrulamadı.

Kaygı düzeyi ile tedaviye uyum arasında anlamlı bir ilişki bulamadık.

Buna karşılık şu faktörler çok daha belirleyiciydi:
• Destek görmek,
• Süreci anlamak,
• Kontrol hissini tamamen kaybetmemek.

Kişisel bir gözlem

Bu çalışma bana şunu fark ettirdi:
İnsanlar çoğu zaman tedaviyi bırakmıyor; sadece biraz nefes almak istiyor.

Ve bazen onlara gereken şey:
• Yeni bir ilaç değil,
• Yeni bir protokol değil,
• Sadece “anlaşıldığını hissetmek.”

Bu çalışmadan ne öğrenebiliriz?

Artık şunu çok net söyleyebilirim:
Kronik hastalıklar yalnızca bedenle değil, insanın zihni ve çevresiyle birlikte yaşanıyor.

Tedaviyi sürdürülebilir kılmak istiyorsak, insanı yalnızca “hasta” olarak değil; bir hayatın içinde yaşayan birey olarak görmek zorundayız.

Sonuç

Bu çalışma;
Eybov Eyüp, Namaz Gaziz ve Havasxanova Solihabonu tarafından,
bilimsel danışmanımız Öğretim Görevlisi Aymakhanov Maksat Sakenoviç rehberliğinde gerçekleştirilmiştir.

Umarım bu yazı, kronik hastalıklarla yaşayan insanlar için küçük de olsa bir pencere açar.

Çünkü bazen tedaviyi değil,
bakış açısını değiştirmek gerekir.