Büyük bir depremden sonra enkaz altındaki insanları kurtarmak için zamanla yarış başlıyor. Hastaneler yaralıları tedavi ederken, yetkili kurumlar da hayatını kaybedenlerin kimliklerini belirlemek için çalışmalar yürütüyor.
Ancak bazen bir insanın kim olduğunu belirlemek, düşünüldüğünden çok daha zor olabiliyor.
Üzerinde kimlik belgesi bulunmayan, yüzü tanınamayacak durumda olan veya yakınlarının kendisine ulaşamadığı bir kişinin kimliği nasıl belirleniyor?
Bu sorunun yanıtı, modern adli bilimlerin kullandığı yöntemlerde saklı.
Bazen yıllar önce çekilmiş bir diş röntgeni, bazen parmak izi, bazen de yakınlarından alınan bir DNA örneği, kayıp bir kişinin kimliğinin ortaya çıkarılmasını sağlayabiliyor.
Ancak büyük afetlerde kimlik tespiti yalnızca laboratuvarda gerçekleştirilen genetik analizlerden ibaret değil. Olay yerindeki ilk kayıtlardan biyolojik örneklerin korunmasına, kayıp kişilere ait bilgilerin toplanmasından ailelerin bilgilendirilmesine kadar uzanan çok aşamalı bir süreç yürütülüyor.
Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı INTERPOL tarafından 2023 yılında yayımlanan Disaster Victim Identification Guide adlı rehber, bu çalışmaların uluslararası bilimsel standartlarını ortaya koyuyor.
Peki, yüzlerce veya binlerce kişinin hayatını kaybettiği afetlerde kimlikler nasıl belirleniyor? DNA analizi nasıl kullanılıyor, diş kayıtları neden önem taşıyor ve bazı kimlik tespitleri neden uzun zaman alabiliyor?
Afet adli tıbbı nedir?
Afet adli tıbbı, çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği olaylarda kimlik tespiti, ölüm nedeninin araştırılması, adli bulguların değerlendirilmesi ve ilgili hukuki işlemlere bilimsel destek sağlanmasıyla ilgilenen disiplinler arası bir çalışma alanıdır.
Bu çalışmalar yalnızca adli tıp uzmanları tarafından yürütülmüyor. Adli genetik uzmanları, adli diş hekimleri, adli antropologlar, patologlar, olay yeri inceleme ekipleri ve diğer yetkili personel farklı aşamalarda görev alıyor.
Uluslararası uygulamalarda kitlesel afetlerde hayatını kaybeden kişilerin kimliklendirilmesi Disaster Victim Identification (DVI) olarak adlandırılıyor.
Bu sistem, depremlerden uçak kazalarına, büyük yangınlardan patlamalara kadar çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği olaylarda uygulanabiliyor.
Afetlerde kimlik tespitinin temel amacı, hayatını kaybeden kişilerin kimliklerini güvenilir bilimsel kanıtlarla ortaya koymak.
Bununla birlikte süreç, ailelerin doğru bilgilendirilmesini, hukuki işlemlerin yürütülmesini ve insan kalıntılarına saygılı biçimde muamele edilmesini de kapsıyor.
Büyük bir afetten sonra kimlik tespiti nasıl başlıyor?
Afetin ardından ilk öncelik hayatta kalan insanların kurtarılması ve yaralıların tedavi edilmesi.
Ancak hayatını kaybeden kişilere ilişkin bilgilerin doğru şekilde kaydedilmesi de sonraki kimliklendirme çalışmalarının temelini oluşturuyor.
INTERPOL'ün afet kimliklendirme sisteminde dört temel aşama bulunuyor.
1. Olay yerinin incelenmesi
İnsan kalıntılarının bulunduğu yer kayıt altına alınıyor. Her vaka için ayırt edici bir numara kullanılıyor. Kıyafetler, kişisel eşyalar ve diğer adli bulgular belgeleniyor.
Bu aşamada elde edilen bilgilerin doğru kaydedilmesi, özellikle aynı bölgede birden fazla kişiye ait kalıntının bulunduğu olaylarda önem taşıyor.
2. Ölüm sonrası inceleme
Yetkili uzmanlar tarafından adli incelemeler gerçekleştiriliyor. Parmak izleri, diş özellikleri, DNA örnekleri, tıbbi implantlar ve diğer ayırt edici bulgular değerlendiriliyor.
3. Ölüm öncesi bilgilerin toplanması
Kayıp kişilerin sağlık kayıtları, diş röntgenleri, ameliyat geçmişleri ve mevcut parmak izi verileri araştırılıyor. Gerektiğinde biyolojik akrabalardan DNA örnekleri alınıyor.
4. Bilgilerin karşılaştırılması
Ölüm öncesi ve ölüm sonrası veriler karşılaştırılarak kimliğin bilimsel olarak doğrulanıp doğrulanamayacağı değerlendiriliyor.
Yeterli kanıt elde edildiğinde, ilgili ülkenin hukuki düzenlemeleri doğrultusunda resmî kimlik tespiti tamamlanıyor.
Bu aşamalar büyük afetlerde eş zamanlı olarak ilerleyebiliyor. Olay yerindeki çalışmalar devam ederken kayıp kişilerin yakınlarından bilgi toplanması ve laboratuvar incelemelerinin yürütülmesi mümkün olabiliyor.
Kimlik tespitinin üç temel bilimsel yöntemi
Afetlerde kimlik tespitinin en önemli araçları arasında DNA analizi, parmak izi karşılaştırması ve adli diş hekimliği incelemeleri bulunuyor.
INTERPOL, bu üç yöntemi kimliklendirmede kullanılan temel bilimsel yöntemler olarak kabul ediyor.
Ancak her yöntemin uygulanabilirliği, insan kalıntılarının durumuna ve karşılaştırılabilecek güvenilir kayıtların bulunmasına bağlı.
Parmak iziyle kimlik nasıl belirleniyor?
Parmak uçlarında bulunan izler, kişiye özgü ayırt edici özellikler taşıyor.
Afet sonrasında incelemeye uygun durumda elde edilen parmak izleri, kişinin hayattayken alınmış güvenilir kayıtlarıyla karşılaştırılabiliyor.
Örneğin daha önce resmî bir işlem sırasında alınan parmak izinin mevcut olması, kimlik tespitine yardımcı olabiliyor.
Ancak yüksek sıcaklık, ağır travma ve ölüm sonrası meydana gelen değişimler, parmak izi incelemesini zorlaştırabiliyor.
Ayrıca karşılaştırma yapılabilmesi için güvenilir referans kayıtlarına ihtiyaç duyuluyor.
Dolayısıyla parmak izi önemli bir kimliklendirme yöntemi olsa da her vakada tek başına kullanılabilecek bir çözüm değil.
Diş kayıtları neden kimlik tespitinde bu kadar önemli?
Afet adli tıbbının dikkat çekici alanlarından biri adli diş hekimliği.
Bir kişinin diş yapısı, geçmişte gördüğü tedaviler ve dişlerine ilişkin tıbbi kayıtlar, kimliğinin belirlenmesinde önemli bilgiler sağlayabiliyor.
Diş dolguları, kanal tedavileri, kronlar, protezler, implantlar ve diğer tedavi izleri karşılaştırmada değerlendirilebiliyor.
Örneğin kişinin yıllar önce çekilmiş bir diş röntgeni, ölüm sonrası yapılan diş incelemesinde elde edilen görüntülerle karşılaştırılabiliyor.
Dişlerin dizilimi, eksik dişler, anatomik özellikler ve tedaviye bağlı değişiklikler birlikte değerlendirildiğinde güçlü kimliklendirme kanıtları elde edilebiliyor.
Dişler ve bazı dental materyaller, belirli çevresel koşullara karşı diğer dokulardan daha dayanıklı olabiliyor.
Bu nedenle adli diş hekimliği özellikle bazı yangınlarda ve insan kalıntılarının ileri derecede bozulduğu olaylarda önem kazanabiliyor.
Ancak aşırı sıcaklık ve ağır fiziksel hasar dişleri de tahrip edebiliyor. Ayrıca geçmiş diş kayıtlarının bulunmaması, karşılaştırmayı zorlaştırabiliyor.
2004 tsunamisi diş kayıtlarının önemini gösterdi
Adli diş hekimliğinin büyük afetlerdeki rolünü gösteren önemli tarihsel olaylardan biri, 26 Aralık 2004'te Hint Okyanusu'nda meydana gelen deprem ve tsunaminin ardından yürütülen uluslararası kimliklendirme çalışmalarıydı.
INTERPOL'ün 14 Aralık 2005 tarihli açıklamasına göre Tayland'da yürütülen operasyonda, o tarihe kadar kaydedilen yaklaşık 3 bin kimliklendirmenin yüzde 45'i diş kayıtları, yüzde 35'i parmak izleri ve yüzde 20'si DNA analizleri aracılığıyla gerçekleştirilmişti.
Bu oranlar yalnızca Tayland'daki operasyonun belirtilen tarihteki sonuçlarını yansıtıyor.
Ancak söz konusu deneyim, diş kayıtlarının büyük afetlerde ne kadar önemli bir bilimsel araç olabileceğini gösteriyor.
DNA analiziyle kimlik nasıl belirleniyor?
DNA analizi, modern afet adli tıbbının en önemli kimliklendirme yöntemlerinden birini oluşturuyor.
DNA, insanların kalıtsal özelliklerine ilişkin genetik bilgi taşıyor.
Adli genetik incelemelerde DNA'nın belirli bölgeleri analiz edilerek kimlik karşılaştırmasına uygun genetik profiller oluşturuluyor.
Bu amaçla kan, doku, kemik ve diş gibi incelemeye elverişli biyolojik örneklerden yararlanılabiliyor.
Hangi örneğin kullanılacağı, insan kalıntılarının durumuna ve laboratuvarın bilimsel değerlendirmesine göre belirleniyor.
Burada önemli olan yalnızca DNA elde etmek değil, elde edilen genetik profili güvenilir bir referansla karşılaştırabilmek.
Örneğin kayıp kişiye ait olduğu güvenilir biçimde belirlenen ve genetik incelemeye uygun bir biyolojik örnek bulunursa doğrudan karşılaştırma yapılabiliyor.
Böyle bir örnek mevcut değilse biyolojik akrabalardan alınan DNA örneklerinden yararlanılabiliyor.
Aile bireylerinden alınan DNA örnekleri nasıl kullanılıyor?
Kayıp kişinin biyolojik annesi, babası, çocukları veya kardeşlerinden alınan DNA örnekleri kimliklendirme çalışmalarına katkı sağlayabiliyor.
Ancak aile bireylerinin genetik profilleri birbirinin aynısı değil.
Uzmanlar, belirli genetik özellikleri inceleyerek olası akrabalık ilişkilerini istatistiksel yöntemlerle değerlendiriyor.
Bu incelemelerde akrabalığın derecesi, karşılaştırmaya katılan aile bireylerinin sayısı ve biyolojik örneklerin kalitesi önem taşıyor.
Bazı durumlarda birden fazla yakın akrabadan örnek alınması, sonucun güvenilirliğini artırabiliyor.
Aynı aileden birden fazla kişinin hayatını kaybettiği afetlerde ise kimlik tespiti daha karmaşık hale gelebiliyor.
Örneğin iki kardeşin kayıp olduğu bir olayda anne ve babadan alınan DNA örnekleri, bulunan kalıntıların bu ailenin çocuklarına ait olduğunu güçlü biçimde destekleyebilir.
Ancak bu sonuç, kalıntıların kardeşlerden hangisine ait olduğunu ayırt etmek için tek başına yeterli olmayabilir.
Bu durumda başka referans örnekleri, diş kayıtları veya diğer bilimsel bulgularla ek karşılaştırmalar yapılması gerekebilir.
DNA analizi güçlü bir yöntem olmakla birlikte her biyolojik örneğin mutlaka kesin kimlik sonucuna ulaştıracağı söylenemez.
Yangınlarda ve ağır yıkımlarda kimlik tespiti neden zorlaşıyor?
Afetin türü ve şiddeti, kimlik tespitinin güçlük derecesini doğrudan etkiliyor.
Depremlerde ağır yapısal yıkım, yangınlarda yüksek sıcaklık, sellerde suya maruz kalma ve bazı ulaşım kazalarında meydana gelen parçalanmalar, incelemeye uygun biyolojik materyalin niteliğini değiştirebiliyor.
Bazı olaylarda parmak izleri kullanılamaz hale gelirken diş veya kemik örnekleri kimliklendirmede önem kazanabiliyor.
Bazı durumlarda ise DNA'nın bozulması nedeniyle genetik profil oluşturmak güçleşebiliyor.
Büyük afetlerde karşılaşılan sorunlardan biri de farklı kişilere ait insan kalıntılarının aynı bölgede bulunabilmesi.
Bu nedenle her örneğin doğru biçimde kayıt altına alınması, etiketlenmesi, taşınması ve korunması gerekiyor.
Adli bilimlerde delil zinciri olarak bilinen sistem, bir bulgunun nereden, ne zaman ve kim tarafından alındığının, hangi işlemlerden geçtiğinin belgelenmesini sağlıyor.
Bu kayıtların korunması, laboratuvarda elde edilen sonucun doğru kişiyle ilişkilendirilmesi açısından büyük önem taşıyor.
Ameliyat izleri ve tıbbi implantlar da kimlik belirleyebilir mi?
Afetlerde yalnızca DNA, diş ve parmak izi kayıtlarına başvurulmuyor.
Dövmeler, ameliyat izleri, geçirilmiş cerrahi girişimlere ilişkin bulgular, ortopedik implantlar ve diğer tıbbi cihazlar da kimliğin araştırılmasına katkı sağlayabiliyor.
Örneğin daha önce ameliyat geçirmiş bir kişinin vücuduna yerleştirilen implantın özellikleri, hastane kayıtlarıyla karşılaştırılabiliyor.
Bazı implantlarda bulunan ve güvenilir tıbbi kayıtlarla eşleştirilebilen benzersiz seri numaraları, güçlü kimliklendirme kanıtı oluşturabiliyor.
Kıyafetler, takılar ve kişisel eşyalar da araştırmaya yardımcı olabiliyor.
Ancak bu bulguların çoğu destekleyici nitelikte değerlendiriliyor.
Çünkü afet sırasında kişisel eşyalar yer değiştirebiliyor veya benzer özellikler birden fazla kişide bulunabiliyor.
INTERPOL'ün 2023 rehberi de fotoğraflar üzerinden yapılan görsel tanımanın tek başına güvenilir kimlik tespiti için yeterli olmadığını vurguluyor.
Bu nedenle bilimsel olarak doğrulanabilir bulgulara öncelik veriliyor.
Türkiye'de 6 Şubat depremlerinden sonra nasıl bir çalışma yürütüldü?
Türkiye'de 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, afet adli tıbbı hizmetleri açısından da geniş kapsamlı çalışmalar gerektirdi.
Adalet Bakanlığının 2023 Yılı Faaliyet Raporu'na göre deprem sonrasında Adli Tıp Kurumu bünyesinde koordinasyon merkezi oluşturuldu.
Farklı illerden adli tıp uzmanları, biyologlar, otopsi teknikerleri ve diğer personel deprem bölgesinde görevlendirildi.
Kimliği belirlenemeyen cenazelerden alınan biyolojik örnekler, DNA incelemeleri için ilgili laboratuvarlara gönderildi.
Diyarbakır ve Gaziantep'teki biyoloji ihtisas daireleri ile Adana'daki acil DNA laboratuvarı kimliklendirme çalışmalarına katıldı.
Hatay'da da acil DNA laboratuvarı kurularak faaliyete geçirildi.
Bakanlığın faaliyet raporuna göre deprem kimliklendirme çalışmaları kapsamında 7 biyoloji ihtisas dairesi ve 4 acil DNA laboratuvarı olmak üzere toplam 11 merkezde incelemeler yürütüldü.
Raporda yer alan veriler dikkat çekici:
-
5.473 cenazeye ait biyolojik örnek üzerinde çalışma yapıldı.
-
2.538 depremzede yakını kimliklendirme çalışmalarına dâhil edildi.
-
300 canlı depremzedeye yönelik kimliklendirme çalışmaları gerçekleştirildi.
-
DNA ve diğer yöntemlerle toplam 4.827 cenazenin kimliği belirlendi.
Raporda, kimliklendirme çalışması yapılan 300 canlı depremzedenin tamamının kimliğinin de belirlendiği ifade edildi.
Canlı depremzedelere ilişkin bu işlemler, hayatını kaybedenlerin kimliklendirilmesinden ayrı değerlendirilmeli.
Söz konusu rakamlar, Adalet Bakanlığının 2023 yılına ilişkin faaliyet raporunda yer alan çalışma sonuçlarıdır. Deprem sonrasındaki bütün kimliklendirme işlemlerinin güncel veya nihai toplamı olarak yorumlanmamalıdır.
Türkiye'de yaşanan bu deneyim, büyük afetlerde laboratuvar kapasitesinin, uzman personelin, güvenilir kayıt sistemlerinin ve kurumlar arası koordinasyonun önemini ortaya koydu.
Kimliği belirlenemeyen kişiler için araştırma sona eriyor mu?
Büyük bir afetin ardından bazı kişilerin kimliği ilk incelemelerde belirlenemeyebiliyor.
Ancak bu durum, sonraki dönemlerde kimlik tespitinin mümkün olmayacağı anlamına gelmiyor.
Uygun koşullarda korunmuş biyolojik örnekler, parmak izi kayıtları, diş özellikleri ve diğer adli bulgular ilerleyen dönemlerde yeniden değerlendirilebiliyor.
Örneğin daha önce bulunamayan bir diş röntgenine ulaşılması veya kayıp kişinin biyolojik yakınlarından yeni referans örnekler alınması, kimliklendirmeye katkı sağlayabiliyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlanan rehberler, insan kalıntılarına ilişkin kayıtların doğru tutulmasını ve kimliklendirmeye uygun bilgilerin korunmasını özellikle vurguluyor.
Türkiye'de de AFAD'ın 8 Şubat 2023 tarihli açıklamasında, kimliği belirlenemeyen cenazelerin gerekli adli incelemelerin ardından defin işlemlerine ilişkin esaslar kamuoyuyla paylaşıldı.
Açıklamada DNA örnekleri, parmak izleri ve fotoğraf kayıtlarının alınması ile mezar yerlerinin resmî tutanaklarla belirlenmesine yönelik uygulamalara yer verildi.
Bu kayıtların korunması, ilerleyen dönemlerde yapılabilecek kimlik tespiti işlemleri açısından önem taşıyor.
Afet sonrasında cenazeler salgın hastalığa neden olur mu?
Büyük afetlerin ardından sık karşılaşılan yanlış bilgilerden biri, hayatını kaybeden kişilerin bedenlerinin genel olarak salgın hastalıklara neden olduğu düşüncesidir.
Dünya Sağlık Örgütü, doğal afetlerde hayatını kaybeden kişilerin bedenlerinin genellikle toplum için salgın hastalık kaynağı oluşturmadığını belirtiyor.
Çünkü deprem, sel veya yangın gibi olaylarda hayatını kaybeden kişilerin çoğu, salgın hastalıklara yol açan enfeksiyonlar nedeniyle yaşamını yitirmiyor.
Bununla birlikte kolera ve Ebola gibi ciddi bulaşıcı hastalıkların söz konusu olduğu durumlarda farklı riskler ortaya çıkabiliyor.
Ayrıca insan kalıntılarıyla doğrudan çalışan personelin, enfeksiyonlara karşı uygun koruyucu önlemleri alması gerekiyor.
Su kaynaklarının insan kalıntılarından kaynaklanan dışkı yoluyla kirlenmesi de ayrı bir halk sağlığı riski oluşturabiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü ile uluslararası Kızılhaç kuruluşları, salgın hastalık korkusuyla aceleyle gerçekleştirilen kayıt dışı toplu defin işlemlerinin önemli sorunlara neden olabileceğine dikkat çekiyor.
Çünkü kimliklendirme için gerekli bilgilerin kaybedilmesi, ailelerin yakınlarının akıbetini öğrenmesini güçleştirebiliyor.
Bu nedenle afetlerde halk sağlığının korunması ile kimlik tespitinin gerektirdiği adli kayıtların tutulması birlikte ele alınmalı.
Kimlik tespiti ile ölüm nedeninin belirlenmesi aynı şey mi?
Afet adli tıbbında önemli bir ayrım da kimlik tespiti ile ölüm nedeninin araştırılması arasında bulunuyor.
Bir kişinin kimliğinin DNA, parmak izi veya diş kayıtlarıyla belirlenmesi, ölüm nedeninin de kesin olarak ortaya konulduğu anlamına gelmiyor.
Ölüm nedeninin belirlenmesi için olayın özelliklerine göre adli muayene, otopsi, toksikolojik analizler veya başka incelemeler yapılması gerekebiliyor.
Benzer şekilde ölüm nedeni hakkında önemli bulgular elde edilmesine rağmen kişinin kimliğinin henüz belirlenemediği durumlar da yaşanabiliyor.
Dolayısıyla kimliklendirme ile ölüm nedeninin araştırılması, birbiriyle ilişkili ancak farklı bilimsel sorulara yanıt veren adli süreçler olarak değerlendiriliyor.
Yapay zekâ gelecekte kimlik tespitini hızlandırabilir mi?
Adli bilimlerde kullanılan dijital teknolojiler geliştikçe afetlerde kimlik tespitine yönelik yeni olanaklar da ortaya çıkıyor.
Bilgisayar destekli biyometrik karşılaştırmalar, görüntü işleme sistemleri ve büyük veri kümelerinin analiz edilmesi, uzmanların çalışmalarına katkı sağlayabilecek alanlar arasında bulunuyor.
Yapay zekâ teknolojileri, özellikle kayıtların sınıflandırılması ve olası eşleşmelerin araştırılması gibi işlemlerde yardımcı olma potansiyeli taşıyor.
Ancak bu teknolojilerin adli kimliklendirmede güvenilir biçimde kullanılabilmesi için doğruluklarının, sınırlılıklarının ve hata olasılıklarının bilimsel olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Bir yazılımın iki görüntü arasında benzerlik belirlemesi, kişilerin aynı insan olduğunu kesin biçimde kanıtlamıyor.
Bu nedenle yapay zekâ sistemleri, bilimsel olarak doğrulanmış yöntemlerin ve uzman değerlendirmesinin yerini alan araçlar olarak görülmemeli.
Afet adli tıbbının en önemli görevi: Bilimsel doğruluk ve insan onuru
Büyük afetlerin ardından yürütülen kimliklendirme çalışmaları, modern tıbbın yalnızca yaşayan insanların hastalıklarını teşhis ve tedavi etmekten ibaret olmadığını gösteriyor.
Adli genetik, adli diş hekimliği, patoloji, antropoloji ve diğer bilimsel disiplinler, hayatını kaybeden kişilerin kimliklerini belirleyebilmek için bir araya geliyor.
Bu çalışmaların başarısı yalnızca gelişmiş laboratuvar cihazlarına bağlı değil.
Doğru kayıtların tutulması, biyolojik örneklerin uygun koşullarda korunması, uzmanlar arasında koordinasyon sağlanması ve ailelerden alınan bilgilerin güvenilir biçimde değerlendirilmesi de büyük önem taşıyor.
Üstelik her kimliklendirme işlemi önemli bir insani sorumluluk içeriyor.
Yanlış yapılan bir kimlik tespiti, birden fazla aileyi etkileyebilecek ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Bu nedenle sonuçların yeterli bilimsel kanıta dayanması, ailelere yapılacak bilgilendirmelerin dikkatle yürütülmesi ve kişisel verilerin korunması gerekiyor.
Büyük bir afetin ardından geriye yalnızca yıkılan binalar, hasar raporları ve kayıp listeleri kalmıyor.
Her kaydın ardında bir insanın yaşamı, her kimliklendirme çalışmasının ardında ise yakınlarının yanıt beklediği sorular bulunuyor.
Afet adli tıbbının en önemli sorumluluğu da burada ortaya çıkıyor: Bilimsel doğruluktan ödün vermeden hayatını kaybeden kişilerin kimliklerini belirlemek ve ailelerin yakınlarının akıbetini öğrenmesine yardımcı olmak.
Bilimsel ve Resmi Kaynaklar
-
INTERPOL. Disaster Victim Identification Guide. Kasım 2023.
-
T.C. Adalet Bakanlığı. 2023 Yılı Bakanlık Faaliyet Raporu. Şubat 2024, s. 104.
-
INTERPOL. INTERPOL Support to Continue as Tsunami Victim Identification Centre Relocates. 14 Aralık 2005.
-
World Health Organization (WHO). Emergencies: Management of Dead Bodies. 11 Aralık 2019.
-
WHO, ICRC ve IFRC. Dead Bodies from Natural Disasters and Conflict Do Not Generally Pose Health Risks. 15 Eylül 2023.
-
ICRC, WHO, PAHO ve IFRC. Management of Dead Bodies after Disasters: A Field Manual for First Responders. İkinci baskı, 2016.
-
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD). Depremde Hayatını Kaybeden Vatandaşların Kimliklendirme ve Defin Hizmetlerine İlişkin Kamuoyu Açıklaması. 8 Şubat 2023.




