Bir insan bir sabah hastane koridorunda büyür mü? Ben büyüdüm. Altıncı sınıf bir tıp öğrencisi olarak ilk kez bir hastaya tek başıma “Geçmiş olsun, ben ilgileneceğim” dediğim an, kalbim sanki biraz daha hızlı attı. Çünkü o anda sadece bir öğrenci değildim. O anda birilerinin umuduydum. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde okumak tam olarak böyle bir şey: Her gün biraz daha hekim olmak, biraz daha insan olmak.

SBÜ’de öğrenci olmak, başka üniversitelerdeki gibi sadece ders geçmek değildir. Burada daha ilk yıllardan itibaren hastane kokusu siner üstünüze. Koridorların sesi, acilin telaşı, servislerdeki sessiz bekleyiş… Bunlar ders kitabında yazmaz ama sizi hekim yapan şeyler tam olarak bunlardır. Bazen yorgun, bazen uykusuz, bazen kafası karışmış ama her zaman bir şey öğrenmiş olarak çıkarsınız o kapıdan.

Altıncı sınıfa geldiğimde şunu fark ettim: Biz burada sadece sınavlara değil, hayata hazırlanıyoruz. Sabah vizite çıkıp bir hastanın durumunu anlatmak, öğleden sonra bir başkasının korkusunu dinlemek, gece nöbette bir acil vakaya koşmak… Hepsi bir araya gelince insanın içindeki hekim yavaş yavaş şekilleniyor. Bazen “Ben bunu yapabilir miyim?” diye soruyorsunuz, sonra bir hasta iyileşiyor ve cevabı kendinizden önce onun gözlerinde görüyorsunuz.

SBÜ’nin beni en çok etkileyen yanı şu: Burada kendinizi yalnız hissetmiyorsunuz. Hocalarınız sadece ders anlatan insanlar değil, gerçekten yanınızda olan, sizi büyüten kişiler. Yanlış yaptığınızda kızan ama sonra oturup sakin sakin anlatan, ilk kez damar yolu açtığınızda sizinle birlikte sevinen insanlar. Bir şey başardığınızda o sevinç sadece sizin değil, herkesin oluyor.

Ve evet, bizim okulumuz sadece Türkiye’de değil. Somali’de, Buhara’da, farklı ülkelerde okuyan SBÜ’lü arkadaşlarımız var. Bazen sosyal medyada onların hastanede çektiği bir fotoğrafı görüyorum ve içimden “Aynı üniformayı giyiyoruz” diyorum. Aynı beyaz önlüğü, aynı hayali, aynı mesleği paylaşıyoruz. Bu bile insana garip bir şekilde güç veriyor.

Bazen çok yoruluyoruz. Bazen arkadaşlarımızla “Bir gün hiç nöbet tutmayacağımız bir hayat olacak mı?” diye gülüyoruz. Ama sonra bir hasta size teşekkür ediyor, bir çocuk elinizi tutuyor ya da bir aile dua ediyor. İşte o an her şeye değiyor.

SBÜ bana sadece tıbbı öğretmedi. Sabretmeyi, dinlemeyi, insanlara gerçekten bakmayı öğretti. Birinin sadece tetkiklerine değil, yüzüne, sesine, hikâyesine de kulak vermeyi…

Belki birkaç ay sonra mezun olacağım. Belki başka şehirlerde, başka hastanelerde çalışacağım. Ama şunu biliyorum: İlk kez bir hastanın nabzını tuttuğum o anı, ilk teşekkürümü, ilk iyileşen hastamı hiç unutmayacağım.

Ve her sabah beyaz önlüğümü giyerken içimde hâlâ aynı heyecan var: Bugün birinin hayatına küçücük de olsa dokunabilecek miyim? Eğer dokunabilirsem, işte o gün Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin bana verdiği her şey yerini bulmuş demektir.