Diz kireçlenmesi bulunan yetişkinlerde yapılan klinik araştırma, inülin adı verilen prebiyotik lif takviyesinin diz ağrısını azaltabileceğini ortaya koydu. İngiltere'deki Nottingham Üniversitesi araştırmacıları, altı haftalık uygulamada inülin kullanan katılımcıların ağrı düzeylerinde plaseboya kıyasla anlamlı bir azalma belirledi. Araştırmada el kavrama gücü ve ağrı duyarlılığında da olumlu değişiklikler gözlendi.
Nutrients dergisinde 24 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan araştırma, bağırsak mikrobiyotası ile eklem ağrısı arasındaki olası ilişkiye ilişkin yeni klinik veriler sundu. Bulgular, Ekim 2026'da Nottingham Üniversitesi tarafından kamuoyuyla da paylaşıldı.
Araştırma, inülinin diz kireçlenmesini iyileştirdiğini veya eklemdeki hasarı ortadan kaldırdığını göstermiyor. Ancak mevcut tedavilere eklenebilecek beslenme yaklaşımlarının araştırılması açısından dikkat çekiyor.
Altı haftada ağrı puanı 1,11 puan daha fazla azaldı
INSPIRE adı verilen randomize kontrollü araştırmaya diz osteoartriti bulunan 136 yetişkin alındı. Katılımcıların 117'si başlangıç ve altıncı hafta değerlendirmelerini tamamladı. Çalışmayı tamamlayanların yaş ortalaması 67,5 olarak bildirildi.
Katılımcılar dört farklı grupta değerlendirildi. Bir gruba günlük 20 gram inülin takviyesi verildi. Diğer gruplarda dijital destekli fizyoterapi egzersizleri, inülin ile fizyoterapinin birlikte uygulanması veya plasebo kullanımı incelendi.
Araştırmacılar diz ağrısını 0 ile 10 arasında puanlanan bir ölçekle değerlendirdi.
Sonuçlara göre inülin uygulaması, başlangıçtaki ağrı düzeyleri dikkate alındığında plaseboya kıyasla ortalama 1,11 puanlık ek azalma sağladı.
Fizyoterapi egzersizlerinde plaseboya göre 1,55 puanlık, inülin ile fizyoterapinin birlikte uygulandığı grupta ise 1,67 puanlık fark belirlendi.
Bu sonuçlar, hem inülin hem de fizyoterapinin kısa dönemde ağrıyı azaltabildiğini gösterdi. Bununla birlikte iki uygulamanın birlikte kullanılmasının ayrı ayrı etkilerinin ötesinde ek yarar sağladığı kesin olarak gösterilemedi. Araştırmanın örneklem büyüklüğü böyle bir etkileşimi güvenilir biçimde değerlendirmek için yeterli değildi.
İnülin kullananlarda el kavrama gücü de arttı
Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, inülin alan katılımcılarda el kavrama gücünün artmasıydı.
El kavrama gücü, kas fonksiyonunun değerlendirilmesinde kullanılan fiziksel ölçümlerden biridir. Araştırmada inülin kullananlarda bu ölçümün yanı sıra ağrılı uyaranlara verilen yanıtı değerlendiren bazı testlerde de iyileşme kaydedildi.
Fizyoterapi uygulanan katılımcılarda ise yürüme ve oturur pozisyondan tekrar ayağa kalkma gibi hareketleri değerlendiren testlerde ilerleme görüldü.
Bu farklılık, iki uygulamanın vücutta aynı mekanizmalar üzerinden etkili olmayabileceğini düşündürüyor.
Ancak el kavrama gücündeki artış, diz çevresindeki kasların da aynı ölçüde güçlendiği anlamına gelmiyor. Araştırmanın sonuçları kas fonksiyonuna ilişkin bu iki ölçüm arasında doğrudan eşitlik kurulmasına izin vermiyor.
Bağırsak bakterileri diz ağrısını nasıl etkileyebilir?
İnülin, insanın sindirim enzimleri tarafından büyük ölçüde parçalanmadan kalın bağırsağa ulaşan bir lif türüdür.
Bağırsakta yaşayan bazı yararlı mikroorganizmalar bu lifi kullanarak kısa zincirli yağ asitleri üretir. Bu maddelerden biri bütirattır.
Bütiratın bağırsak sağlığı, bağışıklık sistemi ve iltihaplanmayla ilişkili biyolojik süreçlerde görev aldığı biliniyor.
Araştırmada inülin kullanan katılımcıların bütirat düzeylerinde artış görüldü. Bu sonuç, lif takviyesinin bağırsak mikroorganizmalarının metabolik faaliyetlerini etkileyebildiğini destekledi.
Bununla birlikte araştırmacılar, diz ağrısındaki azalmanın doğrudan bütirat artışından kaynaklandığını kanıtlamadı.
Çalışma, bağırsak mikrobiyotası ile sinir sisteminin ağrıyı işleme biçimi arasında araştırılmaya değer bir bağlantı olabileceğini gösteriyor.
GLP-1 hormonuyla ilgili bulgu da dikkat çekti
Araştırmacılar, inülin kullananlarda GLP-1 olarak bilinen hormonun düzeyinin de arttığını belirledi.
GLP-1, bağırsaktan salgılanan ve kan şekeri düzenlenmesi ile iştah kontrolünde görev alan bir hormondur.
Bu hormon, obezite ve diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçların etki mekanizması nedeniyle de bilimsel ilginin odağında bulunuyor.
Ancak inülin bir GLP-1 ilacı değildir. Araştırmada ilaçların etkisi değil, vücudun doğal GLP-1 düzeyindeki değişiklikler incelendi.
Çalışmada daha yüksek GLP-1 düzeyleri ile daha iyi el kavrama gücü arasında ilişki bulundu.
Bu sonuç, bağırsak sağlığı ile kas fonksiyonu arasında olası bir biyolojik bağlantıya işaret etse de GLP-1 artışının kas gücündeki iyileşmeye doğrudan neden olduğu henüz gösterilmiş değil.
İnülin hangi besinlerde bulunur?
İnülin, bazı bitkilerde doğal olarak bulunan çözünür bir prebiyotik liftir.
Özellikle hindiba kökü ve yer elması inülin içeren besinler arasında yer alır. Soğan, sarımsak ve pırasa da bu lif ailesinden bileşikler içerir.
Prebiyotikler, bağırsaktaki bazı yararlı mikroorganizmaların büyümesini ve faaliyetlerini destekleyen besin bileşenleridir.
Probiyotiklerden farklı olarak canlı mikroorganizma içermezler. Bağırsakta bulunan mikroorganizmalar için besin kaynağı oluştururlar.
Ancak araştırmada kullanılan günlük 20 gram inülin, belirli koşullarda test edilmiş bir takviye miktarıdır. Bu miktar herkes için önerilen günlük kullanım dozu olarak değerlendirilmemelidir.
Ayrıca araştırma, aynı etkinin normal beslenmeyle alınan inülin miktarlarıyla elde edilip edilemeyeceğini belirlemedi.
İnülin takviyesinin yan etkileri var mı?
İnülin, bağırsak bakterileri tarafından fermente edildiği için özellikle yüksek miktarlarda tüketildiğinde gaz, şişkinlik ve karın rahatsızlığına neden olabilir.
Araştırmada inülin uygulamasını tamamlayan 50 katılımcının 23'ü gaz ve şişkinlik gibi hafif sindirim sistemi yakınmaları bildirdi.
Bu şikâyetler çalışmada tedaviyi bırakmaya neden olmadı. Bununla birlikte bu sonuç, lif takviyesinin tamamen yan etkisiz olduğu şeklinde yorumlanmamalı.
Özellikle irritabl bağırsak sendromu bulunan veya fermente edilebilir karbonhidratlara duyarlı kişilerde inülin tüketimi sindirim sistemi belirtilerini artırabilir.
Diz kireçlenmesinde inülin tedavinin yerini alabilir mi?
Araştırmanın en önemli sınırı, yalnızca altı hafta sürmesi ve katılımcı sayısının görece küçük olmasıdır.
İnülinin uzun dönemde aynı etkiyi sürdürüp sürdürmediği, hangi hastaların daha fazla yarar görebileceği ve eklem dokularındaki yapısal değişikliklere etkisi henüz bilinmiyor.
Ayrıca ağrıdaki farkın istatistiksel anlamlılığı sınır düzeyindeydi. Bu nedenle sonuçların daha geniş katılımlı bağımsız çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.
Amerikan Romatoloji Kolejinin Eylül 2026'da duyurduğu güncel osteoartrit önerilerinde egzersiz, hastanın kendi hastalığını yönetmesine yönelik eğitim ve gerektiğinde kilo kaybı temel yaklaşımlar arasında yer alıyor.
Uygun hastalarda ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar ile diğer tedaviler de hekim değerlendirmesiyle kullanılabiliyor.
İnülin araştırması bu yerleşik tedavilerin bırakılmasını gerektirmiyor.
Araştırmanın bilimsel değeri, diz kireçlenmesine yalnızca eklem dokusu açısından değil, bağırsak mikrobiyotası, ağrı duyarlılığı ve kas fonksiyonu arasındaki ilişkiler üzerinden de bakılması gerektiğini düşündürmesinde yatıyor.
Daha büyük ve uzun süreli klinik araştırmalar olumlu sonuçları doğrularsa prebiyotik lifler gelecekte diz osteoartritinin belirtilerini hafifletmeye yönelik destekleyici uygulamalar arasında değerlendirilebilir.
TIBBİ UYARI
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Araştırmada kullanılan inülin miktarı kişisel kullanım önerisi değildir. Diz kireçlenmesi tedavinizi değiştirmeden veya yüksek miktarda lif takviyesine başlamadan önce hekiminize danışın.
KAYNAKLAR
1. Kouraki A, Franks S, Vijay A ve ark. Effect of Prebiotic Supplementation With and Without Physiotherapy on Pain and Pain Sensitivity in People with Knee Osteoarthritis. Nutrients. 2026;18(5):714. DOI: 10.3390/nu18050714.
2. American College of Rheumatology. American College of Rheumatology Updates Osteoarthritis Guidance, Reinforcing Personalized, Comprehensive Care. 14 Eylül 2026.





