Aynı doğum tarihine sahip iki insanın yaşlanma süreci birbirinden tamamen farklı ilerleyebilir. Science dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırma, yaşlanmanın herkes için geçerli tek bir moleküler senaryoya göre gerçekleşmediğini ortaya koydu.
King’s College London öncülüğündeki araştırmada, TwinsUK çalışmasına katılan 32 ile 80 yaş arasındaki 335 kadın incelendi. Araştırmacılar, 2009 ile 2017 yılları arasında alınan kan örneklerinde yaklaşık 16 bin genin etkinliğini ve 915 metabolitin düzeyini takip etti.
Her katılımcı en az üç kez değerlendirildi. Böylece yalnızca farklı yaş gruplarının tek bir zamandaki değerleri karşılaştırılmadı; aynı kişide yıllar içinde meydana gelen moleküler değişimler de izlendi.
5 BİNDEN FAZLA GENDE DEĞİŞİM BELİRLENDİ
Araştırmada 5 bin 61 genin ve 181 metabolitin zaman içinde anlamlı biçimde değiştiği belirlendi. Genlerin büyük bir bölümü toplum genelinde ortak bir artış veya azalış eğilimi gösterdi.
Ancak ortalama sonuçlar bütün hikâyeyi anlatmadı. Bazı katılımcılarda belirli genlerin etkinliği artarken aynı genler başka katılımcılarda azalabildi. Metabolitlerdeki değişimler ise kişiler arasında daha belirgin farklılıklar gösterdi.
Bir kadında zamanla yükselen bir metabolit, başka bir kadında düşebildi veya neredeyse hiç değişmeyebildi. Araştırmacılar bu sonuçların, yaşlanmanın kişiden kişiye değişen dinamik bir süreç olduğunu gösterdiğini bildirdi.
AYNI YAŞ, FARKLI MOLEKÜLER ROTA
Çalışmanın en dikkat çekici sonucu, aynı takvim yaşındaki sağlıklı insanların moleküler açıdan farklı yaşlanma yolları izleyebilmesi oldu.
Araştırmacılar, kalp yaşlanmasıyla ilişkilendirilen CXCL9 geninin etkinliğinin katılımcılar arasında farklı yönlerde değişebildiğini gördü. Bazı kişilerde tümör baskılayıcı TP53 geninin etkinliğinde de zaman içinde azalma belirlendi.
Ancak bu değişikliklerin tek başına kalp hastalığı veya kanser gelişeceği anlamına gelmediği vurgulandı. Bulgular, yalnızca bazı kişilerin hastalıklarla ilişkili moleküler değişimleri farklı biçimlerde yaşayabileceğini gösteriyor.
GENETİK ÖNEMLİ AMA TEK BELİRLEYİCİ DEĞİL
Tek yumurta ikizlerinin gen etkinliği değişimleri, çift yumurta ikizlerine kıyasla daha fazla benzerlik gösterdi. Bu bulgu, genetik yapının moleküler yaşlanmada önemli bir rol oynadığını destekledi.
Bununla birlikte yaşlanma rotasını yalnızca genlerin belirlemediği görüldü. Kan örneğinin alındığı saat, mevsim, bağışıklık hücrelerinin dağılımı ve çevresel maruziyetler de ölçülen moleküler değerleri etkileyebildi.
İncelenen gen ve metabolitlerin yaklaşık dörtte birinde mevsimlerle bağlantılı değişimler tespit edildi. Metabolitlerin yüzde 40’a varan bölümünün ise vücudun 24 saatlik biyolojik ritmine göre farklılık gösterebildiği bildirildi.
“SONSUZ KİMYASALLAR” DA İNCELENDİ
Araştırmacılar, PFAS olarak bilinen ve doğada uzun süre kalabildikleri için “sonsuz kimyasallar” adı verilen maddelerin kandaki düzeylerini de değerlendirdi.
Bazı PFAS türlerinin kan düzeylerinde yıllar içinde azalma görüldü. Araştırmacılar bu düşüşün, söz konusu kimyasalların kullanımını azaltmaya yönelik düzenlemelerle bağlantılı olabileceğini değerlendirdi.
PFAS düzeyleriyle bazı gen ve metabolit değişimleri arasında ilişki bulundu. Ancak gözlemsel çalışma, bu kimyasalların moleküler değişimlere doğrudan neden olduğunu kanıtlamadı.
BİYOLOJİK YAŞ TEK BİR SAYIYA SIĞMAYABİLİR
Bulgular, insanın yaşlanma durumunu tek bir “biyolojik yaş” puanıyla açıklamanın yetersiz kalabileceğine işaret ediyor. Çünkü bağışıklık sistemi, metabolizma, kalp-damar sistemi ve diğer biyolojik yapılar aynı kişide bile farklı hızlarda değişebiliyor.
Araştırmacılara göre kişisel moleküler rotaların anlaşılması, gelecekte sağlıklı yaşlanmayla hastalığın erken döneminde ortaya çıkan değişikliklerin birbirinden ayrılmasına yardımcı olabilir. Bu yaklaşım, kişiye özel hastalık riski değerlendirmelerinin ve daha erken müdahalelerin önünü açabilir.
PROF. DR. KAAN YILANCIOĞLU: YAŞLANMAYI TEK BİR DEĞERE İNDİRGEMEK DOĞRU DEĞİL
Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, yaşlanmanın kişiden kişiye değişen çok yönlü bir süreç olduğuna dikkat çekti.
Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Bu araştırma, yaşlanmanın herkeste aynı hızda ve aynı biyolojik yollar üzerinden ilerlemediğini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Aynı takvim yaşındaki iki kişinin gen etkinliği, metabolizması ve çevresel etkilere verdiği yanıt birbirinden oldukça farklı olabilir. Bu nedenle yaşlanmayı yalnızca doğum tarihine veya tek bir ‘biyolojik yaş’ değerine indirgemek doğru değildir” dedi.
Gelecekte sağlıklı yaşlanma çalışmalarının daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşacağını belirten Yılancıoğlu, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Geleceğin sağlıklı yaşlanma yaklaşımı; kişinin genetik yapısını, metabolik durumunu, yaşam biçimini ve çevresel maruziyetlerini birlikte değerlendiren kişiselleştirilmiş modellere dayanacaktır. Ancak bu bulgular bugün için yaşlanmanın kesin olarak ölçülebildiği ya da tersine çevrilebildiği anlamına gelmiyor. Çalışmanın asıl önemi, hastalık ortaya çıkmadan önce kişiye özgü moleküler değişimlerin izlenebilmesine yönelik güçlü bir bilimsel zemin oluşturmasıdır.”
ÇALIŞMANIN SINIRLILIKLARI VAR
Araştırma yalnızca kadınları kapsadı ve moleküler değişimler kan örnekleri üzerinden incelendi. Çalışmanın toplam veri toplama dönemi sekiz yıl olsa da her katılımcı sekiz yıl boyunca kesintisiz takip edilmedi. İlk ve son ölçüm arasındaki ortanca süre yaklaşık altı yıl olarak bildirildi.
Sonuçlar, yaşlanmayı durduran bir yöntem bulunduğunu, insanların yaşam süresinin tahmin edilebildiğini veya tek bir kan testiyle kesin biyolojik yaşın belirlenebileceğini göstermiyor.
Araştırmanın temel mesajı ise açık: İnsanlar aynı yaşta olsalar bile genleri, metabolizmaları ve çevresel etkilenimleri aynı yönde ilerlemiyor. Başka bir ifadeyle yaşlanmanın herkes için geçerli tek bir moleküler yol haritası bulunmuyor.
KAYNAKLAR
- Science — Longitudinal Dynamics of Gene Expression and Metabolomics in an Aging Population Cohort
- King’s College London — Healthy Ageing Shaped by More Varied Biology Than Previously Thought




