Bulgular, yaşlanmayla birlikte gelişen güç ve dayanıklılık kaybının değişebilen bir sağlık durumu olduğunu desteklerken kalp sağlığının değerlendirilmesinde fiziksel kırılganlığın da dikkate alınabileceğini gösterdi.
Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan fiziksel güç kaybı ve dayanıklılık azalması, kalp ve damar hastalıkları açısından düşünüldüğünden daha fazla bilgi taşıyor olabilir. Çin'deki Zhengzhou Üniversitesi ve bağlı sağlık kuruluşlarının araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen, İngiltere'den 468 bin 801 kişinin verilerine dayanan çalışma, fiziksel kırılganlıktaki gerilemenin kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisini ortaya koydu. Araştırma, 21 Ekim 2026 tarihinde hakemli bilimsel dergi npj Aging'de yayımlandı.
Araştırmanın temel bulgusu, fiziksel kırılganlık düzeyi azalan kişilerde kalp ve damar hastalıkları riskinin daha düşük olmasıydı. Bilim insanları, bu ilişkinin arkasındaki biyolojik süreçleri anlamak amacıyla kandaki proteinleri de değerlendirdi.
Çalışma, kırılganlığın her zaman giderek ağırlaşan ve değiştirilemeyen bir durum olmadığını destekliyor. Ancak bulgular, kırılganlığın azaltılmasının tek başına kalp hastalıklarını önlediğini kanıtlamıyor.
Kırılganlık yaşlılığın kaçınılmaz sonucu değil
Fiziksel kırılganlık, vücudun hastalık, yaralanma ve diğer sağlık sorunları karşısındaki dayanıklılığının azalmasıyla ortaya çıkan bir durum olarak tanımlanıyor.
Kas gücünde azalma, yürüme hızının düşmesi, istemsiz kilo kaybı, sürekli yorgunluk ve fiziksel aktivitenin azalması, kırılganlığın değerlendirilmesinde kullanılan temel göstergeler arasında yer alıyor.
Kırılganlık ileri yaşlarda daha yaygın görülse de yalnızca yaşlı bireylerle sınırlı değil. Orta yaşlardan itibaren ortaya çıkabilen fiziksel işlev kayıpları da ilerleyen yıllardaki sağlık durumuyla bağlantılı olabiliyor.
Üstelik kırılganlık her kişide aynı şekilde ilerlemiyor. Bazı bireylerde belirtiler ağırlaşırken bazılarında fiziksel işlevlerde toparlanma görülebiliyor.
Tıpta kırılganlığın gerilemesi, kişinin daha ağır bir kırılganlık düzeyinden daha hafif bir düzeye geçmesini veya belirli kırılganlık belirtilerinin azalmasını ifade ediyor. Bu değişim, biyolojik yaşlanmanın bütünüyle tersine çevrildiği anlamına gelmiyor.
468 bin 801 kişinin sağlık kayıtları değerlendirildi
Araştırmada, Birleşik Krallık'ta yürütülen geniş kapsamlı UK Biobank çalışmasının verileri kullanıldı.
Bu araştırma programına katılımcılar 2006-2010 yılları arasında, 40 ile 69 yaşlarındayken alındı. Dolayısıyla yeni çalışma yalnızca ileri yaştaki bireyleri değil, başlangıçta orta yaşta bulunan kişileri de kapsayan geniş bir nüfus grubuna dayanıyor.
Bilim insanları, toplam 468 bin 801 katılımcının verilerinden yararlanarak fiziksel kırılganlık, kırılganlık düzeyindeki değişimler ve kalp-damar hastalıkları arasındaki bağlantıları değerlendirdi.
Uzunlamasına gözlemsel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, katılımcıların sağlık bilgilerinden yararlanılarak zaman içindeki hastalık ilişkileri incelendi.
Araştırmanın protein analizleri ise ilgili biyolojik ölçümleri bulunan katılımcıların verilerine dayandırıldı. Bu nedenle 468 bin 801 kişinin tamamında aynı kapsamda protein veya kalp görüntüleme ölçümü yapıldığı düşünülmemeli.
Çalışmada katılımcılara kırılganlığı azaltmak amacıyla belirli bir ilaç, egzersiz programı veya deneysel tedavi uygulanmadı. Araştırma, mevcut sağlık verileri üzerinden ilişkileri incelemeyi amaçladı.
Kırılganlığın gerilemesi daha düşük kalp hastalığı riskiyle ilişkili
Araştırmacılar, fiziksel kırılganlığın gerilemesi ile kalp-damar hastalıklarının görülme riski arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptadı.
Kırılganlığın azaldığı kişilerde daha düşük kalp ve damar hastalığı riski görülmesi, fiziksel dayanıklılık düzeyinin kalp sağlığı hakkında ek bilgi sağlayabileceğini düşündürüyor.
Bu sonuç, özellikle yaş ilerledikçe ortaya çıkan fiziksel işlev kayıplarının değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.
Kalp-damar hastalığı riski değerlendirilirken genellikle tansiyon, kolesterol, diyabet, sigara kullanımı ve aile öyküsü gibi faktörler dikkate alınıyor.
Yeni araştırma, fiziksel kırılganlık düzeyinin ve bu düzeydeki değişimlerin de kişinin genel sağlık durumunu anlamaya yardımcı olabileceğine ilişkin kanıtları genişletiyor.
Ancak çalışmada saptanan ilişki, kırılganlıktaki iyileşmenin doğrudan kalp hastalığı riskini düşürdüğünü göstermiyor. Her iki durumun da ortak sağlık ve yaşam tarzı faktörlerinden etkilenmesi mümkün.
Kanda kırılganlıkla ilişkili 309 protein belirlendi
Araştırmanın önemli bölümlerinden biri, fiziksel kırılganlığın biyolojik özelliklerini incelemeye ayrıldı.
Bilim insanları, kandaki protein düzeylerini analiz ederek fiziksel kırılganlıkla ilişkili 309 protein belirledi.
Proteinler, hücrelerin çalışmasında, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde, dokuların korunmasında ve vücuttaki çok sayıda biyolojik süreçte görev yapıyor.
Araştırmacılar, belirledikleri proteinlerden yararlanarak fiziksel kırılganlıkla ilişkili bir protein göstergesi oluşturdu.
Bu göstergenin kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisi incelendiğinde, daha yüksek protein göstergesi değerlerinin daha yüksek hastalık riskiyle bağlantılı olduğu görüldü.
İstatistiksel analizde, protein göstergesindeki bir standart sapmalık artış için risk oranı 1,60 olarak hesaplandı. Yüzde 95 güven aralığı ise 1,56 ile 1,64 arasında bulundu.
Bu sonuç, protein göstergesindeki söz konusu artışın kalp ve damar hastalıkları açısından yaklaşık yüzde 60 daha yüksek göreceli risk düzeyiyle ilişkili olduğunu ifade ediyor.
Yüzde 60'lık artış, kırılganlığı bulunan kişilerin tamamı için geçerli bir hastalık olasılığı değil. Araştırmada oluşturulan protein göstergesine ait istatistiksel bir risk karşılaştırması.
Bu bulgu, protein ölçümleriyle gelecekte kalp-damar riskinin daha ayrıntılı değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Ancak söz konusu gösterge henüz klinik kullanım için doğrulanmış bir test niteliği taşımıyor.
Kırılganlık ile kalp sağlığı arasındaki biyolojik bağlantı araştırıldı
Bilim insanları, fiziksel kırılganlık ve kalp-damar hastalıkları arasındaki bağlantıyı açıklayabilecek proteinleri de değerlendirdi.
İncelemelerde TNF, IL-1β ve IL-6 gibi vücudun iltihaplanma ve bağışıklık süreçlerinde görev alan proteinler öne çıktı.
Bu proteinler normal koşullarda vücudun savunma sisteminin bir parçası olarak çalışıyor. Ancak iltihaplanma süreçlerinin uzun süre devam etmesi, kalp-damar hastalıkları dahil çeşitli kronik sağlık sorunlarıyla bağlantılı olabiliyor.
Araştırmada kullanılan istatistiksel modele göre fiziksel kırılganlıkla ilişkili protein profili, kırılganlık ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişkinin yaklaşık yüzde 49,18'lik bölümüne aracılık ediyor olabilir.
Bu tahminin yüzde 95 güven aralığı yüzde 42,73 ile yüzde 53,40 arasında hesaplandı.
Söz konusu oran, kalp hastalıklarının yaklaşık yarısının bu proteinlerden kaynaklandığı anlamına gelmiyor. Bulgular, protein göstergesinin iki sağlık durumu arasındaki istatistiksel bağlantının belirli bir bölümünü açıklayabileceğine işaret ediyor.
Bu ilişkinin biyolojik mekanizmalarının ve neden-sonuç yönünün belirlenmesi için ilave çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.
Kalbin yapısına ilişkin ölçümlerde de bağlantı saptandı
Araştırmanın bir diğer bulgusu, fiziksel kırılganlığın gerilemesi ile kalbin yapısına ilişkin daha olumlu ölçümler arasında ilişki bulunması oldu.
Kalbin yapısal özellikleri, kalp kası ve kalp boşluklarının durumu hakkında bilgi sağlayabiliyor.
Araştırmacıların elde ettiği bulgular, kırılganlıktaki değişimlerin yalnızca genel fiziksel kapasiteyle değil, kalbin yapısal özellikleriyle de bağlantılı olabileceğini düşündürüyor.
Ancak kalbin yapısına ilişkin olumlu bir ölçüm, tek başına kalp fonksiyonlarının iyileştiğini veya mevcut bir kalp hastalığının gerilediğini göstermiyor.
Bu nedenle çalışmanın sonuçları, yeni bir kalp tedavisinin başarıyla uygulandığı şeklinde yorumlanmamalı.
Günlük hayatta güç kaybı kalp sağlığı açısından da değerlendirilebilir
Araştırma, yaş ilerledikçe görülen fiziksel güçsüzlüğün yalnızca hareket kabiliyetiyle ilgili bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğine işaret ediyor.
Yürüme hızında belirgin azalma, günlük işlerde çabuk yorulma, kas gücünün azalması ve fiziksel hareketliliğin düşmesi, kırılganlığın değerlendirilmesinde kullanılan göstergeler arasında bulunuyor.
Bu belirtilerin ortaya çıkması mutlaka kalp hastalığı bulunduğu anlamına gelmiyor. Ancak kişinin genel sağlık durumunun, beslenmesinin, fiziksel kapasitesinin ve eşlik eden hastalıklarının değerlendirilmesini gerektirebiliyor.
Kırılganlığın yönetiminde kişiye uygun fiziksel aktivite, kas gücünü destekleyen egzersizler, yeterli beslenme ve mevcut hastalıkların kontrolü gibi yaklaşımlar kullanılabiliyor.
Bunların uygulanması kişinin yaşı, hastalıkları ve fiziksel kapasitesi dikkate alınarak planlanıyor.
Yeni araştırma, bu yöntemlerden herhangi birinin kalp krizi, inme veya diğer kalp-damar hastalıklarını belirli bir oranda önlediğini doğrudan test etmedi.
Araştırma yeni bir tedavi değil, yeni bir değerlendirme alanı sunuyor
Çalışmanın güçlü yönlerinden biri, yüz binlerce kişinin sağlık verilerinin incelenmesi ve fiziksel kırılganlığın biyolojik göstergelerle birlikte değerlendirilmesi.
Bununla beraber, araştırmanın gözlemsel tasarımı nedeniyle neden-sonuç ilişkisi kesin biçimde ortaya konulamıyor.
Yaş, mevcut hastalıklar, yaşam tarzı, kullanılan ilaçlar ve diğer sağlık koşulları, hem fiziksel kırılganlık hem de kalp-damar hastalıkları üzerinde etkili olabiliyor.
Ayrıca İngiltere'deki gönüllülerden oluşan araştırma grubunun özellikleri, sonuçların bütün toplumlara aynı ölçüde uygulanmasını sınırlayabilir.
Kandaki 309 proteinle ilgili bulguların da farklı toplumlarda doğrulanması, geliştirilen protein göstergesinin mevcut kalp-damar risk değerlendirmelerine ek katkı sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekiyor.
Araştırmacıların sonuçları, fiziksel kırılganlığın gerilemesi ile kalp sağlığı arasındaki ilişkinin daha ayrıntılı incelenmesini destekliyor.
Bundan sonraki aşamada, kırılganlığı azaltmaya yönelik müdahalelerin kalp-damar hastalıklarını gerçekten azaltıp azaltmadığını değerlendiren klinik araştırmaların yapılması önem taşıyor.
21 Ekim 2026'da yayımlanan çalışma, yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan fiziksel değişimlerin kalp sağlığıyla bağlantısını anlamak açısından yeni veriler sunarken kırılganlığın gerilemesinin klinik sonuçlarını araştırmak için de bilimsel bir temel oluşturuyor.
KAYNAKLAR
- npj Aging – Association of frailty reversal with cardiovascular disease and the mediating role of proteomic signatures, 21 Ekim 2026.
- Zhengzhou Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu – Xiangying Suo ve çalışma arkadaşlarının fiziksel kırılganlık, kalp-damar hastalıkları ve protein göstergelerine ilişkin araştırması.
- Zhengzhou Üniversitesi Birinci Bağlı Hastanesi Kardiyoloji Bölümü – Araştırmanın ortak yürütücü kuruluşu.
- UK Biobank – Birleşik Krallık uzunlamasına nüfus sağlığı araştırması ve katılımcı verileri.




