Türkiye’de gerçekleştirilen yeni bir bilimsel araştırmada, zatürre, menenjit ve kan dolaşımı enfeksiyonlarına neden olabilen pnömokok bakterisinin antibiyotiklere karşı direnç özellikleri incelendi. Ankara'da hastalardan alınan klinik örneklerden elde edilen 462 bakteriyel izolatın 251'inde birden fazla antibiyotik sınıfına direnç saptandı. Çoklu antibiyotik direnci oranı yüzde 54,3 olarak hesaplandı.
Uluslararası hakemli BMC Microbiology dergisinde 26 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan araştırma, pnömokok bakterisinin antibiyotik duyarlılığını ve farklı pnömokok aşılarının hedeflediği bakteri tiplerini birlikte değerlendirdi. Bulgular, enfeksiyonların tedavisinde güncel direnç verilerinin ve düzenli mikrobiyolojik izlemin önemine işaret ediyor. Ancak sonuçlar tek bir sağlık merkezinden elde edildiği için Türkiye genelindeki antibiyotik direnci oranı olarak yorumlanamıyor.
462 Bakteri Örneği İki Yıllık Dönemde İncelendi
Araştırma, Ankara Etlik Şehir Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı ile Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Solunum Yolu Patojenleri Referans Laboratuvarından araştırmacıların iş birliğiyle gerçekleştirildi.
Çalışmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi bağlantılı araştırmacılar da katkı sundu.
Bilim insanları, Ocak 2024 ile Aralık 2025 arasında klinik örneklerden izole edilen 462 Streptococcus pneumoniae bakterisinin antibiyotik duyarlılık sonuçlarını geriye dönük olarak değerlendirdi.
Streptococcus pneumoniae, halk arasında pnömokok olarak bilinen ve solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra bazı ciddi sistemik enfeksiyonlara neden olabilen bir bakteri türü.
Araştırmada incelenen örneklerin 112'si invaziv, 350'si ise invaziv olmayan grupta sınıflandırıldı.
İnvaziv grup, normal koşullarda mikroorganizma bulunmaması beklenen kan ve beyin omurilik sıvısı gibi bölgelerden elde edilen bakterileri kapsıyor.
İnvaziv olmayan grup ise solunum yolları gibi normalde steril olmayan bölgelerden alınan klinik örnekleri içeriyor.
Araştırmacılar, bu iki gruptaki antibiyotik direnç özelliklerini karşılaştırırken çocuk ve yetişkin hastalardan elde edilen bakteriler arasındaki farklılıkları da değerlendirdi.
Pnömokok Örneklerinin Yüzde 54,3'ünde Çoklu Direnç Bulundu
Araştırmanın en önemli sonucu, incelenen bakterilerin yarısından fazlasında çoklu antibiyotik direnci saptanması oldu.
Toplam 462 izolatın 251'i çoklu dirençli olarak sınıflandırıldı.
Bu oran yüzde 54,3'e karşılık geliyor.
Çalışmada çoklu direnç, bakterinin en az üç farklı antibiyotik sınıfından en az birer ilaca direnç göstermesi olarak tanımlandı.
Bu sonuç, bakterilerin mevcut bütün antibiyotiklere dirençli olduğu anlamına gelmiyor.
Bir bakterinin bazı antibiyotik gruplarına direnç göstermesi, başka ilaçların da mutlaka etkisiz kalacağını kanıtlamıyor.
Enfeksiyonun türüne, hastanın klinik özelliklerine ve laboratuvar sonuçlarına göre uygun tedavi seçenekleri farklılaşabiliyor.
Araştırmada çoklu direnç oranı, invaziv olmayan grupta yüzde 57,4 olarak hesaplandı.
İnvaziv grupta ise bu oran yüzde 44,6 oldu.
İki grup arasındaki bu farklılık, pnömokok bakterisinin antibiyotik direnç özelliklerinin elde edildiği klinik örneğe göre değişebileceğini gösteriyor.
Ancak araştırma, bu farklılığın hangi nedenlerle ortaya çıktığını kesin biçimde açıklayan bir çalışma değil.
Eritromisin Direnci Yüzde 52,8'e Ulaştı
Araştırmacılar pnömokok bakterisinin farklı antibiyotiklere karşı duyarlılığını da değerlendirdi.
En dikkat çekici bulgulardan biri eritromisin direnciyle ilgiliydi.
Makrolid grubundaki antibiyotiklerden biri olan eritromisine karşı direnç, değerlendirilen 460 izolatın 243'ünde saptandı.
Bu sonuç yüzde 52,8'lik direnç oranına karşılık geliyor.
Makrolidler, farklı bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılabilen antibiyotik gruplarından biri.
Ancak bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesi, bazı enfeksiyonların tedavisinde kullanılabilecek seçenekleri sınırlandırabiliyor.
Araştırmada florokinolon grubundaki antibiyotiklere direnç oranları ise yüzde 10'un altında bulundu.
Bununla birlikte düşük direnç oranı, belirli bir antibiyotiğin bütün pnömokok enfeksiyonlarında ilk tercih olması gerektiği anlamına gelmiyor.
Antibiyotiklerin seçimi; hastalığın türü, enfeksiyonun bulunduğu bölge, hastanın yaşı, eşlik eden sağlık sorunları ve ilacın güvenlilik özellikleri dikkate alınarak gerçekleştiriliyor.
Çocuklarda Klindamisin Direnci Daha Yüksek Bulundu
Araştırmada çocuklardan ve yetişkinlerden elde edilen pnömokok bakterilerinin direnç özellikleri de karşılaştırıldı.
Klindamisin direnci çocuk grubunda yüzde 55,2 olarak hesaplandı.
Yetişkin grubunda ise bu oran yüzde 36,2 oldu.
İki grup arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulundu.
Araştırmacılar, karşılaştırılan antibiyotik direnç oranları içerisinde çocuklar ve yetişkinler arasında anlamlı farklılığın klindamisinde ortaya çıktığını bildirdi.
Bu bulgu, pnömokok bakterisinin direnç özelliklerinin farklı yaş gruplarında ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Ancak sonuçlardan çocukların pnömokok enfeksiyonlarını daha ağır geçirdiği veya klindamisin tedavisinin bütün çocuklarda etkisiz olduğu çıkarılamaz.
Araştırma, bakterilerin laboratuvar ortamındaki duyarlılık özelliklerini inceliyor. Hastaların tedavi sonuçlarını karşılaştıran bir klinik araştırma niteliği taşımıyor.
Menenjit ve Zatürrede Direnç Sonuçları Neden Farklı Olabiliyor?
Çalışmanın önemli bulgularından biri, antibiyotik duyarlılığının enfeksiyonun bulunduğu bölgeye göre farklı sınır değerlerle değerlendirilmesi oldu.
Pnömokok bakterisi akciğerlerde zatürreye neden olabildiği gibi, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların enfeksiyonu olan menenjite de yol açabiliyor.
Bu iki hastalıkta antibiyotiklerin ulaşması gereken dokular ve ilaçların farmakolojik özellikleri farklılık gösterebiliyor.
Özellikle merkezi sinir sistemi enfeksiyonlarında antibiyotiğin beyin omurilik sıvısına yeterli düzeyde ulaşabilmesi önem taşıyor.
Bu nedenle laboratuvarlarda bazı antibiyotiklerin duyarlılık sonuçları, menenjit ve menenjit dışı enfeksiyonlar için farklı sınır değerler kullanılarak yorumlanıyor.
Araştırmada menenjit dışı değerlendirme ölçütleri kullanıldığında penisilin direnci yüzde 32 olarak hesaplandı.
İnvaziv izolatlara menenjite özgü sınır değerler uygulandığında ise direnç oranı yüzde 57,8 olarak belirlendi.
Benzer biçimde sefotaksim ve meropenem direnç oranları da kullanılan değerlendirme ölçütlerine göre değişti.
Bu farklılık, bakterilerin zaman içerisinde birdenbire daha dirençli hâle geldiğini göstermiyor.
Aynı antibiyotiğin farklı klinik enfeksiyonlarda değerlendirilmesine ilişkin sınır değerlerin değişmesi, laboratuvar sonucunun sınıflandırılmasını da etkileyebiliyor.
Bu nedenle antibiyotik duyarlılık raporlarının enfeksiyonun klinik özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Pnömokok Bakterisi Hangi Hastalıklara Neden Oluyor?
Pnömokok bakterisi, insanlarda farklı organ sistemlerini etkileyebilen enfeksiyonlara neden olabiliyor.
Başlıca pnömokok enfeksiyonları arasında zatürre, orta kulak iltihabı, sinüzit, menenjit ve kan dolaşımı enfeksiyonları bulunuyor.
Bakteri bazı kişilerde burun ve boğaz bölgesinde herhangi bir belirti oluşturmadan da taşınabiliyor.
Ancak belirli koşullarda vücudun farklı bölgelerine yayılması ciddi hastalıklara yol açabiliyor.
Özellikle küçük çocuklar, ileri yaştaki kişiler ve bağışıklık sistemi zayıflamış bireylerde ağır pnömokok enfeksiyonları açısından risk daha yüksek olabiliyor.
Bununla birlikte her zatürre vakasının pnömokok kaynaklı olmadığı unutulmamalı.
Akciğer enfeksiyonlarına farklı bakteriler, virüsler ve başka mikroorganizmalar neden olabiliyor.
Dolayısıyla ateş, öksürük veya balgam gibi belirtiler tek başına pnömokok enfeksiyonunun varlığını göstermiyor.
Araştırmada Pnömokok Aşılarının Kapsamı da Değerlendirildi
Araştırmanın ikinci önemli bölümünü pnömokok bakterisinin serotip dağılımı oluşturdu.
Serotip, aynı bakteri türünün kapsül yapısındaki farklılıklara göre tanımlanan alt tiplerini ifade ediyor.
Pnömokok bakterisinin çok sayıda serotipi bulunuyor.
Pnömokok aşıları da bu serotiplerin belirli bir bölümünü hedef alacak şekilde geliştiriliyor.
Araştırmacılar, invaziv gruptaki 79 izolatı serotiplendirme değerlendirmesine aldı.
Bu örneklerin 41'inde kesin serotip belirlenebildi.
Serotipi kesin tanımlanan 37 yetişkin izolatında en sık görülen tip, yüzde 21,6 ile serotip 3 oldu.
Serotip 8 yüzde 13,5 oranında saptanırken serotip 14 ve serotip 9N yüzde 10,8'er oranında bulundu.
Bu bulgular, incelenen merkezdeki bakterilerin serotip dağılımını ortaya koyuyor.
Ancak Türkiye genelinde dolaşan bütün pnömokok serotiplerinin aynı oranlarda bulunduğunu göstermiyor.
Aşıların Olası Serotip Kapsamı Karşılaştırıldı
Bilim insanları, belirlenen pnömokok serotiplerinin farklı aşılarda bulunan tiplerle ne ölçüde örtüştüğünü de değerlendirdi.
Serotipi kesin olarak belirlenen 37 yetişkin izolatında, 23 değerlikli polisakkarit pnömokok aşısının kapsadığı tiplerin oranı yüzde 86,5 olarak hesaplandı.
Bu oran 20 değerlikli konjuge aşı için yüzde 67,6, 21 değerlikli konjuge aşı için ise yüzde 64,9 olarak belirlendi.
Burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor.
Bu yüzdeler aşıların hastalığı önleme başarısını veya kişilerde sağladığı koruyuculuğu göstermiyor.
Araştırmada hesaplanan değerler, incelenen bakterilerin hangi aşıların içerdiği serotiplerle örtüştüğünü ifade ediyor.
Gerçek yaşamda aşıların sağladığı koruma; yaş, bağışıklık durumu, aşının özellikleri ve klinik etkinlik verileri gibi farklı etkenlere bağlı.
Ayrıca hesaplamaların yalnızca 37 yetişkin izolatına dayanması, sonuçların genellenebilirliğini sınırlandırıyor.
Bu nedenle çalışma, belirli bir pnömokok aşısının bütün yaş gruplarında diğerlerinden üstün olduğunu kanıtlamıyor.
Antibiyotik Direnci Neden Düzenli İzlenmeli?
Antibiyotik direnci, bakterilerin belirli antibiyotiklerin etkisine karşı dayanıklılık geliştirmesi anlamına geliyor.
Bu durum, enfeksiyonların tedavisini güçleştirebiliyor ve bazı hastalarda farklı ilaçların kullanılmasını gerektirebiliyor.
Dirençli bakterilerin yayılması, yalnızca bireysel tedavi kararları açısından değil, hastanelerin enfeksiyon kontrol uygulamaları ve toplum sağlığı bakımından da önem taşıyor.
Antibiyotiklerin gereksiz veya uygun olmayan biçimde kullanılması, dirençli bakterilerin seçilmesine katkıda bulunabilen etkenler arasında bulunuyor.
Bununla birlikte antibiyotik direnci saptanması, enfeksiyonun tedavi edilemeyeceği anlamına gelmiyor.
Bakterinin hangi antibiyotiklere duyarlı olduğu, hastalığın klinik özellikleri ve güncel tedavi önerileri birlikte değerlendirilerek uygun tedavi planlanabiliyor.
Türkiye'deki sağlık kuruluşlarından düzenli olarak elde edilen mikrobiyolojik veriler, antibiyotiklerin etkisini korumaya yönelik çalışmaların planlanmasında önemli rol oynuyor.
Çalışmayı Türkiye'deki Araştırmacılar Gerçekleştirdi
BMC Microbiology dergisinde yayımlanan araştırma, Yasemin Genç Bahçe, Elvan Hortaç İştar, Erensu Öztürk, Oğuz Alp Gürbüz, Nuriye Ünal Şahin ve Yasemin Coşgun tarafından gerçekleştirildi.
Araştırmacılardan Yasemin Genç Bahçe, Elvan Hortaç İştar, Erensu Öztürk, Oğuz Alp Gürbüz ve Yasemin Coşgun'un bilimsel yayında belirtilen kurumsal adresi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Etlik Şehir Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı.
Nuriye Ünal Şahin ise Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Solunum Yolu Patojenleri Referans Laboratuvarından çalışmaya katkıda bulundu.
Araştırmanın etik kurul onayı Ankara Etlik Şehir Hastanesi 1 No'lu Bilimsel Araştırmaları Değerlendirme ve Etik Kurulundan 25 Mart 2026 tarihinde alındı.
Bilimsel makale 8 Ekim 2026 tarihinde kabul edildi ve 26 Ekim 2026 tarihinde erken erişim olarak yayımlandı.
Çalışma, antibiyotik direnç verileriyle pnömokok serotiplerini aynı araştırmada incelemesi bakımından Türkiye'deki mikrobiyolojik sürveyans çalışmalarına güncel veriler kazandırdı.
Araştırmanın Sınırlılıkları Neler?
Çalışmada 462 bakteriyel izolatın değerlendirilmesi önemli bir laboratuvar veri kaynağı oluşturuyor.
Ancak araştırma tek bir sağlık merkezinin klinik örneklerine dayanıyor.
Bu nedenle bulgular, Türkiye'deki bütün hastanelerin veya toplumdaki bütün pnömokok enfeksiyonlarının direnç özelliklerini temsil etmiyor.
Çalışmaya alınan örneklerin klinik gereklilik nedeniyle laboratuvara gönderilmiş olması da önem taşıyor.
Laboratuvara örnek gönderilen hastalar, pnömokok taşıyan veya enfeksiyon geçiren bütün bireylerle aynı özelliklere sahip olmayabilir.
Ayrıca araştırma geriye dönük gerçekleştirildi.
Hastaların antibiyotik tedavilerine yanıtları, iyileşme durumları ve uzun dönemli sonuçları doğrudan karşılaştırılmadı.
Çoklu direnç oranı, hastalarda tedavi başarısızlığının veya ölüm riskinin aynı oranda arttığını göstermiyor.
Serotip analizlerinde de örnek sayısı sınırlı kaldı.
İnvaziv örneklerin tamamında kesin serotip belirlenememesi, aşıların olası serotip kapsamına ilişkin sonuçların yorumlanmasında dikkate alınmalı.
Bu nedenle araştırmacılar, farklı sağlık merkezlerinden daha geniş verilerle pnömokok direnç özelliklerinin ve serotip dağılımının düzenli biçimde izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Türkiye'de Pnömokok Enfeksiyonlarının İzlenmesine Bilimsel Katkı
Araştırmanın temel sonucu, incelenen pnömokok izolatlarının yarısından fazlasında çoklu antibiyotik direnci bulunması oldu.
Eritromisin direncinin yüksek düzeyde saptanması, klindamisin direncinin çocuklarda yetişkinlerden daha yüksek olması ve menenjit ile menenjit dışı enfeksiyonlarda antibiyotik duyarlılık değerlendirmelerinin farklılaşması çalışmanın önemli bulguları arasında yer aldı.
Bunun yanında pnömokok serotiplerinin aşıların içerdiği tiplerle karşılaştırılması, antibiyotik direnci ve aşılama araştırmalarının birlikte değerlendirilmesine imkân sağladı.
Çalışma yeni bir antibiyotik geliştirilmesini veya yeni bir aşının klinik başarısını ortaya koymuyor.
Bunun yerine Türkiye'deki pnömokok bakterilerinin direnç özelliklerinin izlenmesine, enfeksiyonların tedavi planlamasına ve aşıyla önlenebilir hastalıklara yönelik bilimsel değerlendirmelere katkı sağlayabilecek veriler sunuyor.
TIBBİ UYARI
Antibiyotik direncine ilişkin araştırma sonuçları, kişilerin kendi kullandıkları ilaçları değiştirmeleri veya bırakmaları için gerekçe değildir. Antibiyotik seçimi hastalığın türüne, klinik değerlendirmeye ve gerektiğinde laboratuvar sonuçlarına göre hekim tarafından yapılmalıdır. Ense sertliği, bilinç değişikliği veya belirgin solunum güçlüğü gibi ciddi belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir.
KAYNAKLAR
BMC Microbiology — Antimicrobial resistance profiles of clinical Streptococcus pneumoniae isolates and serotype distribution among invasive isolates: a single-center retrospective study from Türkiye, 2024–2025 — 26 Ekim 2026.




