Su, insanlık tarihinin en eski şifa araçlarından biridir. Uygarlık suyla başlamış, suyla gelişmiş ve ancak suyla sürdürülebilmiştir. Bugün “akuaterapi” ya da “su içi rehabilitasyon” dediğimiz yöntemler, aslında binlerce yıllık bir bilgeliğin modern bilimle yeniden yorumlanmış hâlidir.
Su içi rehabilitasyon alanında uzun yıllardır çalışan; Su İçi Rehabilitasyon kitabının yazarı, Aktivite Temelli Ergoterapi ve İnsan Sağlığında Koruyucu Yaklaşımlar kitaplarının editörü olan Sn. Yücel, akuatik terapiler konusunda İsviçre ve İspanya’da eğitimler almış; Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri, Kıbrıs ve Litvanya’da uygulamalı eğitimler vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Yurt içi ve yurt dışında pek çok kongrede konuşmacı olmuş, huzurevi ve rehabilitasyon merkezlerinde sahaya dayalı çalışmalar yürütmüştür. Bugün SBÜ Hamidiye Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Anabilim Dalı Başkanı olarak akademik ve idari görevlerini sürdürmektedir.
Su, neden bu kadar güçlü bir tedavi ortamıdır?
Doğal su kaynaklarının sağlık amacıyla kullanımı, insanlığın çok erken dönemlerde keşfettiği bir gerçektir. Arkeolojik bulgular, milattan önceki çağlarda bile kaplıcaların tedavi amacıyla kullanıldığını göstermektedir.
-
Hititler, Anadolu’daki hamamlar ve su havuzlarında yıkanarak şifa aramış,
-
Herodot, kaplıca tedavisinin temel ilkelerini tanımlamış,
-
Hipokrat, De Natura Hominis adlı eserinde doğal kaynaklarla tedaviyi ekolojik bir bakış açısıyla ele almıştır.
-
Homeros’un İlyada ve Odysseia başta olmak üzere pek çok antik metinde, Helenler, Romalılar ve Anadolu uygarlıklarının şifalı sulardan tedavi amacıyla yararlandığı anlatılır.
Özellikle Romalılar, egemenlik alanlarındaki şifalı su kaynaklarını halka açık hamamlarla değerlendirmiştir. Ancak Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir sosyokültürel unsur olan kaplıcalar, Orta Çağ’da dinî ve politik gerekçelerle yok edilmiş, Hristiyanlık tarafından “putperestlik” olarak görülerek büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Anadolu’da şifalı suları yeniden ihya edenler ise Selçuklular olmuş, Osmanlılar bu mirası uzun süre devam ettirmiştir. Cumhuriyet döneminde, özellikle Atatürk’ün vizyonuyla kaplıcalar modern bir anlayışla yeniden ele alınmıştır.
Türkiye, su açısından bir hazine üzerinde
Türkiye, jeolojik yapısı nedeniyle şifalı su kaynakları bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Volkanik hareketler ve yer kabuğundaki kırılmalar, bu kaynakların temelini oluşturur. Ancak ne yazık ki hangi bölgedeki suyun hangi rahatsızlıklara iyi geldiği, nasıl ve ne ölçüde kullanılacağı konusunda yeterli bilimsel farkındalık ve sistematik uygulama henüz tam anlamıyla yerleşmiş değildir. Bu büyük potansiyel hâlâ keşfedilmeyi beklemektedir.
Tedavide neden su?
Akuaterapi; su içerisinde, kontrollü ve hedefe yönelik egzersizlerle uygulanan bir tedavi yöntemidir. Özellikle azalmış eklem hareketi, ağrı, denge ve koordinasyon kaybı, kas güçsüzlüğü, yürüme problemleri ve hareket kısıtlılığı gibi durumlarda etkili sonuçlar sağlar. Nörolojik, romatizmal ve ortopedik pek çok hastalıkta, karada yapılan egzersizlere göre önemli avantajlar sunar.
Bunun temel nedenleri açıktır:
-
Suyun kaldırma kuvveti, eklemlere binen yükü azaltır; karada yapılamayan pek çok hareket suda güvenle yapılabilir.
-
Su, kasları çalıştırırken aynı zamanda mikromasaj etkisiyle gevşeme sağlar.
-
Suda yapılan egzersizlerde yalnızca tek bir kas grubu değil, tüm vücut aktif hâle gelir; bu da genel bir iyilik hâli oluşturur.
-
Solunum düzenlenir, oksijen kullanımı artar, egzersizler daha az yorucu ve daha keyifli hâle gelir.
-
Karada ayakta duramayan bireyler, suyun güvenli ortamında hareket etme cesareti kazanır.
-
Düşme riski olmadığı için denge çalışmaları güvenle yapılır; vücut yeni hareket stratejileri geliştirme fırsatı bulur.
Üstelik su içinde egzersiz yapabilmek için yüzme bilmek şart değildir. Başlangıçta tereddüt yaşayan bireyler, hareketlerin suda ne kadar kolay ve güvenli olduğunu gördükçe suya uyum sağlar.
Son söz yerine
Toplum olarak suya bakış açımızı yeniden düşünmemiz gerekiyor.
“Suda üşürüm”, “hasta olurum”, “ya hijyenik değilse”, “ya düşersem”, “yüzme bilmiyorum” gibi kaygılar, sudan gelen şifanın önündeki en büyük engellerdir. Oysa doğru koşullarda ve uzman eşliğinde uygulanan su içi terapiler, son derece güvenli ve etkilidir.
Ülkemizin sahip olduğu doğal su kaynakları; doğaya saygılı, insana duyarlı ve ekonomiye katkı sağlayan bir anlayışla değerlendirilmelidir. Tedavi amaçlı havuzlar yaygınlaştırılmalı, suyun sağlık alanındaki gerçek değeri ortaya çıkarılmalıdır.
Çünkü su, yalnızca hayatın başlangıcı değil; doğru kullanıldığında sağlığın da en güçlü destekçisidir.