Her gün farklı şikâyetlerle gelen çok kıymetli hastalarımı görüyorum. Baş ağrısı, bel ağrısı, çarpıntı, uykusuzluk, huzursuzluk… Tetkikler çoğu zaman “normal” çıkıyor ama hasta iyi hissetmiyor. İşte tam bu noktada bir aile hekimi olarak şunu düşünüyorum:
Biz bedenin sonuçlarıyla bazen o kadar uğraşıyoruz ve odaklanıyoruz ki, ruh bazı insanlarda çok daha fazla yorulmuş oluyor ama daha az odağımız oluyor.
Namazı bu gözle ele almak gerekir. Şüphesiz Namaz yalnız Allah rızası için yapılır ancak biz hekimler Allah'ın sunduğu bu muhteşem rahmeti, hediyeyi , Sadece bir ibadet olarak değil; insanı gün içinde defalarca kendine getiren ruh ve bedenen tam bir iyilik haline getiren bir sağlık molası olarak da görüyoruz.
Ayakta durmakla başlıyor namaz. Kıyam…
Dik ama kasılmadan. Gün boyu eğilmiş omuzlara, öne düşmüş başlara bir nazik hatırlatma gibi,.. “Doğrul.” Omurga nefes alıyor, beden hizaya giriyor. Psikolojik olarak ise insan hayata karşı yeniden daha güçlü olarak ayağa kalkıyor.
Sonra kıraat geliyor. Yavaş, ölçülü, anlamlı çok özel kelimeler… Nefes düzenleniyor, kalp hızı düşüyor. Bugün gerginlik, huzursuzluk yani anksiyete dediğimiz şeyin, yıllardır namaz ve dua ile özenle yatıştırıldığını ve aşıldığını fark ediyorsunuz. Zihin tek bir noktaya odaklanınca gürültü azalıyor ve kalpler huzura eriyor, nabız normal seviyelere geri dönüyor.
Rükûda bel bükülüyor. Sırt, yükünü hafifletiyor. Ama asıl yük zihinden tamamen kalkıyor. İnsan biraz eğilince, kibir de acele de tamamen geride kalıyor. Tıpta buna stres yükünün azalması (stress management) diyoruz; hayatta ise tevazu ve gereksiz gerginliklerden , vesveselerden kurtulma ...
Ve secde…Allaha en yakın olduğumuz an…
Bir hekim olarak en çok durduğum ve etkilendiğim yer burası. Baş kalpten aşağıda, beyne giden kan artıyor. Sinir sistemi sakinleşiyor. Ama daha önemlisi şu: İnsan en güvende olduğu pozisyona geçiyor. Pek çok hastamın “secde sonrası içim çok rahatlıyor” demesi boşuna değil. Vücut da ruh da aynı anda tam bir huzur haline teslim oluyor.
Otururken dizler, kalçalar, sindirim sistemi devrede… Koşmadan, acele etmeden durmak… Gün içinde , telaş ile bazen tamamen unuttuğumuz bir eylem. Şükür burada başlıyor.
Selamla birlikte namaz bitiyor ama etkisi bitmiyor. Boyun kasları gevşiyor, zihin toparlanıyor, insan hayata biraz daha sakin ve dingin dönüyor.
Bir de dua ve zikir var.
Dua ve zikir eden insan asla umutsuz değil. Yaptığı hataları kabullenip yüce yaradana sımsıkı sarılırken ve günahlarına tevbe ederken, içsel farkındalığını arttırıyor, varlığının anlamına eriyor ve umudunu dipdiri hale getiriyor… Çok Daha iyi bir İnsan olma ve değer üretme , yaradılışının gereğini yerine getirmenin mutluluğu ve umudu. Kendisne, ailesine, Milletine , devletine, ümmeti Muhammede, insanlığa daha faydalı olabilme umudu , mutluluğu ve samimi azmi… Umudu olan insan ise Bağışıklık sistemi (immün sistemi ) hastalıklara karşı daha dirençli... Bunu birçok bilimsel yayında görüyoruz ve bunun ötesinde, hastalarımdan da yakinen biliyorum.
Dua; **tedavinin en güçlü sessiz ortağı**…
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim:
Koruyucu hekimliğin en büyük destekçilerinden biri Namaz ve Duadır.
Namaz ne sadece bedene, ne sadece ruha hitap eder. Namaz; insanı tam bir bütün olarak iyileştiren kadim bir denge sistemidir.
Bir aile hekimi gönül rahatlığıyla şunu söylerim:
**Namaz, insanın yaradanıyla buluşma hediyesidir… İnsanın kendisine ayırdığı en etkili, düzenli ve en nitelikli sağlık randevusudur.**
En içten sevgi ve saygılarımla,