Mardin, bin yıllardır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış; kültürel mirası ve enerjisi tükenmeyen kadim bir vilayettir.
Süryaniler, Araplar, Kürtler, Türkler ve Ezidiler bu topraklarda yüzyıllardır bir arada, hoşgörü ortamı içinde yaşamışlardır. Farklı millet ve dinlerin kimi zaman aynı anda, kimi zaman farklı dönemlerde bir arada bulunduğu bir coğrafyada ne denli derin bir kültürel birikim oluşacağını tahmin etmek zor değildir.
Bu miras yalnızca mimariyi ya da sanatı değil; tıp anlayışını ve sağlık hizmetlerini de kapsar. Geçmişi bilmeden geleceğe yön verilemeyeceği açıktır. Biz tıbbiyeliler, geleceğin tıbbını inşa ederken bizden öncekilerin neyi, nasıl yaptığını bilmek zorundayız.
Mardin’in ilk akademisi, aynı zamanda dünyanın da ilk akademilerinden biri kabul edilen Nisibis Akademisidir. Nisibis, günümüzde Mardin’in en önemli ilçelerinden biri olan Nusaybin’in antik ismidir. Akademi, MS 4. yüzyılda Mor Yakup tarafından kurulmuştur. O dönemde bölgenin büyük çoğunluğunu Süryaniler oluşturmakta, Roma İmparatorluğu egemenliği altında Hristiyanlık ön planda bulunmaktaydı. Bu nedenle akademi, Süryanice eğitim verilen ve teolojik eğitimin ağırlıkta olduğu bir merkez olarak ortaya çıkmıştır.
Ancak zamanla felsefe, astronomi, matematik ve özellikle tıp eğitimi de bu yapının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Süryani hekimler, Grek tıp metinlerini Süryaniceye çevirerek Galen ve Hipokrat’ın eserlerini daha anlaşılır kılmış; bu çabalar tıp eğitimi açısından bir dönüm noktası olmuştur. MS 4. yüzyılın sonlarında Nisibis’in Roma’dan Perslere geçmesine rağmen akademi, eğitim faaliyetlerini sürdürmüş; ancak MS 7. yüzyıldaki İslam fetihleriyle birlikte önemini yavaş yavaş kaybetmiştir. Günümüzde Mor Yakup Kilisesi olarak bilinen yapı, hâlâ Nusaybin’de ayakta durmaktadır.
Mardin’in İslam egemenliğine girmesiyle birlikte bütüncül tıp anlayışı benimsenmiş, darüşşifa geleneği oluşmuştur. Bu anlayışta hasta yalnızca fiziksel değil; zihinsel ve sosyal yönleriyle de ele alınmıştır. Özellikle Artuklular döneminde (MS 11–14. yüzyıllar) kurulan maristanlar, tıp eğitimi ve sağlık hizmetlerini ileri bir seviyeye taşımıştır.
Maristanlar, Süryani ve İslam tıbbının kesiştiği kurumlardı. Günümüzdeki hastanelere karşılık geliyordu denebilir. Bu yapılarda hastalar tedavi edilirken yeni hekimler hasta başında yetiştirilirdi. Hastalığın değil insanın merkeze alındığı; bilginin merhametle birleştiği mekânlardı. Maristanlar, İslam dünyasında Orta Çağ boyunca yalnızca hastaların tedavi edildiği yapılar değil; aynı zamanda tıp eğitiminin verildiği, hekimlerin yetiştiği ve bilginin aktarıldığı kurumlardı. Akıl hastalıkları dâhil olmak üzere birçok hastalık burada gözlem, deneyim ve insani yaklaşım temelinde ele alınırdı. Tedavi; ilaç, müzik, su sesi ve sohbet gibi yöntemlerle bütüncül bir anlayış içinde yürütülürdü.
Artuklu döneminde Mardin ve çevresi, tıp eğitimi ve hekimlik açısından önemli isimlere ev sahipliği yapmıştır. Artuklu sarayında görev yapan hekim İbn Hubal el-Bağdâdî, klinik tıp alanındaki çalışmalarıyla öne çıkmış; Kitâbü’l-Muhtârât fi’t-Tıb adlı eseri maristanlarda temel kaynaklardan biri olmuştur. Yine dönemin önemli cerrahlarından İbnü’l-Kuff el-Kerekî, cerrahi anatomi ve girişimler üzerine yaptığı çalışmalarla tıp tarihine katkı sunmuştur.
Mardin’in ve islam tıbbının en önemli maristanlarından biri Eminüddin Maristanıdır. Mardin Birinci Cadde’nin biraz aşağısında yer alan bu yapı, Artuklu Sultanı Necmeddin İlgazi’nin kardeşi Eminüddin tarafından başlatılmış; onun vefatının ardından Sultan Necmeddin İlgazi tarafından tamamlanmıştır. Girişinde sürekli akan tarihî bir çeşme bulunur; uzun bir merdivenle ulaşılan fevkalade güzel bir avluya sahiptir. Eminüddin Külliyesi; cami, medrese, maristan ve hamamdan oluşmaktadır.
Ne yazık ki günümüzde yalnızca cami ve medrese kısmı ayakta kalabilmiştir. Hamam bölümü zamanla yıkılmıştır. Oysa 1960’lı yıllara kadar bu hamamda sıcak ve tuzlu yer altı suyu çıktığı, halk arasında cilt hastalıklarına şifa verdiğine inanıldığı ve düzenli olarak kullanıldığı bilinmektedir.
Eminüddin Külliyesi’ni ziyaret ettiğimde ibadethanede uzun süre kaldım, avluyu gezdim ve maristanı dışarıdan gözlemledim. Mimarisini ve konumunu son derece etkileyici buldum. Mekânda derin bir sessizlik ve sükûnet hâkimdi. Namaz vakti caminin müezziniyle sohbet etme imkânı buldum. Maristanın kapısının neden kapalı olduğunu sorduğumda, yapının özel mülke geçtiğini ve uzun süredir sahipsiz bırakıldığını öğrendim. Dışarıdan bakıldığında dahi yapının dökülmeye yüz tuttuğu görülüyordu. Buna rağmen hâlâ görülmeye ve hatırlanmaya ve yaşatılmaya değer bir miras olduğunu söylemeliyim.
Osmanlı döneminde tıp eğitimi, medreselerde ve usta-çırak ilişkisiyle sürdürülmüştür. Cumhuriyet döneminde ise tıp eğitimi büyük şehirlerde yoğunlaşmış; Mardin gibi şehirler daha çok sağlık hizmeti sunulan bölgeler hâline gelmiştir. Bu süreçte Mardin’de tıp eğitimi uzun süre durağan kalmıştır.
Ancak 2021 yılında Mardin Artuklu Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi’nin kurulması, bu kadim şehir için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. İlk öğrencilerini 2023–2024 eğitim yılında alan fakültemiz, bugün 1., 2. ve 3. sınıflarda temel tıp bilimleri eğitimi vermektedir. Fakültemizin akademik kadrosunda 9 profesör, 17 doçent ve 27 doktor öğretim üyesi bulunmaktadır. Geçici fakülte binamızda 30 ışık mikroskobu bulunan mikroskopi laboratuvarı, sulu çözelti hazırlama laboratuvarı, multidisipliner öğrenci laboratuvarı, plastine kadavra bulunan anatomi laboratuvarı, simüle hasta ve mesleki beceri laboratuvarı ile kütüphanemiz yer almaktadır. Fakültemiz, Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile afiliye olarak çalışmakta; bunun yanı sıra yeni bir şehir hastanesi ve yeni tıp fakültesi binasının inşası da devam etmektedir.
Bir Mardin Tıp Fakültesi öğrencisi olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: burada yalnızca doktor değil, hekim yetiştirilmek istenmektedir. Hekimden kastım; tıbbı felsefeyle, doğayla, sanatla ve toplumla birleştirebilen kişidir. Hocalarımız, hastalığın değil hastanın esas olduğunu sürekli vurgular. Hekim, yalnızca tanı koyan ve tedavi eden değil; toplumda sözü olan, güvenilen ve fikirlerine değer verilen bir bireydir.
Bu yaklaşımın Mardin için ayrı bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu şehir, yüzyıllar boyunca tıbbı yalnızca bir teknik bilgi alanı olarak değil; insanı merkeze alan bir bilgelik olarak ele almıştır. Bugün Mardin Artuklu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde verilen eğitimin, bu tarihsel mirasla bir bağ kurduğunu görmek mümkündür. Dersliklerde anlatılan bilginin kentin taşına, sokağına ve geçmişine temas etmesi; hekimlik mesleğini soyut bir meslek olmaktan çıkarıp yaşayan bir kutsala dönüştürmektedir.
Belki de Mardin’in tıbba en büyük katkısı, bize şunu hatırlatmasıdır: Hekimlik, yalnızca tedavi etmek değil; bilmek, düşünmek ve hissetmektir.
Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle, sağlıkla kalın!