Erik dalı gevrektir
Erik dalı gevrektir
Amanın basmaya gelmez
Haydi basmaya gelmez.

Türküler, yalnızca melodilerden ibaret değildir; onlar, bir toplumun hafızasını, sezgisini ve hayat tecrübesini kelimelere döken sessiz öğretmenlerdir. “Erik Dalı Gevrektir” türküsünün daha ilk dörtlüğünde, sade ama çarpıcı bir uyarı gizlidir: Gevrek olanın üzerine hoyratça basarsanız, kırılma kaçınılmazdır. Bu kırılma, yalnızca dalın değil, insanın da başına gelebilecek bir travmanın habercisidir.

Aslında bu dörtlük, koruyucu sağlığın özünü tek nefeste anlatmaktadır. Sağlık bozulmadan önce fark etmek, riski öngörmek ve önlem almak. Tıbbın en pahalı, en zor ve en sancılı alanı tedavi değil, ihmaldir. Türkü, bize açıkça şunu söyler: “Basma.” Yani dikkatsiz olma, sınırı aşma, bedeni zorlayarak tüketme. Bugün kas-iskelet yaralanmalarından iş kazalarına, spor travmalarından yaşlı düşmelerine kadar pek çok sağlık sorununun arkasında bu basit uyarının ihlali vardır.

Tam da bu noktada, müziğin ve sanatın koruyucu sağlık alanında güçlü bir araç olarak kullanılabileceği gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Tıp fakülteleri, eczacılık, diş hekimliği, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri fakülteleri yalnızca tedavi bilgisi üreten kurumlar olmamalıdır. Aynı zamanda topluma sağlıklı yaşam kültürünü taşıyan, önleyici bilinci yaygınlaştıran merkezler hâline gelmelidir. Sağlık temalı müzik sözleri ve besteler, akademik bilginin soğuk duvarlarını aşarak toplumun kalbine dokunabilir.

Bu alanda sağlıkla ilgili sivil toplum kuruluşlarının da önemli bir sorumluluğu vardır. Kampanyalar, konserler, tematik müzik projeleri ve yarışmalar aracılığıyla koruyucu sağlık repertuvarı zenginleştirilebilir. Sanatçıların bu sürece gönüllü olarak katılması, mesajın etkisini katbekat artıracaktır. Çünkü toplum çoğu zaman nasihatten çok, ezgiyle ikna olur.

El kızı naziktir
El kızı naziktir
Amanın üzmeye gelmez
Haydi üzmeye gelmez.

Türkünün ikinci dörtlüğü ise bizi bedenin ötesine, ruhun derinliklerine davet eder. Buradaki “naziklik” vurgusu, insan ruhunun kırılganlığına işaret eder. Ruh, çoğu zaman bedenden daha hassastır. Bedendeki bir yara iyileşebilir, ancak ruhsal bir incinme yıllarca iz bırakabilir. Üzülmemesi gereken yalnızca “el kızı” değildir; aslında her insan, her çocuk, her çalışan, her yaşlı bu uyarının muhatabıdır.

Modern psikoloji ve ruh sağlığı yaklaşımları, bu halk bilgeliğiyle şaşırtıcı bir uyum içindedir. Önleyici ruh sağlığı, incitmeden iletişim kurmayı, empatiyi, saygıyı ve güvenli ilişkiler inşa etmeyi merkeze alır. Aile içinde kullanılan bir söz, okulda edilen bir alay, iş yerinde yapılan bir küçümseme, ruhsal sağlığı zedeleyen görünmez darbeler hâline gelebilir. Türkü, “üzmeye gelmez” diyerek bizi bu görünmez yaralar konusunda uyarır.

Bu iki dörtlük birlikte ele alındığında, koruyucu sağlık hizmetlerinin bütüncül karakteri berrak biçimde ortaya çıkar. Sağlık, yalnızca organların sağlamlığı değildir; ruhun huzuru, insan ilişkilerinin nezaketi ve toplumsal iklimin güvenliğidir. Bedenin gevrekliği ile ruhun nazikliği aynı terazide tartılmalıdır. Aksi hâlde biri iyileşirken diğeri kırılmaya devam eder.

Türküler aracılığıyla bu bilincin yaygınlaşması, toplumun ortak hafızasında kalıcı izler bırakacaktır. Bilgi unutulabilir, istatistikler silinebilir; ama ezgi hatırlanır. Gelecek kuşaklara bırakılacak en kıymetli miras, yalnızca hastalıkları tedavi eden değil, kırılmayı ve incinmeyi baştan engelleyen bir sağlık anlayışıdır.

Not: Müzik Hocamız Doç. Dr. Ali Ayhan’a değerli katkıları için teşekkür ederim.