Bir hastam geçen hafta muayene odasında durdu, gözlerimin içine baktı ve sordu:
“Hocam, hani kanser aşısı çıkmıştı… Ne oldu ona?”
O an, yıllardır bilimsel makalelerin satır aralarında dolaşan ama kamuoyuna çoğu zaman yanlış anlatılan bir gerçeğin tam ortasında buldum kendimi. Kanser aşıları var mı? Evet. Herkesi kurtarıyor mu? Hayır. Umut mu veriyor? Kesinlikle. Ama mucize mi? İşte orada durmamız gerekiyor.
Kanser aşıları bugün, tıbbın en çok konuşulan ama en az doğru anlaşılan başlıklarından biri. Özellikle mRNA teknolojisinin COVID-19 pandemisiyle hayatımıza girmesinden sonra, “kanser için de aşı bulundu” cümlesi neredeyse bir manşet refleksine dönüştü. Oysa onkolojide hiçbir şey bu kadar basit değil. Kanser, tek bir düşman değil; her hastada farklı yüzü olan karmaşık bir ekosistem.
Ben bir tıbbi onkolog olarak şunu çok net söyleyebilirim: Kanser aşıları, kanseri “bitirecek” bir sihirli değnek değil. Ama doğru yerde, doğru hastada ve doğru zamanda kullanıldığında oyunun seyrini değiştirebilecek bir araç.
Bugün üzerinde çalışılan kanser aşılarının büyük kısmı, çocukluk aşılarından bildiğimiz koruyucu aşılar değil. Yani “aşı ol, kanser hiç olmasın” yaklaşımı henüz gerçekçi değil. Mevcut çalışmaların odağında, hastalık ortaya çıktıktan sonra bağışıklık sistemini yeniden eğitmek var. Amaç, bağışıklık hücrelerine “Bak, düşman burada” diyebilmek.
Özellikle kişiye özel mRNA aşıları bu noktada öne çıkıyor. Hastanın tümöründen alınan genetik bilgilerle, sadece o tümöre özgü hedefler belirleniyor ve bağışıklık sistemine bu hedefler öğretiliyor. Teoride son derece etkileyici. Pratikte ise zorlu, pahalı ve zaman alıcı.
Son yıllarda yayımlanan klinik çalışmalar, özellikle ameliyat sonrası yüksek riskli bazı kanser türlerinde, bu aşıların bağışıklık yanıtını güçlendirebildiğini gösteriyor. Ancak altını çizmek zorundayım: Bu çalışmaların çoğu erken fazda, sınırlı hasta sayılarıyla ve henüz uzun dönem sonuçları görmeden yapılıyor. Yani “etki sinyali” var ama “kesin çözüm” yok.
Bir başka kritik nokta şu: Kanser aşıları tek başına kullanılmıyor. Neredeyse her zaman immünoterapi, hedefe yönelik tedaviler veya klasik yöntemlerle birlikte deneniyor. Bu da bize şunu söylüyor: Onkolojide gelecek, “tek silah” değil, “doğru kombinasyon”.
Toplumda sık yapılan bir hata var. Yeni bir tedavi konuşulmaya başlandığında, mevcut tüm tedavilerin bir anda değersizleştiği düşünülüyor. Oysa bugün kanseri kontrol altına almamızı sağlayan başarı, yıllar içinde biriken küçük ama kararlı adımların sonucu. Cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapi; her biri kendi zamanında devrimdi. Kanser aşıları da bu zincirin yeni ama henüz olgunlaşmamış bir halkası.
Bir onkolog olarak beni en çok endişelendiren şey, bilimsel heyecanın pazarlama diline kurban edilmesi. “Çığır açtı”, “tarihi başarı”, “kanseri tarihe gömecek” gibi ifadeler, hastalar için umut değil, hayal kırıklığı üretiyor. Umut, gerçekçi olursa değerlidir.
Bugün klinikte gördüğüm şey şu: Kanser aşıları bazı hastalarda bağışıklık sistemini gerçekten uyandırıyor. Ama bazı hastalarda hiçbir etki göstermiyor. Bunun nedenini anlamaya çalışıyoruz. Tümörün bağışıklık ortamı mı? Genetik yapı mı? Önceki tedaviler mi? Henüz bilmiyoruz. Bilmediğimiz çok şey var.
Bilim tam da burada kıymetli. Çünkü bilim, “bilmiyoruz” diyebilme cesaretidir. Kanser aşıları konusunda da en dürüst cümle şu olmalı: Yolun başındayız ama doğru yönde yürüyoruz.
Gelecek yıllarda daha iyi hedefler, daha hızlı üretim süreçleri ve daha doğru hasta seçimiyle bu aşıların etkisinin artacağını düşünüyorum. Ancak bunun için zamana, sabra ve abartıdan uzak bir dile ihtiyacımız var.
Hastalarıma her zaman şunu söylüyorum: Kanserle mücadele bir sprint değil, uzun soluklu bir maraton. Kanser aşıları da bu maratonda yeni bir ayakkabı gibi. Koşuyu tek başına kazandırmaz ama doğru ayakta olursa fark yaratabilir.
Son söz şunu olsun: Kanser aşılarını küçümsemek de, kutsallaştırmak da hata. Onları olduğu gibi görmek zorundayız. Bilimin soğukkanlılığıyla, insanın umudunu aynı cümlede tutabildiğimiz gün, hem hekimler hem hastalar için daha sağlıklı bir yol açılacak.
Belki de asıl soru şu: Biz mucize mi arıyoruz, yoksa uzun bir mücadelede akıllı adımlar atmaya hazır mıyız?
Cevap, kanser aşılarının geleceğini de belirleyecek.