Ellerini Yıkayın Dedi, Deli İlan Edildi

Ignaz Semmelweis ve Görünmeyen Katillere Karşı Verilen Savaş

Tıp tarihinde bazı keşifler yeni bir ilacın bulunmasıyla yapılır. Bazıları ise yalnızca bir insanın, herkesin doğru kabul ettiği bir düşünceye karşı çıkacak cesareti göstermesiyle doğar.

Bu hikâye, binlerce annenin hayatını kurtaran; ancak kendi çağında anlaşılamayan bir doktorun hikâyesidir.

1847 yılı…

Avusturya İmparatorluğu’nun başkenti Viyana…

Kalp Krizinden Korunmak Mümkün mü? Uzmanlardan Hayat Kurtaran Öneriler
Kalp Krizinden Korunmak Mümkün mü? Uzmanlardan Hayat Kurtaran Öneriler
İçeriği Görüntüle

Dönemin en saygın tıp merkezlerinden biri olan Viyana Genel Hastanesi, Avrupa’nın dört bir yanından gelen hekimlerin eğitim aldığı büyük bir kurumdu. Fakat bu büyük hastanenin doğum kliniğinde sessiz bir felaket yaşanıyordu.

Yeni doğum yapan kadınlar, bebeklerini kucaklarına aldıktan birkaç gün sonra yüksek ateş, şiddetli karın ağrısı ve hızla ilerleyen enfeksiyon nedeniyle yaşamını yitiriyordu.

Halk bu hastalığa lohusa humması diyordu.

Ölüm o kadar yaygındı ki bazı kadınlar hastanede doğum yapmak yerine evde doğurmayı tercih ediyor, hatta hastaneye gitmekten korkuyordu. Çünkü o yıllarda bir doğum kliniğine girmek, kimi zaman ölüme yürümek anlamına geliyordu.

Kimse bunun nedenini bilmiyordu.

Kimi kötü havayı suçluyordu.
Kimi doğum sancılarını.
Kimi kaderi.

Genç Macar hekim Ignaz Semmelweis ise bütün bu açıklamaların arasında tek bir soruya takılmıştı:

Neden aynı hastanenin iki doğum kliniğinde ölüm oranları birbirinden bu kadar farklıydı?

Birinci klinikte lohusa hummasına bağlı ölümler bazı dönemlerde korkutucu seviyelere ulaşıyordu. İkinci klinikte ise bu oran belirgin biçimde daha düşüktü.

İki klinik aynı binadaydı.
Aynı şehirdeydi.
Aynı havayı soluyordu.

Peki fark neydi?

Semmelweis günlerce gözlem yaptı. Hastane kayıtlarını inceledi. Doktorlarla konuştu. Ebelerle görüştü. Doğumları izledi. Fakat aradığı cevap bir türlü ortaya çıkmıyordu.

Ta ki yakın arkadaşı, adli tıp profesörü Jakob Kolletschka, otopsi sırasında parmağını neşterle yaralayana kadar…

Kolletschka birkaç gün içinde yüksek ateş, yaygın enfeksiyon ve organ yetmezliği nedeniyle yaşamını kaybetti. Semmelweis, arkadaşının otopsi raporunu okuduğunda sarsıldı.

Kolletschka’nın ölümündeki bulgular, lohusa hummasından ölen kadınların bulgularıyla neredeyse birebir aynıydı.

İşte o anda zihninde tıp tarihini değiştirecek soru doğdu:

Ya hastalık havadan değil, ellerden bulaşıyorsa?

O yıllarda bakteriler henüz bilinmiyordu. Mikroorganizmaların hastalıklara yol açtığı kabul edilmiş değildi. Semmelweis’in elinde mikroskobik kanıtlar yoktu. Fakat çok güçlü bir gözlemi vardı.

Birinci klinikte çalışan doktorlar ve tıp öğrencileri, sabahları otopsi yaptıktan sonra doğrudan doğumhaneye geçiyordu. Semmelweis’e göre ellerinde gözle görülmeyen ölümcül parçacıklar taşıyor olabilirlerdi.

Bu düşünce, dönemi için sarsıcıydı.

Semmelweis radikal bir karar aldı. Doğumhaneye girmeden önce herkesin klorlu kireç çözeltisiyle ellerini yıkamasını zorunlu hâle getirdi.

Sonuç çarpıcıydı.

El yıkama uygulamasının başlamasının ardından lohusa hummasına bağlı ölüm oranları kısa sürede dramatik biçimde düştü ve yüzde 1’in altına kadar indi.

Binlerce annenin hayatı kurtuluyordu.

Semmelweis doğruyu bulduğunu düşünüyordu. Artık meslektaşlarının da bu gerçeği kabul edeceğine inanıyordu.

Fakat beklediği olmadı.

Birçok hekim, hastalarını kendi elleriyle ölüme taşımış olabilecekleri fikrini kabul etmek istemedi. “Doktorların elleri ölüm taşıyor” düşüncesi, dönemin tıp anlayışına ve mesleki gururuna ağır geliyordu.

Semmelweis alaya alındı.
Eleştirildi.
Dışlandı.
Görevinden uzaklaştırıldı.

Veriler ortadaydı. Ölümler azalmıştı. Fakat önyargılar, kanıtlardan daha güçlüydü.

Yıllar geçtikçe Semmelweis yalnızlaştı. Ruhsal sağlığı bozuldu. 1865 yılında ailesi tarafından bir akıl hastanesine yatırıldı. Burada kaldığı sırada oluşan bir el yarasının enfekte olduğu ve gelişen sepsis nedeniyle yaşamını kaybettiği genel olarak kabul edilmektedir.

Henüz 47 yaşındaydı.

Semmelweis öldüğünde fikirleri hâlâ geniş kabul görmemişti. Ancak birkaç yıl sonra Louis Pasteur, mikroorganizmaların hastalıklara neden olabileceğini ortaya koydu. Ardından Joseph Lister, antiseptik cerrahi uygulamalarını geliştirerek enfeksiyon kontrolünde yeni bir dönemin kapısını açtı.

Pasteur’ün mikrop teorisi ve Lister’ın antiseptik cerrahisi, Semmelweis’in yıllar önce sezgi, gözlem ve veriyle ulaştığı sonucun bilimsel temelini oluşturdu.

Bilim, sonunda onu haklı çıkarmıştı.

Bugün el hijyeni, enfeksiyon kontrolünün en temel uygulamalarından biri kabul ediliyor. Ameliyathanelerden yoğun bakımlara, doğumhanelerden aile sağlığı merkezlerine kadar milyonlarca sağlık çalışanı, her gün Semmelweis’in yaklaşık iki asır önce savunduğu ilkeyi uyguluyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün el hijyeni konusundaki küresel önerileri de, Semmelweis’in öncülük ettiği yaklaşımın modern sağlık sistemindeki güçlü yansımasıdır.

Bugün Ignaz Semmelweis, tarihçiler tarafından “Annelerin Kurtarıcısı” olarak anılıyor. Modern enfeksiyon kontrolünün öncülerinden biri kabul ediliyor.

Bu hikâye bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:

Bilim bazen yalnızca yeni bir keşif yapmak değildir. İnsanların inanmak istemediği bir gerçeği söyleyebilme cesaretidir.

Yeni fikirler çoğu zaman önce reddedilir, sonra alaya alınır, ardından yalnız bırakılır. Fakat gerçek, er ya da geç kendine bir yol bulur.

Ignaz Semmelweis yalnızca doktorlara ellerini yıkamayı öğretmedi.

O, görünmeyen düşmanlara karşı verilen savaşın ilk öncülerinden biri oldu.

Ve bazen insanlık tarihini değiştiren en büyük devrimler, yeni bir ilaç keşfetmekle değil; herkesin gözünün önünde duran gerçeği ilk gören kişi olmakla başlar.