2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, Anayasa Mahkemesi kararları ve Yükseköğretim Kurulunun bilim iletişimi politikası, bilimsel açıklamalar ile kurumsal basın açıklamaları arasında önemli bir hukuki ayrım ortaya koyuyor.
Türkiye’de üniversitelerle birlikte kullanılan eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan akademisyenlerin basına açıklama yapma yetkisi, akademik özgürlük ile sağlık kurumlarının idari yetkilerinin kesiştiği önemli bir hukuki konu olarak öne çıkıyor.
Özellikle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında görev yapan profesör, doçent ve doktor öğretim üyelerinin kendi branşlarına ilişkin bilimsel konularda televizyonlara, gazetelere ve dijital yayın kuruluşlarına açıklama yaparken hastane başhekimliğinden veya il sağlık müdürlüğünden önceden izin almasının zorunlu olup olmadığı sorusu önem taşıyor.
Mevzuat ve Anayasa Mahkemesi içtihatları, bilimsel açıklamaların anayasal güvence altında bulunduğunu ortaya koyuyor. Bununla birlikte hastane adına yapılan resmî açıklamalar, sağlık tesislerinde gerçekleştirilen çekimler ve sağlık hizmetlerinin tanıtımına ilişkin özel düzenlemeler ayrı hukuki değerlendirmeler gerektiriyor.
Öğretim Üyelerinin Bilimsel Açıklama Hakkı Anayasal Güvence Altında
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 27’nci maddesi, bilim ve sanat özgürlüğünü güvence altına alırken bilimsel bilginin açıklanmasını ve yayılmasını da bu özgürlüğün kapsamına alıyor.
Anayasa’nın 130’uncu maddesi ise üniversitelere bilimsel özerklik tanıyor ve öğretim üyelerinin serbestçe bilimsel araştırma ve yayında bulunabileceklerini düzenliyor.
Bu hükümler, öğretim üyelerinin bilimsel bilgiyi yalnızca akademik dergilerde veya bilimsel toplantılarda değil, kamuoyuna yönelik iletişim kanalları aracılığıyla da paylaşabilmeleri açısından temel anayasal dayanak oluşturuyor.
Dolayısıyla bir kardiyoloji profesörünün kalp hastalıkları, bir enfeksiyon hastalıkları uzmanının bulaşıcı hastalıklar veya bir nöroloji öğretim üyesinin Alzheimer hastalığı hakkında bilimsel açıklama yapması, öncelikle akademik özgürlük kapsamında değerlendirilmesi gereken bir faaliyet niteliği taşıyor.
Ancak bu özgürlük, her durumda kurumsal temsil yetkisi bulunduğu veya sağlık mevzuatındaki diğer yükümlülüklerden muaf olunduğu anlamına gelmiyor.
Anayasa Mahkemesinden Bilimsel Açıklama Özgürlüğüne Güçlü Güvence
Konuyla ilgili en önemli hukuki dayanaklardan biri, Anayasa Mahkemesinin 10 Nisan 2019 tarihli, E.2017/33 ve K.2019/20 sayılı kararı.
Yüksek Mahkeme, öğretim elemanlarının disiplin sorumluluğu kapsamına 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki disiplin fiillerinin tamamını dahil eden düzenlemeyi anayasal yönden inceledi.
Mahkeme, üniversitelerin Anayasa gereğince diğer kamu kurumlarından farklı bir hukuki statüye sahip bulunduğuna ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğünün bu farklılık gözetilerek korunması gerektiğine dikkat çekti.
Kararda, 657 sayılı Kanun kapsamında yetkisiz basın açıklamasının disiplin yaptırımı gerektiren bir fiil olarak düzenlendiği hatırlatıldı.
Ancak öğretim elemanlarının kendi bilimsel faaliyet alanlarına ilişkin konularda basın veya medya aracılığıyla kamuoyuna açıklama yapmalarının disiplin yaptırımına bağlanmasının bilim özgürlüğüyle bağdaşmadığı belirtildi.
Mahkeme, 657 sayılı Kanun’daki disiplin fiillerinin öğretim elemanlarına ayrım yapılmaksızın uygulanmasına imkân veren düzenlemeyi iptal etti.
Karar, akademisyenlerin bilimsel açıklamalarının sıradan bir kamu personelinin kurum adına yaptığı açıklamayla aynı hukuki çerçevede değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor.
Bununla birlikte karar, öğretim üyelerinin her türlü medya faaliyeti için koşulsuz izin muafiyeti bulunduğu şeklinde yorumlanamıyor.
2547 Sayılı Kanun Ne Diyor?
15 Nisan 2020 tarihli ve 7243 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerin ardından üniversitelerde görev yapan personelin disiplin hükümleri yeniden düzenlendi.
2547 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesi uyarınca öğretim elemanları, memurlar ve iş sözleşmesiyle çalışan personel bakımından farklı disiplin rejimleri uygulanıyor.
Öğretim elemanlarının disiplin işlemleri 2547 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yürütülürken, üniversitelerdeki memurlar bakımından 657 sayılı Kanun esas alınıyor.
2547 sayılı Kanun’un 53’üncü maddesinin (b) fıkrasının (4) numaralı bendinin (e) alt bendinde, basın-yayın veya bilişim sistemleri kullanılarak amirler, iş arkadaşları, personel, hizmetten yararlananlar veya öğrenciler hakkında gerçeğe aykırı açıklamalarda bulunulması, haksız isnatta bulunulması ya da özel hayatla ilgili bilgilerin rıza olmaksızın açıklanması disiplin cezasını gerektiren fiiller arasında sayılıyor.
Ancak söz konusu hüküm, öğretim üyelerinin kendi bilimsel uzmanlık alanlarında basın kuruluşlarına açıklama yapmasını başlı başına yasaklayan bir düzenleme içermiyor.
Bu nedenle bilimsel bir açıklamanın yalnızca televizyon, gazete veya internet haber sitesinde yayımlanmış olmasından hareketle disiplin ihlali sayılması hukuken yeterli görülmüyor.
Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde Görev Yapan Üniversite Hocalarının Statüsü Farklı
Konunun önemli boyutlarından birini, Sağlık Bakanlığı ile üniversiteler arasında yürütülen birlikte kullanım ve iş birliği uygulamaları oluşturuyor.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 9’uncu maddesi, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesisleri ile üniversitelerin ilgili birimlerinin eğitim, araştırma ve sağlık hizmetleri amacıyla birlikte kullanılabilmesine imkân tanıyor.
Bu düzenlemede, birlikte kullanılan sağlık tesislerinde görev yapan personelin disiplin ve özlük işlemlerinin kadrosunun bulunduğu kurumun ilgili mevzuatına göre yürütülmesi esası yer alıyor.
Bunun yanında, birlikte kullanılan eğitim ve araştırma hastanelerinde sözleşme kapsamında yürütülen eğitim ve sağlık hizmetlerine ilişkin disiplin fiilleri bakımından hastane koordinasyon kuruluna da belirli tespit görevleri verilmiş durumda.
Dolayısıyla bir üniversitenin akademik kadrosunda bulunan öğretim üyesinin Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde görev yapması, tek başına akademik personel statüsünün ortadan kalkması anlamına gelmiyor.
Öğretim üyesinin bilimsel açıklama özgürlüğü, kadrosunun bulunduğu üniversite ve tabi olduğu yükseköğretim mevzuatı dikkate alınarak değerlendiriliyor.
Ancak birlikte kullanım protokollerindeki görev, çalışma düzeni, izin ve koordinasyon hükümleri de ayrıca önem taşıyor.
Başhekimlik veya İl Sağlık Müdürlüğünden İzin Almak Zorunlu mu?
Hukuki değerlendirmenin merkezinde bilimsel açıklama ile kurum adına yapılan resmî açıklama arasındaki ayrım bulunuyor.
2547 sayılı Kanun kapsamında görev yapan öğretim üyelerinin, kendi branşlarına ilişkin her bilimsel medya açıklamasından önce mutlaka hastane başhekimliğinin veya il sağlık müdürlüğünün onayını almasını öngören genel bir kanun hükmü bulunmuyor.
Bu durum, akademisyenlerin bilimsel açıklama yapabilmesinin genel ve sınırsız bir idari izin sistemine bağlanamayacağı yönündeki anayasal güvencelerle birlikte değerlendiriliyor.
Bununla birlikte bir öğretim üyesinin bilimsel görüşünü açıklaması ile hastane adına resmî açıklamada bulunması aynı hukuki nitelikte değil.
Hastanenin resmî faaliyetleri, yönetim kararları, kurumsal verileri veya sağlık hizmetlerinin organizasyonuyla ilgili açıklamalarda kurumsal temsil yetkisi ve ilgili izin kuralları gündeme gelebiliyor.
Aynı şekilde hastane binasında televizyon çekimi yapılması, hasta ve çalışan görüntülerinin kaydedilmesi veya sağlık tesisinin fiziki imkânlarından yararlanılması, bilimsel görüş açıklama hakkından ayrı olarak kurumun idari yetkileri kapsamında değerlendirilebiliyor.
Bu nedenle yalnızca bilimsel bir konuda konuşulması ile hastane içerisinde medya çekimi gerçekleştirilmesinin hukuken birbirinden ayrılması gerekiyor.
Hastanede Çekim Yapılmasıyla Üniversite Yerleşkesinde Röportaj Verilmesi Aynı Şey mi?
Bir öğretim üyesinin üniversite yerleşkesinde, akademik çalışma ortamında veya hastane dışında kendi bilimsel uzmanlık alanına ilişkin açıklama yapması ile Bakanlığa bağlı hastanenin kliniklerinde televizyon çekimi gerçekleştirmesi arasında önemli fark bulunuyor.
Sağlık tesislerinde hasta mahremiyeti, hizmet güvenliği, personelin çalışma düzeni ve kurumsal alanların kullanımı nedeniyle çekimlere ilişkin izin ve koordinasyon süreçleri uygulanabiliyor.
Nitekim Sağlık Bakanlığına bağlı bazı hastanelerin basın ve kurumsal iletişim birimlerinin görev tanımlarında, uzman görüşü ve röportaj taleplerinin yetkililerin izniyle karşılanması ve hastane içindeki kamera çekimlerinin koordine edilmesi açıkça yer alıyor.
Ancak bir sağlık tesisindeki çekim organizasyonuna ilişkin izin uygulamasının, öğretim üyesinin bütün bilimsel görüşlerini her ortamda açıklayabilmek için aynı makamdan izin almak zorunda olduğu şeklinde genelleştirilmesi doğru olmayacaktır.
Her durumda ilgili birlikte kullanım protokolünün, kurumun yazılı düzenlemelerinin ve faaliyetin niteliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
YÖK Bilim İletişimini Stratejik Bir Üniversite Görevi Olarak Görüyor
Konuyla ilgili dikkat çeken bir diğer gelişme ise Yükseköğretim Kurulunun son dönemde bilim iletişimine verdiği kurumsal önem.
YÖK, Şubat 2025’te Bilim İletişimi Ofisini kurarak üniversitelerde üretilen bilimsel bilginin toplumun geniş kesimlerine ulaştırılmasını hedefleyen yeni bir çalışma başlattı.
17 Şubat 2025 tarihinde gerçekleştirilen Bilim İletişimi Ofisi Tanıtım Toplantısı’nda konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, bilimsel bilginin yalnızca kampüslerde, laboratuvarlarda, akademik dergilerde veya konferans salonlarında kalmaması gerektiğini vurguladı.
Özvar, üniversitelerde üretilen bilginin kamuoyuna aktarılmasının bilim insanlarının toplumsal sorumluluğu olduğunu ifade etti.
YÖK tarafından hayata geçirilen Bilim Kafe uygulamalarıyla da akademisyenlerin şehir meydanlarında, kafelerde, köy kahvelerinde, ulaşım araçlarında ve farklı sosyal ortamlarda vatandaşlarla buluşarak bilimsel konuları anlatmaları teşvik edildi.
Bu yaklaşım, üniversitelerin yalnızca bilimsel bilgi üreten değil, aynı zamanda bu bilgiyi toplumun anlayabileceği biçimde yaygınlaştıran kurumlar olarak konumlandırıldığını gösteriyor.
Özellikle tıp alanında çalışan akademisyenlerin bilimsel gelişmeleri, hastalıkların önlenmesini, erken tanının önemini ve kanıta dayalı tedavi yaklaşımlarını kamuoyuna anlatmaları, bilim iletişiminin temel faaliyetleri arasında bulunuyor.
YÖK’ün bilim iletişimini teşvik eden politikası, tek başına hukuki izin yükümlülüklerini kaldırmamakla birlikte, bilimsel açıklama özgürlüğünün neden korunması gerektiğini ortaya koyan önemli bir kurumsal yaklaşım niteliği taşıyor.
Sağlık Bakanlığının 2025 Yönetmeliği Ne Getiriyor?
Sağlık alanında basın açıklamalarına ilişkin değerlendirmelerde, 12 Kasım 2025 tarihinde yürürlüğe giren Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik de dikkate alınmak zorunda.
Yönetmeliğin 9’uncu maddesine göre, radyo ve televizyonlarda gerçekleştirilen sağlık alanındaki tanıtım ve bilgilendirme programlarına katılarak konuşma ve açıklama yapan sağlık meslek mensuplarının program öncesinde yönetmelikte belirtilen taahhütnameyi imzalaması gerekiyor.
Bu düzenleme, başhekimlikten veya il sağlık müdürlüğünden her bilimsel açıklama öncesinde izin alınmasıyla aynı nitelikte değil.
Yönetmelik ayrıca sağlık bilgilendirmelerinin reklam niteliği taşımaması, yanıltıcı olmaması ve mesleki ilkelere uygun yürütülmesi yönünde sınırlamalar getiriyor.
Dolayısıyla televizyonlardaki sağlık bilgilendirme programları ile kısa haber röportajlarının kapsamı, ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmek durumunda.
Bilimsel Açıklama ile Kurumsal Beyan Birbirinden Ayrılmalı
Mevzuat ve yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde, eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan üniversite öğretim üyelerinin basına açıklamalarında üç farklı hukuki alanın birbirinden ayrılması gerektiği görülüyor.
Birincisi, akademisyenin kendi uzmanlık alanında bilimsel bilgi ve görüş paylaşması.
İkincisi, Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastanenin faaliyetleri veya kurumsal kararları hakkında yetkili sıfatıyla açıklama yapılması.
Üçüncüsü ise hastane binası, klinikler, hastalar veya sağlık tesisinin imkânları kullanılarak medya çekimi gerçekleştirilmesi.
Bu faaliyetlerin her biri farklı hukuki yükümlülükler doğurabiliyor.
Öğretim üyelerinin bilimsel açıklama özgürlüğü anayasal koruma altında bulunurken, hastanelerin kurumsal işleyişine ve sağlık hizmetlerinin güvenliğine ilişkin yetkileri de devam ediyor.
Sonuç: Akademik Özgürlük Esas, Özel Mevzuat Hükümleri Saklı
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Anayasa’nın 26, 27 ve 130’uncu maddeleri ile Anayasa Mahkemesi kararları birlikte değerlendirildiğinde, eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan üniversite öğretim üyelerinin kendi bilimsel uzmanlık alanlarında basına açıklama yapmalarının anayasal korumadan yararlandığı görülüyor.
Mevcut genel kanuni düzenlemeler, bu kapsamdaki her bilimsel açıklama için hastane başhekimliğinden veya il sağlık müdürlüğünden önceden izin alınmasını zorunlu kılan genel bir şart ortaya koymuyor.
Bununla birlikte kurum adına yapılan resmî açıklamalar, hastane içerisindeki çekimler, hasta mahremiyeti, sağlık alanındaki tanıtım kuralları ve birlikte kullanım protokollerinden doğan yükümlülükler ayrıca değerlendirilmeli.
YÖK’ün bilim iletişimini üniversitelerin temel toplumsal sorumluluklarından biri olarak güçlendirmesi de akademisyenlerin bilimsel bilgiyi kamuoyuyla paylaşmasının yükseköğretim sistemindeki önemini gösteriyor.
Sonuç olarak, bir öğretim üyesinin bilimsel uzmanlık alanında basına görüş bildirmesi ile bir hastane adına kurumsal açıklama yapması aynı hukuki işlem değil. Akademik özgürlüğün korunması kadar kurumların meşru idari yetkilerinin doğru sınırlar içinde uygulanması da önem taşıyor.





