Allah kimseyi evladıyla sınamasın. Bu cümle, hayatta söylenebilecek en ağır dualardan biridir. Çünkü insan bazen en çok sevdiği yerden kırılır. Bir baba için evladının yanlış ihtimali bile başlı başına bir yıkımdır.
O yüzden hiçbir vicdan sahibi, bir babanın iç yangınını küçümseyemez. Hiç kimse, evlat üzerinden gelen imtihanın insanı nasıl içeriden parçaladığını inkâr edemez.
Ama bazı anlar vardır ki hayat, vicdan ile makamı aynı terazide tartar.
Bir insan yalnızca baba ise acısını yaşar. Fakat aynı insan bir dönem devletin ağır sorumluluğunu taşımışsa, artık yalnızca kendi hanesinden değil, kamu vicdanından da sorumludur. İşte tam burada çizgi belirir. Bir babanın evladını koruma hissi anlaşılabilir; fakat devlet gölgesinin hakikatin üstüne düşmesi asla kabul edilemez. Makam, aileyi hukukun önüne geçirmek için değil, hukukun önünü açmak için vardır.
Türkiye’nin bazı dosyaları bu yüzden yalnızca bir kayıp ya da ölüm dosyası değildir. Onlar aynı zamanda memleketin adalet refleksini ölçen sınavlardır. Gülistan Doku dosyasında son günlerde yaşanan gelişmeler, soruşturmanın yeniden hız kazandığını, gözaltı ve tutuklama adımlarının geldiğini, yıllardır donmuş görünen sürecin yeniden hareketlendiğini gösterdi. Kamuoyuna yansıyan bilgiler, dosyada yeni değerlendirmelerin yapıldığını ve soruşturmanın derinleştirildiğini ortaya koyuyor.
Fakat toplumu sarsan yalnızca yeni adli adımlar değildir. Toplumu asıl sarsan, yıllardır bu dosyanın üstüne çöken sisin kendisidir. Çünkü millet çoğu zaman sadece suça değil, suçun etrafında örülen suskunluğa da bakar. Bazen insanları yaralayan şey olayın kendisinden çok, olayın üstüne çekildiği düşünülen görünmez perdedir. Bu nedenle böylesi dosyalarda öfke yalnızca olaya değil, hakikati geciktiren her yapıya yönelir. Aile cephesi ve dosyayı takip eden hukuk çevrelerinden gelen açıklamalar da kamuoyunda bu yöndeki kaygıyı büyüttü. Kesin hükmü elbette yalnız yargı verir. Ancak ortada görmezden gelinemeyecek kadar ciddi iddialar ve güçlü bir toplumsal adalet talebi olduğu açıktır.
Tam da böyle zamanlarda bazı isimler öne çıkar. Sıradan bir bürokrat gibi değil, hukukun omurgası gibi.
Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu, bugün bu nedenle özel bir saygıyı hak ediyor. Çünkü kamuoyuna yansıyan gelişmeler, Gülistan Doku dosyasının onun döneminde yeniden ivme kazandığını, eski delillerin ve soruşturma başlıklarının tekrar ele alındığını gösteriyor. Ailenin dile getirdiği teşekkür ifadeleri de bu nedenle sıradan bir nezaket cümlesi değil, yıllardır boğazına düğüm olmuş bir vicdanın nefes alma çabasıdır. Ebru Cansu’yu önemli kılan şey, yalnızca bir dosyaya bakması değil; korkunun diline teslim olmadan hukukun dilini konuşturmasıdır. Bu memleketin, isme değil delile bakan, makama değil hakikate yönelen, güçlü ihtimaller karşısında geri adım atmayan savcılara ihtiyacı vardır. Ve bugün o isimlerden biri hiç tartışmasız Ebru Cansu’dur.
Buradan babalara da açık bir söz söylemek gerekir.
Evladınızı sevin. Evladınızı koruyun. Evladınız için gece uykusuz kalın. Ama evladınızın yanlışı varsa, onu hakikatten kaçırmayın. Çünkü gerçek babalık, suçu örtmek değildir. Gerçek babalık, sevgiyi adaletin yerine koymak değildir. Bir baba evladını koruduğunu sanırken, bazen onu daha büyük bir karanlığın içine itebilir. Örtülen yanlış kaybolmaz. Saklanan suç silinmez. Ertelenen hakikat yok olmaz; yalnızca büyür.
Kamu görevlileri için ise bu dosya başlı başına bir derstir. Devletin mührü, özel sadakatlerin aracı değildir. Kamu görevi, bir yakını kollama imtiyazı hiç değildir. Hiçbir makam, gerçeğin üstüne gölge düşürme hakkı vermez. Bugün susan, yarın o sessizliğin altında kalır. Bugün görmezden gelen, yarın devletin itibarına açılan yaranın parçası olur. Millet geç konuşabilir ama hafızası derindir; kim görevini yaptı, kim suskunluğu seçti, kim hakikatin önünde duvar oldu, bir yere mutlaka yazılır.
Ve işte tam burada ikinci bir yara daha önümüzde duruyor: Rojin Kabaiş dosyası.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te kayboldu; 18 gün sonra 15 Ekim 2024’te Van Gölü kıyısında cansız bedeni bulundu. Dosyada yer alan bulgular ve soruşturmanın seyri, kamuoyunda hâlâ tam anlamıyla aydınlatılamamış bir alan bulunduğu yönündeki tartışmaları canlı tutuyor. Son günlerde Rojin Kabaiş’in babasının Gülistan Doku ailesine destek ziyaretinde bulunması ve iki dosyanın aynı vicdan hattında anılması, toplumun artık benzer karanlıkların dağılmasını beklediğini gösterdi. Adalet Bakanı’nın da Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve Rabia Naz dosyalarının incelendiğine dair açıklaması kamuoyunda dikkatle izlendi.
İşte bu yüzden bugün söylenecek söz nettir:
Gülistan Doku dosyasında hakikat hangi kararlılıkla aranıyorsa, darısı Rojin Kabaiş dosyasının da başına.
Orada da sis dağılsın.
Orada da bekleyen aile cevabını alsın.
Orada da hiçbir görünmez el adaletin önüne geçemesin.
Orada da delil konuşsun.
Orada da sonuç çıksın.
Çünkü bazı dosyalar yalnızca adliyede görülmez. Bazıları milletin vicdanında görülür. Ve vicdan mahkemesinde beraat ettiren şey nüfuz değil, yalnızca hakikattir.
Bu ülkenin artık ihtiyacı olan şey tam da budur: Güçlü soyadlarından korkmayan savcılar, dosyayı unutturmayan aileler, suskunluğu kabul etmeyen toplum ve hiçbir makamın adaletin üstüne çıkamadığı bir devlet düzeni.
Bir babanın acısı ayrıdır.
Ama adaletin hakkı da ayrıdır.
Biri merhamet ister.
Öteki cesaret.
Devlet dediğimiz şey, ikisini birbirine karıştırmadığı gün gerçekten devlet olur.