Ordu’da 3.500 Trabzonlu Muhacirin Sessiz Tanığı: “Kimsesiz Trabzonlular Mezarlığı”
Ordu’da 3.500 Trabzonlu Muhacirin Sessiz Tanığı: “Kimsesiz Trabzonlular Mezarlığı”
İçeriği Görüntüle

1809’un soğuk Aralık günlerinde, Jane Todd Crawford adlı bir kadın, dönemin tıp çevrelerinin “ölümcül” olarak tanımladığı bir hastalıkla mücadelede tarihe geçti.

Olay, 13 Aralık 1809’da Green County kırsalında başladı. Ailesi tarafından karnında giderek büyüyen ve yaşamını tehdit eden kitleden muzdarip olan 45 yaşındaki Crawford, tıbbi yardım almak üzere yaklaşık 60 mil (yaklaşık 96 km) at sırtında Danville’a doğru yol aldı. Bu, yalnızca bedensel değil psikolojik bir sınavdı: “Artık teslim olmak yok” diyerek şehir kapısına ulaştı.

Crawford’un umudu, İngiliz cerrah Dr. Ephraim McDowell’in kapısını çalmasıyla somutlaştı. O dönem için mide veya karın boşluğunu açmak, enfeksiyon riskleri ve kan kaybıyla eş anlamlıydı. Ancak McDowell, hastalığın kaynağını tespit etti ve Jane’in karnındaki devasa yumurtalık kistini çıkarmaya karar verdi.

Operasyon anestezi ve steril ortam yokluğunda gerçekleştirildi. Etkisiz sayılan yöntemlerle ameliyat edilmek yerine, bilinçli olarak masaya yatırılan Crawford, dua ve ilahilerle içsel sükûnetini korudu. McDowell’in elinde yaklaşık 23 santimetre uzunluğunda bir kesi yapıldı ve yaklaşık 22.5 kilo ağırlığındaki kitle vücuttan başarıyla alındı.

Cerrahi işlem, dönemin tıp otoriteleri tarafından “imkânsız” gözüyle bakılan bir başarı hikâyesine dönüştü. Enfeksiyon kapma riski, kan zehirlenmesi ve operasyon sonrası şok gibi komplikasyonlar nedeniyle benzer müdahaleler genellikle ölümle sonuçlanırken, Crawford hızla toparlandı. Ameliyattan beş gün sonra yürümeye başladı, bir ay içinde atına binerek evine döndü.

Crawford, ameliyattan sonra 30 yıla yakın bir yaşam sürdü, ailesini büyüttü ve 1842’de 78 yaşında hayatını kaybetti. Tarihçiler bu ameliyatı “modern abdominal cerrahinin başlangıcı” olarak görüyor.

Tıp tarihçileri bu olayı sadece bir cerrahi başarı olarak değil, aynı zamanda dönemin toplumsal ve bilimsel önyargılarını kıran bir dönemeç olarak değerlendiriyor. Jane Todd Crawford’un hikâyesi, cesaret ile tıbbi yenilik arasındaki dokunaklı ilişkiyi hatırlatıyor.